AŞAĞIDAKİ MAKALE; (HAŞA)
KUR'AN-I KERİM'DE ÇELİŞKİ OLDUĞU İDDİASINDA
BULUNAN SERDAR KAANGİL'E VERİLMİŞ BİR CEVAPTIR.
 
 

Serdar Bey;

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki sana çok çok teşekkür ederim. Kuran'da çelişkiler diye yazmış olduğunuz ayetleri ve konuları ben şahsen günlerce uğraşsam hepsini bir arada bulamazdım. Hayli zamanımı alırdı. Benim için bu konu ve ayetler aydınlatıcı oldu. Değerli Dostum! Dünyada iki tür inanç vardır. Bildiğiniz gibi biri Fiziki, biri Fizik ve fizik ötesi. Önemli olan nasıl inanmak istediğinizdir. Ben illaki gördüğüme inanırım, gördüğümün dışında bir varlık yok diyorsanız; o sizin bileceğiniz iştir. Bunda bile inkâr vardır.

Siz de biliyorsunuz ki hayatımızda ve evrende görünmeyenler de vardır. Neyse sizin gibi birinci şıkka inananlar sadece varlığa inanırlar, kendilerini merkeze alıp, ateist diye adlandırılırlar. İkincı şıktakiler ise Tek Allah'a (yaratıcıya), kendilerini kul merkeze de Allah'a koyarlar. Bir üçüncü şık vardır ki, biraz ateist biraz dindar, biraz kapitalist biraz inanan, biraz ondan, biraz bundan velhasıl Tanrısı para olanlar vardır. İşte toplumda bunlar çoğunluktadır. Para için yapmayacağı yoktur. Bunların çoğunluğu da toplumda genelde dindar geçinirler. Kabe'yi görünce ağlarlar, davulu görünce oynarlar. Şu anda toplumun çektiği bu karakterde olan karaktersizlerin yüzündendir. Sizin de Kuran'a ciddi olarak yaklaşamamanızın gerekçesi de bu tür kalpazanların yüzündendir. Önemli olan sadece bir şeye inanmak değil o inancın gereklerini yerine getirmektir. Peki o gerekçelerde hata varsa işte o zaman, o ilmi enine boyuna detaylı olarak incelemektir. Özüne vakıf olmaktır. Bunu neden söylüyorum. Sizin Kuranı gerçekten Arapçasını vakıf olarak incelemeyip, sağdan soldan alıntı yapıp, etrafınızdaki gelenekçi Müslümanları kriter yapıp, öylece eleştirmenizdir. Eğer siz gerçekten Kuran'ı Arapça orijinaliyle anlamaya çalışsanız ben inanıyorum ki bugünkü edinmiş olduğunuz kanaat ve düşüncelerinizden vazgeçeceksiniz. Sadece İhlas Suresi'nin birinci ayetini anlamaya çalışmanız bile Allah'a ve Kuran'a inanmanıza yetecektir. Kuran'ı anlayamayıp onlarda çelişki varmış gibi algılamamız, bizim gerçeği bilmememizden, anlayamadığımızdan kaynaklanıyor. Allah İhlâs Suresi'nde kendisini tarif ederken Birin karşılığı VAHİD olması gerekirken EHAD kelimesini kullanıyor. Bu kadar seçiciliği ancak gerçek var olan ve kendini kendisi tarif eden yapar. Bütün mealleri inceleyin seçici yaratan olduğu için %99 u çuvallamıştır. Adam “bir” ile “tek”i aynı zannediyor. Allah özellikle EHAD ‘i seçmiş ki kendisinde eksi şer olmadığını bildirmek için. Çünkü Ehad de artı vardır eksi yoktur bu Allah'a özeldir. Bir “vahit” kullara aittir. Çünkü birin hem artısı hem de eksisi vardır. O nedenle Kul davranışlarında tamamen özgürdür. Kul istemeyince o kötü fiil yaratılmaz. Allah hep pozitiftir. İyi güzel olanları hep yaratır. O günün şartlarında bu kadar bilimsel olan bir konuyu Hz. Muhammed'in bilmesi mümkün değil. Çünkü Vahidin (birin) eksiyi de kapsadığı daha 18. yüzyılda belirlenmiştir.

Neyse konuyu daha fazla uzatmayayım. Çelişkili olarak belirttiğin konularla ilgili görüş ve düşüncelerimi senin yazının yanında "KIRMIZI RENKLE" belirtmeye çalıştım umarım aydınlanırsın.

 

 

Gelelim Şimdi Sorularının cevaplarına

Değerli Dostum, Kuran'ın bütün ayetlerinin herkes tarafından anlaşılması gerekmez mi diye itirazda bulunuyorsun. Böyle mantıksız bir soru görmedim. Bu itiraz bilenin değil bilmeyenin itirazıdır. Eğer Kuran herkes tarafından hemencecik anlaşılacaksa O'nun âlemlere ve bütün insanlara öğüt olmasının, dünyaya imtihan için gelmemizin ne anlamı var. Böyle bir Kuran bırakın Allah kelamı olmayı İlkokul mezunu bir çocuğun yazdığı bir kitap olur ki, böyle bir mantıktan kesinlikle söylüyorum ki yine Allah'a sığınırım. Yahu bugün bile bir üniversite sınavında her zekâ, akıl ve eğitim gurubunun yapabileceği çeşitlilikte yani soru kitapçığında ilkokul mezunu çocuğun cevaplayacağı sorulardan tutun da Üniversite mezununun cevaplayacağı sorular dahil buna göre sualler sorulup ve bu formatta sınav yapılırken gelmiş ve gelecek bütün insanların sınava tabi tutulduğu bir hayat kitabının bu bayağılıkta olmasını nasıl istersin? El İnsaf !!!


A- Kur'an'ın Kendi İçindeki Dinî Çelişkiler: (HAŞA)

1- Hesap gününde Allah'tan başkası şefaat edebilir mi?

Edemez / Bakara-48: Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

Cevap: Burada İsrail oğullarına bir tehdit ve korkutma var onun için istisnalar dile getirilmemiş. “ Devlet bu politikayı devam ettirirse çiftçi diye bir şey kalmayacak. ” da anlatılmak istenende olduğu gibi. Bu ifadeden “O”(sıfır) çiftçi kalacak yahut çiftçilik “O”(sıfır) olacak anlamı çıkmaz. Varlığını sürdüren istisnalar olacaktır anlamını da içinde barındırır.

Edebilir/ Meryem-87: Rahman'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

Cevap: Bu ayet de yukarıdaki ayette bahsedilenlerin istisnasıdır.

Edebilir diyen diğer Ayetler: Enam-51, İnfitar/ 18-19
Edemez diyen diğer ayetler: Bakara-123, Zuhruf-86, Secde-4

2- Kötülük Allah'tan mı gelir?

Nisa -78. Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: “Bu Allah'tandır” derler, bir kötülüğe uğrarlarsa “Bu, senin tarafındandır” derler. De ki: “Hepsi Allah'tandır”. Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?

