ASR SURESİ

 

Asra andolsun; 1

Gerçekten insan, ziyan içindedir. 2

Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna. 3 (Asr)

Asr Suresi kısa olmasına rağmen bütün insanlığa yönelik İslami çağrının hedefini özetlemektedir. Bu kısa surede tıpkı Ala ve Leyl surelerinde olduğu gibi genel mesajlar vardır. Karda olanların vasıfları sayıldığına, bunlar da istisna olduğuna göre, Karda olmayanların karda olanlara göre oranları nedir? düşünüp, bütün müslümanların kendi konumlarını test etmeleri gerekir.

İlk Müslümanlar bu surenin öneminin büyüklüğünü biliyorlarlardı. Hatta bir rivayete göre Allah Resulü'nünün ashabından iki kişi bir araya geldiklerinde ikisinden biri diğerine Asr suresini okumadan birbirlerinden ayrılmazlardı.

İmam-ı Şafi Hazretleri: “İnsanlar bu sureyi tefekkür edip inceleseler onlara yeterli gelir. demiştir. *

+++

 

 

 

ADİYAT SURESİ

 

Mukatil'den nakledilen bir habere göre: Allah Rasülü(sav), Kinane'den iki kabile üzerine el-Münzir ibn Amr el-Ensari komutasında bir seriyye (atlılar) göndermişti.Uzun zaman (bir ay) geçtiği halde seriyyedekilerden bir haber alınamaması üzerine; yahudiler ve münafıklar Rasülüllah(sav)'in ashabından birini gördüklerinde ona işaret ederek aralarında fısıldaşmaya başlarlar. O mümin de seriyyeye katılan yakınlarının, babası, kardeşi veya amcasının başına bir şey gelip öldü zannederek buna çok üzülürdü. İşte Cenab-ı Hak:

 

And olsun o harıl harıl koşanlara. 1

Ateş saçarak ilerleyenlere. 2

Sabah baskını yapanlara. 3

Orada tozu dumana katanlara 4

Derken orada bir topluluğun ortasına dalanlara and olsun ki. 5

Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür. 6

Kuşkusuz buna kendisi de tanıktır. 7

Gerçekten O mal sevgisinden dolayı pek katıdır. 8

O bilmiyor mu? Ki, kabirlerde bulunanların diriltilip çıkarılacağı. 9

Göğüslerde gizlenenlerin ortaya konulacağı zaman. 10

Şüphesiz Rab'leri işte Ogün onlardan elbette haberdardır. 11 (Adiyat)

 

Bu sureyi bu hadise üzerine inzal buyurmuştur diye nakleder.

 

Yüce Allah bu Sure ile seriyyeye katılan müminlerin selamette olacaklarını, bir sabah baskını ile düşmanın içine dalarak üstün geldiklerini bildirmiştir. *

+++

 

 

 

KEVSER SURESİ

 

İbni Abbas der ki: Ka'b Bin Eşref Mekke'ye geldiği zaman Kureyş'liler O'na:

- Sen Medine halkının en hayırlısı, onların efendisisin. Kavminden (Kureyşlilerden) kopmuş şu dinsize baksana! Gelen hacıları biz karşıladığımız, onların su ihtiyaçlarını biz giderdiğimiz, Kabe'ye biz hizmet ettiğimiz halde kendisinin bizden daha hayırlı olduğunu iddia ediyor. Sen ne dersin? dedi.

Kab'b Bin Eşref:

- Siz ondan daha hayırlısınız dedi.

Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.)'in oğlu Kasım öldüğü zaman müşrikler birbirlerine:

Bu dinsizin oğlu bu gece öldü. O artık zürriyetsiz kaldı diyerek dedikodu yapmaya başladılar.

As Bin Vail:

-Onun nesli kesildi, O artık ebterdir (soyu kesik)

Udbe Bin Muayd ise:

-Artık Muhammed'in oğlu kalmadı, öyleyse onun soyu kesiktir.

Bunun üzerine Allah'ü Teala Peygamberimiz (s.a.v.)'e taziyede bulunmak, düşmanlarını reddetmek, üzüntüsünün giderilmesinin yolunun namaz kılması ve kurban keserek şükretmesinin uygunluğuna dair telkin ve tembih maksadıyla:

 

Şüphesiz, biz sana Kevser'i verdik 1

Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. 2

Senin düşmanın, asıl soyu kesik (ebter) olandır . 3 (Kevser)

Kevser Suresi'ni inzal buyurmuştur.