Cevap: Bu ayette anlatılmak istenen olayın yaratılmasıdır.

Nisa-79. Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahit olarak Allah yeter.

Cevap: Bu ayetteki anlatılmak istenen ise kötülüğün sebebidir. Çünkü bir olayda sebebi kul kendisi oluşturur. Yaratmayı da Allah yapar. Kul her zaman sebeplerden sorumludur. Sonuçlardan değil. Çünkü sonuç kaderdir.

Hiçbir zaman İhlâs Suresi'nin birinci ayetinde de belirtildiği gibi “O Allah “EHAD (TEK)” tir. şer (kötülük) Allahtan gelmez. Ondan her zaman iyilik sadır olur. Kul kötülüğü ister ama Allah istemeye istemeye de olsa yaratır. İyilikleri ise kul ister istemez (istisnalar hariç) hemen yaratır. Amentüde belirtilen gelenekçi müslümanların ifade ettiği gibi “HAYIR VE ŞER ALLAH'TAN GELİR” değil, doğrusu “HAYRI VE ŞERRİ ALLAH YARATIR” olacaktır. Bilgilerin anlaşılmayan tarafı burasıdır. Sen bırak başkasının kavradığını anlamaya çalışmayı Kur'anın özüne meditasyonla derinlemesine düşün. Hakikati bulacaksın.

3- Müslüman olmayanlar cennete gidebilir mi?

Gidebilir/ Bakara-62. Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku ve üzüntü yoktur. (Ayrıca Maide-69 )

Gidemez/ Ali İmran-85. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Ayrıca tevbe-30)

Cevap: Bu ayeti Kerimede Allah Kuran gelmezden önceki Allah'a inananlardan (hanif olanlardan) Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve sabiilerden kim iyi işler yapıp ve Ahiret gününe inanmışlarsa onların Allah katında mükafatlarının olduğu ve onların mahzun da olmayacaklarından bahsediyor. Yoksa Kuran geldikten ve Allah din olarak kesin kez İslam'ın yayılmasını sağladıktan sonra değil.

5- İlk Müslüman kimdir?

Enam-163'e göre Muhammed.
Cevap: Adem yaratılmadan önce ilk Müslüman

Araf-143'e göre Musa.
Cevap: Kendi kavimlerinde ilk Müslüman

Ali İmran-67'ye göre İbrahim.
Cevap: Kendi kavimlerinde İlk Müslüman'dır. Kişinin bilmemesi onun öyle olduğu anlamına gelmez.

7- İblis melek midir, cin midir?

Bakara-34'e göre melek, Kehf-50'ye göre ise cindir.

Cevap: Ayeti Kerimenin orijinalinde, Doğrusu “İblis Melek ti”dir. Yanlış tercüme var

Bakara-34. Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.

Kehf-50. Hani biz meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise (cinlerdendi) doğrusu (cinlerden oldu) da Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da İblis'i ve neslini, kendinize dostlar mı ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin için birer düşmandırlar. Bu, zalimler için ne kötü bir bedeldir!

Cevap: ayetin içinde de müdahale ettiğim gibi İblis cinlerdendi değil doğrusu: “İblis cinlerden oldu” olacaktır. Tercüme hatası var.

 

8- İslam'da Vasiyet geçerli midir?

Cevap: Evet, vasiyet geçerlidir ve en fazla 1/3 tür.

Bakara-180'de ölümü yaklaşanlar için vasiyet etmek şart koşulmuşken,

Cevap: Evet herkesin yanında vasiyet bulundurması gereklidir

Nisa/ 11-12 ayetleriyle vasiyetin bir hükmü
kalmamış, miras taksimi zorunlu kılınmıştır.

Cevap: Bu ayette vasiyet ve borç yerine getirildikten sonra kalan miras, varislerindir demektedir.

Bakara-180. Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı.

Ayete ilaveten, Muhammed'in Veda Hutbesinde şöyle dediği yazılıdır:

“Mirasçı için ayrıca vasiyet etmeye gerek yoktur.”

Cevap: Elbette mirasçı için vasiyete ihtiyaç yoktur. Zaten o vasidir. Vasiyet ise diğer akrabalar içindir. Sen anlamamaya yemin mi ettin?

10- Allah herşeyi bilir mi?

Gaybı bilen yalnızca Allah'tır” ayetlerine rağmen Enfal/ 65-66 da Allah'ın bir Müslüman'ın kaç düşmana bedel olduğunu ancak savaştan sonra bilebildiği anlaşılıyor.

Enfal-65. Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa iki yüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.

Enfal-66. Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa iki yüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle iki bin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

Cevap: Aynı ayetin nüzulü yani inmesi devam ediyor. Müslümanlar savaşa girmiş değil. Müslümanların itirazına binaen bu ayeti kerime 65. Ayeti Kerime'den sonra geliyor. Sorumluluk ve güç hafifletiliyor. Ayetin iniş nedenini siz bilmediğiniz için çelişki varmış gibi algılıyorsunuz.

11- Evlilikte Peygambere tanınan ayrıcalık:

Ahzap-50. Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helal kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikah etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Cevap: Hz. Peygamber, Allah'ın Müminlere en son olarak dörde kadar evlenmeyi cevaz verdikten sonra bütün hanımlarını boşanmaları için serbest bırakmış, hiç biri boşanmak istememiştir. Bu hadiseden sonra Hz. Muhammed(sav) sadece en fazla dört hanımıyla ilişki kurmuştur. Diğerleri Onun koruması ve himayesi altında bulunmuşlardır.

12- Allah ve melekleri, Muhammed'e salât eder mi?

Ahzap-56. “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin, selam edin.”
ayetinde Allah'ın peygambere salat ettiği ifadesi büyük çelişkidir.

Cevap: Salât'ın sözlük anlamı: Namaz, dua, yönelme, aynı zamanda yardım, destekleme, koruyup kollama vs.dir Salâtın diğer adı “yardım” olduğuna göre salât yerine “yardım'ı” koy manayı anlarsın. Buna göre ayette bir çelişki yoktur.

Bu ayetteki salat'ın namaz anlamına gelmediğini, destek anlamı taşıdığını öne sürenler de vardır. Bu da apaçık olduğu söylenen ayetler üzerinde bırakın sıradan insanları, İslam âlimlerinin dahi anlaşamadığını gösterir.

Cevap: Sen kendi anladığını ve doğru anladığına bak! Allah sana âlimlerden söylediklerinden sormayacak. Kendi bilmiş ve yapmış olduklarından soracak.

 

13- Allah gönderdiği kanunları, hükümleri değiştirir mi?

Bakara–106. “Herhangi bir Ayet'in hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücünün yettiğini bilmez misin? “

Hac-52. Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nahl-101. Biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar Peygamber'e, “Sen ancak uyduruyorsun” derler. Hayır, onların çoğu bilmezler.

Rad-39. Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O'nun yanındadır.