Bu sure Peygamberimiz(sav)'e uykuda gelmiştir. Bu da Kur'anın vahyolunuş şekillerinden biridir. *

+++

 

 

 

TEKASÜR SURESİ

 

Mukatil ve Kelbi'den rivayettir. Onlar derki; Kureyş'ten Abdimenaf oğulları ile Sehm ibn Amr oğulları arasında birbirlerine karşı üstünlük yarışı varmış. Bu üstünlük yarışında sayılarıyla övünmeye başlamışlar. Önce kabilelerinin ileri gelenlerini, sonra hayatta olanlarını saymışlar. Bu sayım sonucu Abdimenaf fazla çıkmış. Sonra bununla da yetinmeyip mezarlıklardaki ölülerini saymaya kalkmışlar. Bu seferki sayımda da Sehm oğulları üç ev fazla çıkmış. İşte bunun üzerine Allah'ü Teala:

 

Çoğalma yarışı sizi oyalıyor. 1

Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz. 2

Hayır bundan sakının! Yakında bileceksiniz 3

Yine hayır! Yakında bileceksiniz. 4

Hayır! Eğer kesin bir bilgi ile bildiyseniz (böyle yapmazdınız) 5

Siz elbette cehennemi mutlaka göreceksiniz.6

Yine o (cehennemi) çıplak gözle göreceksiniz. 7/Tekasür)

 

Onların bu üstünlük yarışı üzerine bu Sureyi inzal buyurmuştur.

 

Bilindiği üzere kabir ziyaretleri kabirdekilerle övünme bu sure ile yasaklanmıştı. Müminler belli bir olgunluk ve eğitim sürecinden geçtikten sonra, Peygamberimiz(sav) tarafından kısa süreli olarak kabir ziyaretlerine tekrar müsaade edilmiştir.

Yeri geldiği için açıklamakta yarar görüyorum. Günümüzde kabir, yatır, türbe mübarek zatlar, vs. gibi yerlere ziyarete gidildiğinde müslümanların inancıyla fiil ve davranışlarında çok dikkatli olmaları, onlardan. ister dünya, isterse ahireti ilgilendiren konularda Fatiha Suresinde belirtildiği gibi Allah'tan başkasından dua ve yardım isteyip dilekte bulunmamaları gerekir. Böyle durumlarda şeytan ve nefis hemen devreye girer.

Allah, melekleri ve bazan da direkt olarak Kendi özünden insanlara iyiliklerde ve yardımda bulunur. Fakat şeytan da iyilik yapar. Şeytan insana büyük günahları işletebilmek, bilhassa müslümanı şirke sokabilmek için dokuz tane doğruyu güzeli göstererek yardımda bulunup, insanı teslim aldıktan sonra onuncuda en önemli yanlışla, şirke sokar. Hedefine ulaşınca da çeker gider. İşte bu yapılan eylemlerin veya sözlerin Hak'tan mı? şeytandan mı? olduğunu anlamak için çok ferasetli bir bakışa çok güçlü bir imana ve düşünceye sahip olmak gerekir. Diyorum ki; On mevzuda bir yanlış olan şirki veya büyük günahı kabul ettirmek için şeytan, dokuz doğru şöyler. Burası çok hassas ve önemli. Şeytanın görevi müslümanları şirke düşürmek suretiyle kendi taifesini genişletmektir. Cenabı Hak, şirk dışında, her günahın, (Allah dilerse) affolunacağını kesin olarak Kadir Gecesi'nde beyan buyuruyor. Allah vaadinden dönmez. Onun için aman ha dikkat diyorum!!! *

+++

 

 

 

MAUN SURESİ

 

Dini yalan sayanı gördünmü? 1

İşte o yetimi itip kakar. 2

Yoksulu doyurmaya ön ayak olmaz 3

Yazıklar olsun o namazı kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. 4-5

Onlar gösteriş yaparlar 6

Yardımlaşmaya engel olurlar. 7 (Maun)

 

Sure'de bahsedilen Ebu Cehil ve Ebu Süfyan'dır. Ebu Cehil, bir yetimin vasisi idi. Yetim çırıl çıplak bir vaziyette Ebu Cehil'in yanına gelerek kendi malından istemişti. O yetimi itip kovmuştu. Ebu Süfyan da müslüman olmadan önce bir deve kesmiş bir parça et isteyen yoksulu bastonuyla vurarak kovmuştu. Üç ayet bunun üzerine.