Aşağıdaki ayetlerde ise farklı söylenir;

Fatır-43. “… Hayır! sen Allah'ın kanununda değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın kanununda asla bir döneklik bulamazsın. “

Feth-23. “… Allah kanununda hiçbir değişiklik bulamazsınız.

Cevap: “Buradaki Allah'ın kanunundan maksat kozmosun, kainatın yaratılmasında ve mevcut varlığın çalışmasında, hareketinde. Yani dini terimle Sünnetüllah'ta bir değişiklik bulamazsın demektir. Yerel ve bölgesel kanunlardan değil. Senin anlayışında kıtlık var.

14- Tanrı'nın kitabı düzensiz, karmaşık olabilir mi?

Kur'an'ın genelinde konu karmaşası ve uyumsuzluk vardır. Bir konudan bir başka konuya atlanır. Örneğin Bakara suresinde boşanma konusu işlenirken aniden namaz kılma ve usülleri anlatılmaya başlanır. Ardından tekrar hukuk konularına dönülür.

(Bakara/ 237-238-239)Birçok surede aynı anlatımlar tekrarlanır. Bu durum Kur'an ayetlerinin karışık ve düzensiz toplandığını gösterir ki Allah'ın koruması altında olan bir kitabın böyle düzensiz olması bir çelişkidir.

Cevap: Düzenden kişinin ne anladığına bağlı ama yine burada senin algılamanda ve geleneksel Müslüman anlayışında olduğu gibi kıtlık var. Çünkü: Kur'an senin anladığın gibi beşeri bir kitap değildir. Aynen insan hayatı gibidir. İnsanın hayatını anlatan bir kitaptır. İnsan hayatında bir düzen var mı ki sen Kurân'da düzen istiyorsun. O senin hayatına endeksli. Çünkü senin bireysel özgürlüğün var. Eğer senin istediğin gibi bir kitap olsaydı sen o hayatı yaşayamazdın. Senin için hayat fıtri değil, cebri olurdu. O zaman senin varlığının bir anlamı olmazdı. Çünkü sen programlanmış bir robot değil düşünen, anlayan, kavrayan serbest değil özgür olarak yaşayan bir varlıksın.


15- Edison, Einstein, Ebu Talip vb. ebedi cehennemlik mi?

Ali İmran-115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

Bakara-217. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.

Tevbe-17. Allah'a ortak koşanların, inkarlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedi kalacaklardır.

Müslümanların yaptığı zerre kadar işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidecek ve sonsuza kadar cehennemde işkence görecekmiş. İşkence görmeyecek. Yanacak Tanrı böyle haksızlık yapar mı?

Cevap: Yapmaz. Yalnız bu bir haksızlık değil bilakis adalettir. Beşeri bir sistemde bile Devlet kendi kural ve kaidelerini yerine getirmeyen isyankâr P.K.K.'lıları ne kadar müsamaha gösteriyorsa, Allah da o kadar gösterir. Onların Devlete karşı isyankâr, fakat insanlara karşı son derece insancıl davranışlarda bulunmaları, iyi insan olmaları, devlet açısından bir anlam ifade eder mi? Etmez. Ama buna rağmen devletin bütün emir ve yasaklarını harfiyen yerine getiren, insanlara ve devlete hiç faydası olmayan fakat bu vatandaşlar insanlara karşı son derece sert ve haşin olduğu halde, devlet böyle bir vatandaşına ceza verir mi? Elbette vermez. Çünkü devletin yanında iyi bir vatandaştır. İyi insan olması devleti ilgilendirmez. Devletin aradığı tebaasının iyi vatandaş olmasıdır. Aynen bunun gibi. Önemli olan kulun önce Allah'ın var ve tek olduğunu tanımasıdır. Aynen devlete vatandaş olabilmek için önce “Devletin varlığını, birliğini ve bölünmez bütünlüğünü tanımak” da olduğu gibi.

 

16- Şüphesi, çelişkisi olanın soru sorması yasak!

Maide-101. Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Maide-102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
Allah'ın soru sorma yasağı koyması çok anlamsızdır, acayiptir.

Cevap: Bu ayetteki soru sormadan maksat, bireyin yalnız başına peygamberden öğrenmek istediği değil toplum içinde sorulan ve genele hitap eden sorulardır.

Soru sormanın yasaklığı da kulun kendi iyiliği içindir. Bireysel olarak kula Allah'ın ve peygamberin vermiş olduğu lütuf, müsamaha toplum içinde açıklandığında, adalet yerine getirileceğinden, kul kendine verilen o lütuftan, o ayrıcalıktan da olur. Zaten bu ayet de sahabenin hac seferinde inzal olmuştur. Sahabe Peygambere Haccın her sene olup olmayacağını sormuştur. Ömürde bir defa olması daha uygun olan haccın sürekli her sene mi her sene mi diye soru sorma sonucu, evet her sene dense ayette belirtildiği gibi Allah'ın lütfü olan o kolay hac yapma şekli zorlaşırdı.

17- Kur'an apaçık anlaşılır bir kitap mı?

Şuara-195'te Muhammed, “uyarıcılardan olabilsin diye” Kur'an'ın “apaçık bir dille” indirildiği; Zuhruf/ 2-3 ‘te daha açık olarak, ” Apaçık Kitaba yemin olsun ki şüphesiz biz O'nun düşünüp anlayasınız diye ” indirildiği;
Fussilet-44'te Kur'an ayetlerinin uzun açıklamalı olmadığı;
Yusuf-12'de Kur'an'ın, herkesçe “okunup anlaşılması için” indirildiği; Duhan-58 ‘de, herkese öğüt alsınlar diye kolaylaştırıldığı söylenir.

Ancak Kur'an anlaşılmaz bir yığın ayetle ve kavramla doludur. Anlaşılabilmesi için eski Kureyş Arapçasının, hadislerin, peygamberin ayrıntılı hayatının, dönem tarihinin iyi bilinmesi gerekir. Orucun kaç gün olduğu, namazın kaç vakit olduğu bile açıkça belirtilmemiştir.

Cevap: Zaten sen istediğin cevabı kendin vermişsin. Kıtlık Kuranda değil, senin ve bizim geleneksel ve yerleşik din anlayışımızda. Bizler kendimizi Kurana uyduracağımıza, Kuranı kendimize uydurmaya kalkıyoruz da ondan. Aynen Yahudilerin ve Hıristiyanların kitaplarını yaptıkları gibi. Hâlbuki Kuran toplum önünde değişmeyi değil bilakis toplumu değiştirmek için Hz. Muhammed(sav)'in önderliğinde bütün insanlara rehber olmak için Allah tarafından inzal olmuştur. Sizler hem diyalektik materyalizme inanıyorsunuz. Buna rağmen Kurandan durağanlık bekliyorsunuz. Bu kendi içinizde bir çelişkidir. Kurandan herkes anladığını anlayacaktır. Gerçekten O, Asrı Saadetten kıyamete kadar hükmünü sürdürecek apaçık herkesin anladığı kadar anlayacağı bir kitaptır. Sen hiç kitap yazdın mı bilmiyorum. Ama insanın yazdığı kitap bırakın kıyamete kadar hükmünü ve doğruluğunu sürdürmeyi, daha bir gün bile geçmeden keşke şurayı şöyle yazsaydım diye eksiklik ve ya pişmanlık duyar. Yani insanın yazdığı kitap değişmezliğini bir gün bile sürdüremez. Hal böyleyken bu itirazları yapmak Kuranı art niyetli ve inkârcı bir gözle bakmaktan başka bir şey değildir.

18- Kıble, İslam'ın ilk yıllarında neden Kudüs'tü?

Cevap: Kitap Ehli olan Yahudi ve Hıristiyanları İslam'a ısındırmak için.

Müslümanlar kıble olarak önce Kudüs'ü sonra Kabeyi seçmişlerdir.
Bu durum Bakara/ 142-145 ayetlerinde açıklanır.

Bakara-142. İnsanlardan bazı beyinsizler; «Onları daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren sebep nedir?» diyecekler. De ki; «Doğu da Batı da Allah'ındır. O dilediğini doğru yola iletir.»

Kıble değişikliği bir çelişkidir ve Yahudilerle yaşanan çekişme neticesinde çıkmıştır.
Halbuki madem önceki toplumların ve peygamberlerin de namaz kıldığı iddia edilir, öyleyse onların kıblesi neyse yine o olmalı ve hiçbir şartta değişmemeliydi.

Cevap: Yukarıdaki cevaba artı olarak önceki kitap ve peygamberler bir kabileye yahut bir bölgeye iniyordu. Onların kıbleleri değişkendi. Kuran ise bütün insanlığa ve âleme inzal edilip sorumlu tutulduğundan, dünyanın altın oranı olan 1.618 sayısının tespit edildiği Kabe'den başka yer olamazdı. Aksi akla aykırı olurdu.

19- Ganimetlerin tamamı mı yoksa 1/5'i mi?

Enfal-1.'de “ganimetler Allah'ın ve peygamberindir” denirken,
Enfal-41'de “ganimetlerin beşte biri Allah'ın ve peygamberindir” denir.

Enfal-1. (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah'a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”

Enfal-41. Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. (…)

Cevap: Burada sapla samanı birbirine karıştırmayalım. Ganimetlerin tamamı savaş yapılmadan barış halinde iken ele geçen ganimetlere aittir. 1/5 ise bizzat savaş yapılıp kazanıldıktan sonra ele geçen ganimetlerin taksimi içindir. Birinde askerlerin emeği var diğerinde ise askerlerin emeği olmadığından ganimetlerin tamamı Bey Tül mal olan hazineye aittir.

20- Peygamberler eşit mi yoksa üstün olanı var mı?

Bakara-285 ‘te Peygamberler arasında fark olmadığı söylenirken, aynı surenin 253. ayetinde; “İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık..” denir.

Bakara-285. Peygamber de, iman edenler de O'na indirilene inandı. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. “O'nun peygamberlerinden hiçbirinin arasında fark görmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz ey Rabbimiz, Dönüş sana'dır” dediler.

Bakara-253. İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. (…)

Cevap: Burada da konuyu tam anlayamamışsın. Bilerek veya bilmeyerek anlayışında yanlışlık var. Çünkü Bakara 285. Ayette Allah Müminlerin durumunu bildiriyor. Yani Müminler Resulleri arasında ayrım gözetmezler hepsine birden inanırlar manasında. İnananlar Rasül ve nebilerin hepsini bilmediklerinden hepsine eşit gözle bakmaları gerekiyor. 253. Ayette ise, Allah kendisinin yarattığı resullerine hangi şekilde yarattığı ve hangi gözle baktığından bahsediyor. Demek ki kendi yanında Resulleri eşit değilmiş. Bundan doğal ne var. Sen Gelenekçi atalarının dinine inanan Müslümanların inandığı dini mı eleştiriyorsun Yoksa olması gereken İslâmı mı? Önce buna karar ver. Bunun yanında mantık olarak kendilerine kitap ve sahife verilen Resullerle , bu kitap verilen Resullerin şeriatlarıyla (kurallarıyla) sorumlu tutulan Nebilerin arsında zaten fark mutlaka vardır. Tabii ki bizim gelenekçi., taklitçi Müslümanlar bu farkı bilmediklerinden ve hepsine İranlıların fars dili olan Peygamber kelimesini kullandıklarından aradaki anlam farkını kavrayamıyorlar. Sen de bu farkı bilmediğinden güya Kuranda (hâşâ) bir yanlışlık bulup balıklama dalıyorsun. Ne diyelim Allah ıslah eylesin.

21- Kur'an Mekke ve çevresine mi yoksa tüm insanlara mı?

Enam-92. Bu da kendisinden öncekileri doğrulayan mübarek bir kitaptır ki, beldelerin anası (Mekke) ile onun çevresindekileri uyarman için indirdik. Âhirete inananlar, ona da inanırlar; onlar, namazlarına da dikkatle devam ederler.

Kalem-52. Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.

Cevap: Kurandaki ayetin aslında Mekke diye bir yer tarifi yok. Dikkat edilirse Mekke parantez içindedir. O tercüme eden mütercimin anladığıdır. Ancak öyle bile anlasak, bunda bir yanlışlık yok. Merkez Mekke'dir. Çünkü 1/618 Dünyanın Altın oranıyla sabitlenen ve içinde Kabe'nin bulunduğu merkez Mekke sayılır. O halde deniz dalgası gibi genişleyerek bütün âlemlere Allah'ın hükmü (kuralı) öğüdü yayılır. Var olan bütün âlemlerde yaşamakta olan bütün mahlukat Kurandan öğüt alacaklardır. Anti parantez bu ayete göre bizim görüp, bilip, anlamadığımız mahlukatın yeryüzüne Kurandan öğüt alması için ziyaret etmeleri oldukça olasıdır.

22- Cehennemde kapışma?

Alak/ 15-18. And olsun ki onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman taraftarlarını çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.

Ayet, Ebu Cehil için söylenmiş. Güçsüz bir insanın “Allah benden yana” demesine benziyor. Yani insan sözü.