İbni Abbas'tan rivayete göre: “Münafıklar müminlerin yanında namaz kılarak müminlere riyakarlık yaparlar, yanlarında müminler yokken de namazı terk ederler, kimseye emanet bir şey vermezlermiş.” Son dört ayeti Allah bunun üzerine inzal buyurmuş.

Ayetler, kim olursa olsun ğünümüzde ve gelecekte benzer davranışları gösteren herkese şamildir.

Ayetlerin muhatabı gafletlerinden ötürü namazı aldırış etmeyen, namazı ciddiye almayıp vaktini geciktirenler, ibadet ve iyiliklerini gösteriş için yapanlardır.

 

Ragıp Müfredatında şöyle der; “ İnsanın dini konudaki şirki ikidir.

 

1. Büyük şirk: Allah'ı ortak tanımaktır. Bu en büyük küfürdür .(Nisa 48)

2 .Küçük şirk: Kimi işlerde Allah'tan başkasını Allah ile birlikte tanımaktır. Bu gösteriştir ve münafıklıktır.” (Yusuf 106)

 

Son ayet de, bir başka rivayete göre; o gün Mekke'de gelenek olan, su, tuz, ateş, iğne, balta, çanak, çömlek, kova gibi ödünç verilmesi adet olan şeyleri vermeye engel olanlar kınanmak için inzal olmuş. Ayet genele şamildir. Günümüzde de bu ödünç verme adeti mevcuttur. İyi bir alışkanlıktır. *

+++

 

 

 

 

KAFİRUN SURESİ

 

Kureyşliler Hz. Peygamber (s.a.v.)'i çağırarak Mekke'nin en zengin adamı olması için O'na mal vermeyi, O'nu dilediği kadınlarla evlendirmeyi teklif ettiler ve O'na

-Ey Muhammed! İlahlarımıza reddetmekten vazgeçmen, onları kötülükle anmaman şartıyla bütün söylediklerimiz senindir. Eğer bunları kabul etmezsen, sana senin için hayırlı biz çözüm yolu daha sunarız, dediler.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Peki nedir o? diye sordu.

-Onlar:

-Sen bizim ilahlarımıza bir sene taparsın, biz de senin ilahlarınıza bir sene taparız. Böylece bundan sonra biz ve sen bütün işimizde ortak oluruz. Bizim dinimiz senin dininden daha doğru ise, sen ondan nasibini almış olursun. Eğer senin dinin bizimkinden daha doğru ise, bu takdirde biz ondan nasibimizi almış oluruz, dediler.

O zaman Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara:

-O'na ortak koşmaktan Allah'a sığınırım dedi.

Bunun üzerine Allah (c.c.):

 

De ki: "Ey kâfirler.” 6

"Ben sizin taptıklarınıza tapmam." 1

"Benim taptığıma da siz tapacak değilsiniz." 2

"Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim." 3

"Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz." 4

"Sizin dininiz size, benim de dinim bana." 5 (Kafirun )

Kafirun Sure-i Celilesi'ni inzal buyurdu.

Hz. Peygamber (s.a.v.) sabahleyin erkenden Mescid-i Haram'a gitti. Kureyş'in ileri gelenleri de oradaydı. Sureyi onlara baştan sona okuyunca o zaman Kureyşliler ümitlerini kestiler.

Not: Bu Sure gelmeden önceki teklifte, Kureyş'in İslam'ı vakıa olarak kabul ettiğine delalet vardır. Kabul etmeseler ortaklık teklif etmezlerdi. Sonunda İslam'ın galip geleceğini biliyorlar ve tahmin ediyorlar ama şan, şöhret, makam, mevki hakimiyet ve para onları inada sevk ediyordu. Bugün dünyadaki yahudiler ve hristiyanlar İslam Dini'ni vakıa olarak kabul etseler sorun bitecek. Ne yazık ki onlar vakıa olarak da kabul etmiyorlar. Zaten Asr-ı Saadet'te de ehli kitap olan yahudi ve hristiyanlar İslam'ı vakıa olarak kabul etmemişler, sadece müşrikler kabul etmişti. İslamı vakıa olarak kabul edenlerin Peygamberimiz(sav)'e düşmanlıkları bilinen hadiselerse, vakıa olarak kabul etmeyenlerin düşmanlıkları nasıldır düşünmek lazım. 21.Yüzyıla baktığımızda konu tevile gerek kalmadan kendiliğinden anlaşılacaktır. *

+++

 

 

 

FİL SURESİ

 

Fil Suresi ile ilgili kaynaklardan rivayet olunan olay şudur. M.S. 6. Asrın başlarında veya 2. çeyreğinde yahudi olan Himyer kralı Zü Nüvas'ın baskı altında tuttuğu hristiyanlara yardım etmek amacıyla Habeşistan'lılar Yemen'i işgal ettiler ve Himyar Devleti'ni yıkıp Yemen'deki yahudilerin egemenliklerini son verdiler. Bu kez de bunlar yahudilerin yaptığı gibi baskı yapmaya arapları hristiyan olmaya çağırmaya ve Yemen'de kiliseler inşa etmeye başlamışlardı. Bu arada El-Kilise ismini verdikleri büyük bir kilise bina etmişler, ne var ki araplar bu çağrıya uymayıp geleneklerine (Hicaz'daki kabeye, hacca) bağlı kalmışlardı. Bu yüzden Habeşliler Hicaz halkını kendi egemenliklerini boyun eğdirmeyi ve Arapların bağlı kaldıkları Kabe'yi yıkmayı arzu ediyorlardı. Nihayet büyük bir saldırı başlattılar. Mekke yanlarına vardıklarında Mekke halkı onlara karşı güçlerinin yetmeyeceğini anladılar. Bunun üzerine dağlara kaçmışlardı. Fakat Allah (c.c.) Ebrehe ordusunun başında bulunan fili, Mekke'den başka yöne çevirdi.Ordu durdu. Sonra Allah (c.c.) onların üzerine gagalarıyla taşlaşmış çamurdan taş taşıyan ve Habeşliler'in üzerine taş atmaya başlayan topluluklar halindeki birçok kuşu musallat etti. Fındık büyüklüklerindeki taşlar Habeşliler'in bedenlerine isabet eder etmez Habeşliler helak oluyordu. Bu yüzden saldırgan topluluk darmadağın oldu. Hicaz ve Kabe kurtuldu. Bu olayın sonucunun Arap beldelerinde büyük yankısı oldu ve yaşadıkları olayları fil yılı ile tarihlendirmeye başladılar.( Rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz (s.a.v.) bu fil yılı içerisinde doğmuştur.) Araplar bu olayın Habeşlilerin başına gelen ilahi bir ikaz olduğuna inanmaktaydılar. Peygamberimiz(sav)'in nübüvvetinde de olay tazeydi. Peygamberimiz(sav)'e itiraz eden müşrikler fil olayını biliyorlardı.Cenab-ı Hak da:

Görmedin mi, Rabb'in fil sâhiplerine ne yaptı? 1

Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı? 2

Onların üzerine ebabil kuşlarını gönderdi. 3

Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı; 4

Sonunda (Allah) onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı. 5 (Fil)

İbret almaları için müşriklere Fil suresini inzal buyurmuştur. *

+++

 

 

 

FELAK VE NASS SURESİ

 

Sa'lebi Tefsiri'nde Felak ve Nass surelerinin sebeb-i nuzulü ile ilgili olarak İbni Abbas ile Hz. Ayşe'den şu haberi nakleder; “Yahudi bir çocuk Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hizmet ediyordu. Yahudiler çocuğu kandırıp ondan kendilerine, Hz Peygamber (s.a.v.)'in taranırken düşen saçları ile tarağından birkaç diş getirmesini istediler. Çocuk yahudilere istediklerini verdi. Onlar da bunlarla Hz. Peygamber(sav)'e sihir yaptılar. Bu sihri yapan kişi Lebid Bin Asam adlı bir yahudiydi. Lebid saç ve tarak dişleriyle sihir yaptıktan sonra onları bir kuyuya sakladı. Bu sihir üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) hastalandı. ( hastalığı 6 ay sürdü diyen rivayetler de vardır) ve üç gün sürdü. Hastalığı esnasında hanımıyla cinsel ilişkide bulunmayı tahayyül ediyor fakat ilişkileri hep başarısızlıkla sonuçlanıyordu. Birgün uykuda bulunduğu bir sırada yanına iki melek gelip biri başucunda, diğeri ise ayakları ucunda durdular ve oturdular. Ayakları ucunda oturan başucunda oturan meleğe:

-Bu adamın nesi var diye sordu.