Cevap: Bu ayeti Kerimenin nüzul sebebi olarak şu hadise gösterilir. Ebu Cehil Darun Nedve denilen kurultayın( Bugünkü milli güvenlik Kurulu) başkanıydı kendini sürekli güçlü addederek Hz. Muhammed'in namaz kılmasını yasaklardı. Yine böyle namaz kıldığı bir anda Peygamberimize Ebu Cehil ben sana Kabe'de namazı yasaklamamış mıydım niye kılıyorsun. Bana karşı mı geliyorsun diye tehditler savurmuştu. Bu tehdide karşılık Hz. Muhammed(sav) Ebu Cehil'in boynundan tutarak hırpalıyordu. Bu haldeyken Ebu Cehil beni ne ile tehdit ediyorsun. Bu gücü nerden buluyorsun anlamında sözler söylemiş, yapma bak biliyorsun ben çok güçlüyüm seni güvenlik güçlerimle mahvederim demişti. Bunun üzerine bu ayetler inzal olmuştu. Yüce Allah, Ayetinde Ebu Cehil atıp tutmasın, taraftarım var diye böbürlenmesin, Eğer O bu durumunu sürdürürse, Devlet Başkanlığını güç olarak kullanırsa, Biz de ismi zebani olan meleklerimizi gönderir, onu ve ahalisini yok ederiz. Demektedir. Yani mesele bir kişinin Tevhit fikrini yaymasından dolayı Devlet başkanı bu kişiye karşı devletin bütün gücünü kullanırsa, biz de Resulümüzü yalnız bırakmayız. Zebanilerle O devleti kökünden yok ederiz tehdidinde bulunmaktadır. Burada zayıflıktan ziyade bir güç gösterisi vardır. Ebu Cehil'in ısrarından vazgeçmesi sonucu koca devlet helak olmaktan kurtulmuştur.

23- Hitap çelişkisi: ( Ben, Biz, O, Allah)

Kur'an'da ayetlerin çoğunda Allah 3. şahıs, bazılarında 1.şahıstır. Kimi ayetlerde çoğul “biz” ifadesi, kimilerinde ise tekil ifade mevcuttur. Örneğin Hac/ 34-35 de şahıs zamirinde tam 6 kez değişiklik yapılır. Allah'tan hitap bir kitapta hep aynı zamir kullanılmalıydı.

Cevap: Ene (ben) zamiri insanlara mahsustur. İnsanlara mahsus olan benlik zamirini Yüce Allah özellikle kullanmamıştır. Çünkü Allah'ın kendisinde ŞERE muallik bir vasıf mevcut değildir. Kendi varlığında insana ait olan musibet yoktur. İkinci bir husus olarak Allah tek olduğu halde ben demekten hayâ edip, ifadelerinde biz diyorsa, bundan Allah'ın değil bizim utanmamız gerekmez mi? “Ben”den bize terfi etmemiz lazım değil mi? Üçüncü olarak da bu ne inceliktir ti, her şeye gücü yettiği halde yeri geldiğinde Ehad ve Vahit olduğu halde yine de ben demiyor. Bu Allah'ı küçültmez inadına büyütür. Zaten O'na da bu hitap şekli yakışır. Çünkü O Allah incedir, zariftir.

 

24- Bu ayette melekler mi konuşuyor?

Zuhruf-11'de de ilginç bir kurgu vardır:
“O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla (suyla) ölü memleketi diriltiriz”.

Suyu indiren Allah'sa, ölü memleketi dirilten kim?
Kur'an'ı Allah gönderdiyse bu “biz” diyen kimler?

Cevap: O dediği Allah'ın kendisi, Biz dediği de kendisidir. Çünkü Allah “Ben'liği” ene'yi şeytana verdiği için kendisinden hiç bir zaman “Ben” diye hitap etmez. Benlik İblis ve İnsana mahsustur. Eksi durum sadece bu iki mahlûkta mevcuttur. Allah'ın “EHAD” sıfatı gereği kendisinde Ben'e (Eneye) eşdeğer olan (-) eksilik yoktur. Sadece O'nda “EHAD” sıfatı gereği (+) artı değerler, yani iyilik ve ihsan mevcuttur. Bu nedenle Kendisinden hiçbir zaman Ene=Ben diye söz etmez. Allah'ın Bu özelliğine kriter alan Ben de genelde konuşmalarımda hep biz diye cümle kurmaya özen gösteririm.


 

25- Allah mı şair? Muhammed mi?

79 ayetlik Rahman suresinin 31 ayeti aynıdır. ” Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz” ayeti sürekli tekrarlanmıştır. Benzer tekrarlara başka surelerde de rastlanır. Bu acaba Muhammed'in mi yoksa Allah'ın mı edebi özelliği, keyfiyetidir?

Cevap: Allah'ın Özelliği

26- Kıyametin saatini Allah bilmiyor mu?

Füssilet-47. Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi ona (Allah'a) havale edilir.
Anlaşılan melekler Allah'tan daha iyi biliyor her şeyi.

Cevap: 1. Burada sorulan sorular karşısında Allah Peygamberinin ne cevap vermesi gerektiğini bildiriyor. 2. Çeviri yanlıştır. Doğrusu: “Bilgi on havale edilir” değil “Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O'na (Allah'a) aittir” olacaktır. Burada Allah kendisinden hayâ ederek “Ben” yerine “O” zamirini kullanıyor. Bunun meleklerle ne alakası var.

27- Allah kimin neye taptığını bilmiyor mu?

Sebe-40. O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? Diyecek. 41. (Melekler) derler ki: “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu.”

Cevap: Ne var bunda. Bunun neresi yanlış. Allah ceza vereceği kişileri, bir de taptıklarına teyit ettiriyor. Bu son derece doğal değil mi? Mahkemede yargıç, mazluma, sana işkence eden yahut seni zorlayan zalim bu muydu diye teyit ettirmez mi? Hayret bir şey ne kadar da sığ düşünüyorsun.

28- Allah insan gibi yemin eder mi?

Naziat suresi de şöyle başlar: “(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun “.

Ayrıca Kur'an Allah'ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah'ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed'in yeminleri midir?

Cevap : Benim Allah'ım beni ikna etmek için çokça yemin ediyor. Ben de O and içtiği ve vurgu yaptığı nesneleri inceleyerek onlar hakkında daha çok bilgi edinerek tefekkür ediyorum. Bundan muzdarip değilim. Benim Mabudumun uslubu bu, ben bundan rahatsız değilim. Bir de senin Tanrının uslubunu görelim. Bakalım sizin düşüncenizde olan mahluklarına ne diye hitap edecek.

29 - Allah küfreder mi?

Enam-108'de “Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler.” denmesine rağmen;

Bakara-171, Araf-179, Furkan-44, Tevbe-28, Bakara-65, Maide-60, Cuma-5, Araf-176 da farklı inançlardakilere hayvan, eşek, köpek, domuz, pislik, maymun diye sövülmüştür.

Cevap: Burada müminlere Allah kendisine hakaret edilmemesi için “hakarete sebep olmayın” diye uyarıda bulunuyor. Müşrikler hakaret ederlerse siz de dayanamayıp cevap verirsiniz. Aranızda nizah çıkar, almak istediğiniz tebliğin sonucunu ulaşamazsınız diye uyarıda bulunuyor. Bu uyarı son derece isabetlidir. Diğer ayetlerde ise Allah kendisi hakaret ediyor. Karşısında kendisine cevap verecek Tanrı yok ki. Varsa o da versin bundan doğal ne var. Valla. O'na niye böyle diyorsun bu sana yakışıyor deme hakkını kendimde göremiyorum Yaratıcı O. Patron O. Ben de patron olursam (haşa) söz. Niye müşrik, kafir, ve Yahudilere hakaret ediyorsun diye sebebini sorar, öğrenir sana söylerim.

30- Büyüyünce hayırsız evlat olacağı sanılan çocuğun öldürülmesi:

Kehf- 80. ” Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk.”

Hiçbir suçu olmayan bir çocuğu, ilerde anne-babasına karşı kötü davranma ihtimali nedeniyle öldürmek ne derece haklı bir gerekçedir?
Sanki bütün hayırlı anne-babaların hayırsız çocukları öldürülüyormuş gibi aktarılan bu maval doğru mudur?

Cevap: Bunda da yanılıyorsun. Bir ileriki ayette “Bunları ben kendi isteğime, görüşüme göre yapmadım” diye çocuğun niçin öldürüldüğü belirtiliyor. Zaten dünyadaki sosyal olaylar böyle cereyan eder. Sebep sonuç ilişkisine, devinime, diyalektiğe dayanarak her şey ilerliyor, hareket ediyor. Biz bilmiyoruz ki? En olumlusunu söyleyeyim. “Siz Serdar Kağangil olarak, bundan bir yıl önce benim Kurandaki (hâşâ) çelişkili yazıma karşı Kasım Ceylan Arslan cevap verecek desen” sana kâhinlikle, delilikle suçlarlardı. Ama görüyorsun senin bilmediğin halde ben bugün senin yazına cevap veriyorum. Ayette belirtilen olayda, Allah yanında kulun her şeyi bilmeye çalışmasının sonucunda ne gibi olayların olacağının ve her şeyde mantık aramanın yanlışlığı vurgulanmak isteniyor. Zira Serdar bey! Halbuki sen bu gibi soruları sormamalısın. Çünkü sen inancın gereği, diyelakçi tekâmülcüsün. Anlatılan olaydaki çocuğun öldürülmesini de evrenin içinde kendiliğinden meydana gelen bir karıncanın ezilmesi gibi düşünmen lazım. Öyle değil mi? Senin inancına göre, ne de olsa evren kendi kendine yaratılmış.

31- Muhammed'in onca eşine ilaveten evlatlığının eşiyle evlenmesi:

Ahzap-37' de hoşlandığı evlatlığının karısı Zeynep'le evlenebilmesi için, ahlaki bir adet olan evlatlığın öz evlat gibi görülmesi kuralının kaldırılması etik açıdan yanlış değil midir?

Cevap: Hayır yanlış değildir. Son derece isabetlidir. Allah bir yanlış töreyi sadece Resulleriyle kaldırabilir. Ayrıca bir ev ortamında bir peygamberin içinden sevdiği (Allah öyle söylüyor) -ki bu bile Kuranın peygamber kelamı değil, Allah kelamı olduğuna delildir.- kişiyle beraber olması Resullük sıfatına halel getirir. Bu mantıklı bir davranıştır. Zaten azatlısı Zeyd'le de Zeynep istemeyerek evlenmiştir. Buradan hem bir kıza sevmediği kişiyle evlendirilmemesi kuralı çıkar.

 

32- Allah'ın velisi var mı yok mu?

İsra-111. Ve de ki: “Övgü, Allah'adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zilletten ötürü de bir velisi de yoktur.” O'nu alabildiğine yücelt.
Yunus-62. Uyan! Allah velilerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar!

Cevap: Ayeti Kerime'de İlk hitap UYAN değil, iyi bilin ki, veya unutmayın ki'dir. O nedenle ayetin bir önceki ve sonraki hitap ve siyakına bakıldığında Allah müminlerden bahsetmektedir. Onların hepsini birden teselli mahiyetinde Evliyâe=Dostum demektedir. Bunda bir çelişki yoktur.

 

33- Yaratan mı? Yaratanlar mı?

İhlas-1. De ki; O Allah bir tektir.

Saffat-125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?

Yaratanların en iyisi Allah'sa diğer yaratanlar kim?

Cevap: Ayetin manası şudur. “En güzel (iyi) yaratcıyı (yaratanı) bırakıp ta Ba'le mi taparsınız” Onun için bunda bir çelişki yoktur. “Yaratanların” sözcüğü mütercimler tarafından Türkçedeki bilinen, daha güçlü vurguyu yapmak için çoğul gösterilmiş yoksa kelimenin manası “yaratıcı” dır. “En iyi yaratıcıyı bırakıp da Ba'le mi taparsınız”. Ayetin orijinal manası budur.

34- Allah yardıma muhtaç mıdır?

İhlas-2. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir )

Muhammed-7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.

Cevap: Burada Sünnetüllah, yani tabiat kanunları denilen şeylerden bahsediyor. O'nun irade buyurup evreni ve dünyayı yaratarak insanların yaşam yeri yaptığı dünya ve onun menzilinde bulunanlara (insana) verdiği cüzi irade ile sahip çıkıp Allah'ın yaratmasında olumsuz sebepler değil de olumlu sebepler oluşturursanız O da size olumlu yaratarak yardımcı olur demektedir. Yani Türkçedeki “Ne kadar ekmek o kadar köfte.” Allah, özgür düşünce ve cüzi irade vererek yarattığı insana bu sözü söylüyor. Diğer mahlukatlara değil.

35- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır?

6 günde : (Araf-54) (Yunus-3) (Hud-7) (Furkan-59)
8 günde : (Füssilet/ 9-12)

Cevap: Doğrusu burada ne çelişkisi var anlamadım Fussilet 9-12 de Allah, 9. Ayette yeri iki günde yarattığını, 10. Ayette yerde insanların rızkını dört günde tamamladığını, ki konumuzla bağlantılı değil sonra iki günde göğü yarattığını, iki günde de yer ile göğü düzene koyduğunu bildiriyor. Toplam yer ve göğün altı günde yaratılması ve düzene konması sağlanmış oluyor. Bunun neresi çelişki?

36- Kölelik evrensel mi?


Nahl-75. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.

Kur'an'daki ayetler evrensel ise; İnsanlar arasında ayrım, köleliğin kaldırılmamış olması yanlış değil midir? Bu durumda kölelik kıyamete kadar meşrulaştırılmış olmuyor mu?

Cevap: Evet (köle) işçi,- işveren evrenseldir. Kıyamet kopuncaya kadar bir çalışan(işçi) bir de çalıştıran(patron) olacaktır. Bunun aksi mümkün değildir sünnetüllah'a yani kozmosun (tabiat) kanunlarına aynı zamanda diyalektik materyalizme de aykırı değildir. Bu durum, işçi-işveren evrensel olmazsa, dünyada insan olmanın ne anlamı olur ki. O zaman dünyadaki düzen atasözümüzde olduğu gibi “Sen ağa ben ağa, ineği kim sağa” olur ki, Bu da kaos demektir. Eğer sizler bunu bilmiyorsanız vay halinize.

37- Kur'an'da neden sadece İsrail'e gönderilen peygamberler var?

Kur'an'da bildirilen peygamberlerin nerdeyse tamamının Yahudi olması, her kavme peygamber gönderildiği belirtilmesine rağmen başka milletlerden tek örneğin olmaması nasıl açıklanabilir?