-O'na sihir yapılmış dedi.

-Peki O'na bu sihri kim yapmış diye sordu diğeri:

-O'na bu sihri Lebid Bin Asam adlı yahudi yaptı dedi. O:

-Peki ne ile sihir yaptı diye tekrar sordu diğeri:

-Tarağı ve dökülen saçları ile diye karşılık verdi.

-Şimdi onlar nerede dedi.

-Falan kuyuda, su çekmek için üzerinde durulan kaya parçasının altında dedi.

Hz. Peygamber (s.a.v.) birden büyük bir korku içinde uyanarak:

-Ey Ayşe! Biliyor musun? Allah bana hastalığımın sebebini bildirdi dedi.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Ali, Zübeyr ve Ammar Bin Yasir'i kuyuya gönderdi. Kuyuya varıp üzerindeki taşı kaldırdıklarında altında Hz. Peygamber (s.a.v.)'in saçları ve tarağından birkaç diş ile beraber içine iğne sokulmuş 11 düğüm bulunan bir kiriş buldular ve onları Hz. Peygamber (s.a.v.)'e getirdiler. Allah Rasülü'ne içinde düğümleri adedince onbir ayet bulunan;

 

De ki: Sığınırım ben, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe, 1

Yarattığı şeylerin şerrinden, 2

Karanlığa çöktüğü zaman gecenin şerrinden, 3

Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden, 4

Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden. 5 (Felak)

De ki: İnsanların Rabbine sığınırım, 1

İnsanların malikine, 2

İnsanların (gerçek) ilahına; 3

Sinsice kalplere vesvese ve kuşku düşürüp duran vesvesecinin şerrinden. 4

Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar) 5

Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım) 6 (Nas )

 

Bu iki “Muavezeteyn” Sureyi inzal buyurarak O'na bu iki sure ile Allah'a sığınmasını emretti. Hz. Peygamber (s.a.v.) her ayet okuyuşunda birer düğüm çözülüyordu. Düğümler çözülmeye başladıkça Hz. Peygamber (s.a.v.) hafiflik hissetmeye başladı. Son düğüm çözüldüğünde ok gibi yerinden fırlayıverdi. Cibril:

Sana eziyet veren herşeye haset edene, nazara karşı Allah'ın ismi ile sana okuyup üfleyeceğim. Allah da sana şifaya kavuşturacak diyerek Hz. Peygamber (s.a.v.)'e okuyup üflemeye başladı. (Vahidi Eshabün-Nüzul s.263-264)

 

Önemli Not: Bu Surelerin nuzul sırası ile ilgili rivayetler muhteliftir. Çoğunluk Mekki oluğunu söylemektedir. Her nasıl ve nerede nazil olursa olsun Peygamberimiz(sav)'e sihir yapıldığı mütevatir derecesinde bir vakıadır. Gözden kaçmaması gereken bir nokta ise Peygamberimiz(sav)'e sihir yapıldığının ve bunun sonucu kendisinde farklılıkların meydana geldiğinin başkaları tarafından bilinmemesidir. Zaten Peygamberimiz(sav)'de olağan üstü farklılık meydana gelseydi, Yahudiler ve müşrikler hemen bunu fark ederlerdi. Fark edilmediğine göre bu olagan dışı olayı sadece Peygamberimiz(sav) biliyor ve anlıyordu. Bu olay bile Kur'an'ın Allah tarafından Peygamberimiz(sav)'e indirildiğine düşünen insanlar için bir delildir. Öyle olmamış olsaydı. Bu hadise Peygamberimiz(sav)'de sır olarak kalırdı. Günümüze kadar sihir yapıldığıyla ilgili bilgi ulaşmazdı. Peygamberimiz(sav), kendisine sihir yapıldığını anlatmakla yani surelerin sebebi nuzullerinin ne olduğunu bizlere ulaştırmakla Kendinın aynı zamanda bizim gibi (Allah'ın korumasının dışında) bir insan olduğunu, sihrin var oldugunu her insanının bu tuzağa düşebileceğini, bu tuzaktan da Muavezeteyn surelerini okumakla kurtulunabileceği anlatılmak istenilmiştir.