Cevap: Sizin belirttiğiniz gibi Kuran'da geçen bütün peygamberler İsrail Oğullarına değil bütün Orta Doğuya gelmiştir. Bunların Kuran'da bildirilenlerin sayısı 25 tir. İsrail Oğullarına sadece Hz. Yakup'un 12 oğlu ve bunların soyunda 10 tanesi peygamberdir. Hz. Yakup'un lakabı da İsrail olduğundan İsrail Oğullarının da dünyaya çok bağlı ve genelde isyankar olduklarından Allah Kuran'da hep İsrail Oğullarından bahsediyor gibi anlaşılmaktadır. Bu bir. İkincisi .

Peygamberimizden önce bilinen dünya Avrasya'dır.  Afrika'nın çok büyük bölümü ve içleri henüz insan ayağı basılmamıştı. Balta girmemiş ormanlar diye tarif ettiğimiz yerlerdi. Amerika, Okyanusya, Antartika ve  Avustralya henüz keşfedilmemişti. Kuzey Rusya ve İngiltere, İsveç, Norveç gibi ülkelere henüz insan ayağı basmamış veya oralara yeni ulaşıyorlardı. Peygamberimiz (sav) zamanında üç büyük dünya devleti vardı. Roma, İran ve Çin. Medeniyetleri de çok gelişmiş değildi. Tarih düzgün olarak MÖ 2000 yılına kadar gitmektedir. Bu nedenle İnsanların çok olduğu bölge ve Medeniyetlerin Beşiği Orta doğudur. Bundan dolayı da Allah insan fıtratını ve insanın irşadını esas aldığı için insanlığın dünyaya en çok bağlı olan ve dünya için en fazla fitne ve fesada meyleden Benî İsrail'in peygamberlerini örnek olarak göstermiştir. Bu da irşat için yeterlidir. Bir kavmin başına çok peygamber gelmesi o kavmin iyi olduğu değil iyi olmayıp diğer insanlar yanında kötü olduğu anlamına gelir. İyi değil kötü ıslah edilir. Bu durum yani peygamberlerin İsrail Oğullarından gelmesi bile Yahudilerin diğer insanlar arasındaki karakter yapısını ortaya koyar. Tabiî ki istisnalar hariç.

38- Musevilere “Yahudi” denmesi:

Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanların hepsini haram kıldık.

Kur'an'da Musevilerden Yahudi diye bahsediliyor. Halbuki o dönemde Yahudi olduğu halde Hristiyan olanlar çok. Madem ki “Hristiyan” yani “İsacı” diyor, “Musevi” yani “Musacı” da denebilirdi. Bu genelleme yanlıştır. Günümüzde de Yahudi olanlar içinde ateisti, dinsizi, Hristiyanı, müslümanı, Budist'i vardır.

Cevap: Sizin dediğiniz tamamen doğrudur. Yalnız yanıldığınız bir husus var. Kendilerine peygamber gelen İsrail Oğulların'dan bazı kavimler Yahuda adlı bir buzağıya taptıkları için kendilerine Yahudi diye adlandırıyorlar. Ondan sonra Irkı millet kavramı yerine din milleti veya tabisi kavramı yerleşiyor. Bunun yanında, Yahudi ismini Allah verdiği için değil, Kendilerine Tevrat verilenler, sonra kendilerine Yahudi dedikleri için Allah öyle hitap ediyor. Onlar kendilerine Musevi deselerdi Allah da onlara Musevi diye hitap edecekti. Çünkü Allah yanında bütün peygamberlerin getirdiği din sadece İslam'dır.

Ayrıca bir millete bir gıdanın yasaklanıp, diğer milletlere serbest bırakılmasının mantığı olabilir mi?
Örneğin “Türklere balık yemeyi yasakladık” dense bu kabul edilebilir mi?

Cevap: Yahudilere Tırnaklı hayvanların sığırve koyun hariç hepsine birden haram kılınmasının nedeni; “ Onların saldırgan tutumları nedeniyle onlara ceza olarak verdik. Yoksa bunların hepsi kendilerine haram değildi. Bir zamanlar bıldırcın etleriyle beslenmişlerdi. Sonra şirretlikleri, zulümleri, peygamberleri öldürme, faiz alma yeme, hak yolundan engelleme, haram helal dikkat etmeme, helâlı haram, haramı helal sayma gibi hasletlere sahip olmalarındandır. Bu özelliklerinden dolayı birçok temiz rızklardan mahrum edildiler. "Yahudileri yaptıkları zulümden, çok kimseyi Allah yolundan çevirmelerinden dolayı kendilerine helal kılınmış temiz ve hoş ve güzel şeyleri yasakladık." (Nisâ, 4/160. Ayeti bu durumu teyit etmektedir. Hâlbuki Bu sayılan hayvanlar İsrail Oğullarına helal idi. Niye haram olsun ki. “Allah İsrail Oğullarına hitaben, bu dünyadaki dini Ben Müslümanlık olarak kabul ettim, Müslüman olun, bu yasaklar ortadan kalksın.” buyurmaktadır. Ayrıca Allah'a niye bunu böyle yaptın diye soru sorma hakkımız yok ki, soru sorma hakkımız olursa ancak bunun nedeni nedir diye sorabiliriz. Niye yaptın diye sormak istiyorsak; Onun karsısına çıkar ben de bir dünya yaratıyorum, yeni bir insan türü ortaya koyuyorum dersin, Allah'ın haram koyduğunu helal, helal koyduğunu da haram sayarsın olur biter. Sorun kendiliğinden ortadan kalkar. Böyle bir gücümüz olmadığına göre !!!! Mevcutla yetinmek zorundayız.

 

41- Meleklerden peygamber olur mu?

Muhammed'e inanmayanlar ” Elçi olarak bize bir melek gelmesi gerekmez miydi” derler. Buna şu yanıt verilir:

İsra-95. De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”

Mantıklı. Dünyada insanlar yaşadığına göre melekten peygamber olmaz.
Gelgelelim meğer öyle değilmiş. İsra-95'de melekten peygamber olamayacağı söylenirken;
Bakın aşağıdaki ayette ne diyor:

Hac-75. Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.

Cevap: Buradaki anlam Meleklerin başına melek Resul, İnsanların başına da İnsan Resul seçmiştir. Ne var bunda. Zaten realite de bu istikamette değil midir?

42- Cehennemde sadece ne yenir? Zakkum mu? Darı dikeni mi?

Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.

Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.

Leyse lehüm ta'amün illa min dariy'ın.

Onlar için darı dikeninden başka bir yiyecek yoktur.

Zakkum ağacı ile darı dikeni çok farklı bitkiler olduğuna göre ayetler arasında çelişki mevcuttur.

Cevap: Size göre illaki birisi mi olması gerekiyor. Yedi tane cehennem var. Seç seç beğen. Her cehennemin yiyeceği içeceği farklıdır. Bu ayetlerde cehennem adı söylemiyor ki senin dediğin sav doğru oldun.