Benim dikkatimi çeken ikinci bir ayrıntı da: Kur'an'ın bu iki sure ile bitmesi. Fatiha suresi ile başlaması. Bu ayrıntıyı Müfessir Mevdudi de fark etmiş bunu tefsirinde belirtmiş aynen katılıyorum. Onun üzerine fikir beyan etmeyi uygun bulmadığımdan dolayı farklı görüşünü aynısıyla aktarıyorum.

 

“Fatiha Suresinin Muavezeteyn sureleri ile ilişkisi:

Muavezeteyn hakkında dikkat çeken bir nokta da Kur'an'ın başlangıcı ve sonu arasındaki ilişkiyi sağlamasıdır. Kur'an nuzül sırasına göre düzenlenmemiştir. 23 senede ve çeşitli yerlerde; zamana, zemine, şartlara ve ihtiyaçlara göre nazil olan ayetlerin, surelerin sırası Rasülüllah tarafından değil, Kur'an'ı indiren Allah-ü Teala emriyle düzenlenmiştir. Bu sıraya göre Kur'an Fatiha ile açılır, muavezeteyn ile son bulur. Bu iki sureye dikkat edilirse; açılışta, Rahman ve Rahıym, din gününün sahibi olan Allah'a hamd-ü senadan sonra kul, şöyle arz eder. Ey Allah'ım ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dilerim. İhtiyacım olan en büyük yardım olarak bana doğru yolu göster. Allah (c.c)'u da doğru yolu göstermek üzere cevap olarak, bütün Kur'an-ı ortaya koyar, ve doğru yol (hakikat) için gerekli olan bilgi kural ve davranış biçimlerini sıraladıktan sonra Rabbul felak, Rabbün nas, Melikün nas ve İlahin nas olan Allah (c.c) şöyle seslenmemizi emreder: “ Mahlukatın her çeşidinin fitne ve şerrinden sana sığınırım. Özellikle cin ve insanlardan vesvese veren şeytanlara karşı. Çünkü doğru yoldan saptıran en büyük engel onlardır.” Bu açılış ve kapanış arasındaki uygunluk hiç kimsenin idrakine kapalı değildir.” Bunu normal zekaya sahip her insan anlayabilir.

Biraz daha açmak gerekirse: Kur'an'ı okumaya ve anlamaya Fatiha ile başlanırsa; dua ile başlayıp şeytan, cin ve insanların şerrinden korunarak bitiriyorsun. Muavezeteyn surelerinden başa doğru okursan; şerlerden korunarak başlayıp, Fatiha suresi ile Allah'a dua ve niyazda bulunarak Kur'an-ı bitiriyorsun. *

+++

 

 

 

İHLAS SURESİ

 

Ubey Bin Ka'b'tan rivayet olunmuştur. O der ki: “Müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v.)'e:

Bize Rabb'ini tanıt dediler.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

De ki: O Allah Tekdir. 1

Allah, Samed 'dir (her şey O'na muhtaçtır, daimdir, hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır) 2

O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. 3

Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir. 4 (İhlas)

İhlas Suresi Celilesi'ni inzal buyurmuştur.

Bu sureyi okuyan her müslümanın şu soruyu kendine sorması gerekir diye düşünüyorum. Allah'ın kendini tanıttığı gibi O Alemde EHAD=TEK'se ben veya biz neredeyiz? Bence bu soruyu yani Ehad ile vahid'i, Tek ile bir'i doğru cevaplayan Hakikati kavrar va sistemi çözer.

Bunu doğru yanıtlamak için de bilişim çağında bulunduğumuz şu dünyada bilgisayar pragramlarını ve internet sistemini iyi bilmek lazımdır.