 

B- KUR'AN'DAKİ BİLİMSEL ÇELİŞKİLER (HAŞA)

1- Tarık Suresi 7. ayet:

(Bu su- meni) Bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar.

Tıp, testislerden diyor.

Cevap: Yanlış. Dostum siz 1990 lı yılların genetik biliminin bulunduğu yerde takılıp kalmışınız. Benim ki ise daha iki yıllık. Hatta iki aylık. Bilim Ayetteki gibi açıklıyor. Bilindiği gibi İnsan vücudunda 23 çift 46 kromozom bulunmaktadır. Bu kromozomların 23 cüsü Y erkeklik 24 cüsü ise dişilik iki adet X kromozomlarıdır. Yani bunlardan erkekte XY, dişilerde X kromozomu bulunmaktadır. Artık çağımız bilimiyle de hangi hastalıkların hangi genlerin bozulmasıyla meydana geldiği 24. kromozoma kadar tespit edilmiştir. İnşallah bilim ilerledikçe 46. kromozomun hepsinden de hangi hastalıkların oluştuğu tespit edilecektir. İşte bu kromozomlar DNA ların bulunduğu genlerden oluşur. Bu genler de genelde plazmaların içinde bulunmaktadır. İşte sıkı dur. Bu insanı oluşturan yapı taşlarının sitoplâzmanın Yani kök hücrenin bulunduğu yer de aynen ayette belirtildiği gibi iki bel ile iki göğüs kafesinin birleştiği yerdir. Kök hücre nakilleri bu yerlerden alınarak yapılır. İnsan vücudunda en sağlam ana kaynağı DNA buradadır. Yani İnsanın ana maddesinin spermlerinin yani bütün insanın oluştuğu kaynak, ayetin belirlediği yerdir. Bilgilerini yenilesen iyi edersin.

3- Dünyanın 4 günde, göklerin ise 2 günde yaratılmış olması: (Füssilet/11-12)

9. De ki: “Siz gerçekten yeri iki günde yaratanı inkar edip duracak mısınız? Birde O'na eşler mi koşuyorsunuz? O, bütün âlemlerin Rabbidir. 41/9

Cevap: İki günde yer yaratılıyor.

10. Hem ona üstünden ağır baskılar (dağlar) yaptı, onda bereketler meydana getirdi ve onda azıklarını dört gün içinde araştıranlar için bir düzeyde takdir buyurdu.

Cevap: Yer için dört günde düzen ve rızık temin ediliyor.

11. Sonra göğe doğruldu da o bir duman iken ona ve yere: “İkiniz de ister istemez gelin!” dedi. İkisi de: “isteye isteye geldik.” dediler.

12. Böylece onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu ve her gökte (bulunan meleklere) işlerine ait emrini vahyetti. Dünya gökyüzünü kandillerle donattık ve koruduk, işte bu, hep o çok güçlü ve herşeyi bilenin takdiridir.

Cevap: Yedi gök de iki günde düzene konuyor.

4- Yerin göklerden önce yaratılmış-düzenlenmiş olması: Füssilet/10-12

Cevap: Doğru. Duman halindeki gök elbette yerden sonra düzenlenir.

 

8- Kalbin beyin fonksiyonlarına sahip gösterilmesi.

Duygular, düşünceler, inançlar kalbin mi beynin mi fonksiyonları? Bakara/97-260-283, Kehf-28, Şuara-195

Cevap: Vallahi İnsanı ben yaratmadım Haşa ben bir insan yaratırsam bu soruyu rahat rahat cevap veririm. Fakat duyguların kalpten geçtiğini biliyorum. Çünkü onu yaşadım. Kalpten bir şey akıveriyor. Sonra onu seviyorsun. Beyin düşünür. Kalp tasdik, dil ikrar eder, vücut da uygular. Kalp tasdik etmezse beyin vücudu harekete geçiremez. Bunu anlamak için sizin anlayışınızla ezoterizmi, meditasyonu iyi bilmek lazım. İslam anlayışında ise tasavvufu.

9- Ay'ın yarılması:

Kamer-1. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.

Cevap: Allah yanında kıyamet yaklaşıp Ay yarılmıştır. Ama bizlerin yani insanoğlunun zamanında (yanında) kıyamet kopup fiili olarak Ay yarılmamıştır. Allah yanında her şey olup bitmiştir. Daha başka oluşumlar yaratmalar devam etmektedir.

10- Gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımın Allah'ın insanları korkutma ve cezalandırma aracı olduğu:

Rad/12-13. O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
Gök gürlemesi O'na hamd ederek tespih eder. Melekler de O'nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.

Cevap: Sence cezalandırma aracı ne olmalıydı. Bu cezalandırma usulü bence yanlış değil oldukça adildir. Çünkü;“Herkes yaptığının karşılığını görecektir.” ayeti mucibince kişi ne ile zulmettiyse aynısıyla karşılık verilmediği taktirde ilahi adalet tecelli etmemiş olur ki bu da sünnetüllah'a terstir.

11- Her canlının çift yaratıldığı:

Zariyat-49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

Her canlı çift değildir. Bakteriler, virüsler bölünerek çoğalırlar.

Cevap: Buradaki mana sadece erkek ve dişi değildir. Bütün canlıların erkek ve dişisinin olması yanında bir de aynısının ikili yaratıldığı vurgulanır. Yani senin bir aynın(benzerin) da var olduğunu delalet eder. Fakat bunu Atalarının dininden olanlara anlatamazsın. Ne yapalım bu da bizim handikabımız. Artı olarak Ayette senin belirttiğin gibi “her canlı çift” değil “her şey çift” yaratılmıştır. Yani olay gravidasyon, cazibe (maddenin kendi içinde itme-çekme) zıtlıklar hadisesidir. Konu var olan bütün madde ile ilgilidir. Sizin bahsettiğiniz bakteri ve virüslerde de gravidasyon mevcuttur. Konunun sizin dile getirdiğiniz çoğalmayla alakası yoktur. Her halde mevzu anlaşılmıştır.

Sayın Kaangil. Son olarak şunu söyleyeyim ki, Sen bu soruları kendi aklın ve araştırmalarınla ortaya koymuş değilsin. Çünkü bu gibi konular TURAN DURSUN VE İLHAN ARSEL'İN kitaplarında mevcut. Bilineni teyitten başka bir bildiğin yok. Bundan da anlıyorum ki sen bana Müslümanların kafasını karıştırmak isteyen bir ateistten ziyade tam bir MİSYONER intibahı veriyorsun. Ama buna rağmen senin bu yazılarına ciddiye alıp Asla çelişki olmadığını inandığım fakat sizlerin cahil olduğunuz için topluma çelişki diye yutturduğunuz ayetlere, Allah yanında sorumlu olmamak için cevap verdim. KURAN'I HERŞEYDEN ARINMIŞ BİR İNAÇLA İNCELERSENİZ YANILDIĞINIZI ANLAYACAKSINIZ. Allah hiç kimseyi sıratı müstakimden ayırmasın. Amin

Kasım Ceylan Arslan