Dikkat edilirse Sure'de Cenab-ı Hak kendini tanıtıyor. Onun için bu sure üzerinde analitik düşünmek gerekir. Sakın, inandığımız ve tek olduğunu düşündüğümüz Allah O'nun da ret etmemizi istediği Allah'ı, Allah'la aldattığımız tanrı ve ilah olmasın? Nasıl mı? Şöyle: Allah Alemleri yarattı, sonra da O ötelere çekildi, melekleri vasıtasıyla kainatı ve içindeki varlıkları yönetiyor. Böyle bir inanç şekli Allah'ın anlatmak istediği Allah kavramına ters olduğu gibi, O'nun ret etmemizi istediği de budur. Peki O, insanlardan nasıl bir Allah inanmamızı istiyor? Bir kere O, kainatta tektir. Kimseye muhtaç değildir. Doğmamıştır. Doğrulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi değildir. Yani O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. O her yeri kuşatmıştır. Hal böyle olunca insan kendini O'ndan ayrı tutup öteleyemez. İzafi anlamda aynen balığın kendini denizden ayrı tutamadığı gibi. Su varsa balık vardır. Balık denizdendir, ama deniz balık değildir. Bizim gözümüzle göremeyip farklı gibi görmemiz O'nun yarattıklarından ayrı olduğu anlamına gelmez. Cenin anne karnında yaratılandır. Ama anneden ayrı değildir. İnsan da kendini Allah'tan ayrı tutamaz. Ayrı tuttuğun ve ötelediğin taktirde, Allah'a değil, kendi hayal ettiğin tanrılara ve ilahlara inanmış olursun -ki insan denen varlık O'nun özündendir ayetin ifadesiyle “dönüşümüz yine O'na”dır. İnsanın varlığı O'na bağlıdır. Fakat O insana bağlı değildir. İnsanın varlığından sadece O'nun varlığını anlayıp sezebiliriz. Bütün bu misaller, insanın düşünme ufkunun genişlemesi için verilmiştir. Hakikatte insanın beşer diliyle O'nu bütün olarak anlayıp kavraması mümkün değildir. Çünkü O mümkünün dışındadır. Onun için, bütünden (Allah'tan), Peygamberlerinin rehberliğinden, göndermiş olduğu kitaplarından ve en son olarak da O'nun Kur'an ve Rasülü'nün Sünnetinden süt içip beslenmeyen beyinler tarih boyunca sapıtmışlar, karga misali sonunda kendi yürüyüşlerini de unutmuşlardır. Çözüm ise Öze dönmektir. Öz ise; Kur'an ve Sünnettir. Gerisi hikaye.......

Mikro evrendir beyin....MAKRO BEYİNDİR EVREN..... Yani: Beyin küçük bir varlık, Varlık ise büyük bir beyindir. Fakat bu büyük beyinin eksisi (şerri) yoktur. Şer ise küçük beyine aittir anlayana. En iyisini Allah bilir. *

+++

 

 

NECM SURESİ

 

Sabib El-Haris El-Ensari'den rivayet olunmuştur. O derki: “Yahudiler küçük çocukları öldüğü zaman”

-O sıddıktır derlerdi.

Onların bu sözleri Hz. Peygamber (s.a.v.)'e ulaşınca O:

Yahudiler yalan söylüyorlar. Çünkü Allah'ın ana rahminde yarattığı hiçbir nefis yoktur ki betbaht ya da mutlu olmuş olmasın.” (yanı çocuk günah ve sevapları içinde barındıran nötürdür) buyurdu. Bunun üzerine bu :

Onlar ki (güzel davrananlar) günahın büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Yalnız bazı küçük kusurlar işleyebilirler. Şüphesiz Rabb'inin affı geniştir. Sizi yerden var ederken ve sizi annelerinizin karnında cenin halinde tutarken sizleri en iyi bilen O'dur. Kendinizi temize çıkarmayın: çünkü O, sakınanları daha iyi bilir. 32 (Necm) Ayet-i Kerimesi nazil oldu.

Bu Ayet-i Kerime'de büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde küçük günahların Allah'a tevbe etmeleri halinde affedileceği kesinlik kazanmıştır. Tabi bir daha işlememek kaydıyla. *

 

Hakikaten hiçbir günahkar, diğerinin günah yükünü çekemez. 38

Hakikaten insan için kendi çalıştığından başkası yoktur. 39 (Necm)

Ayetler çok açık. Tevile gerek duyulacağını zannetmiyorum. Bu ayetler Velid bin El-Muğire hakkında nazil olmuştur. Bu kişinin kalbi yumuşamış, Peygamberimiz (s.a.v.)'e tabi olarak İslam Dini'ni kabul etmiştir. Bazıları onu ayıplayınca “Ben ahiretin azabından korktum” demiş. Müşriklerden birisi de; bana malının bir kısmını ver senin günahını yükleneyim deyince. Bu adama bir miktar mal vermiş; sonra bırakmış, sonra malın gerisini vermemiştir. En iyisini tabi ki Allah bilir.

Not: Bu sure nübüvvetin 5. Yılında ilk müslümanlardan bir kafilenin Habeşistan'a hicret ettiği zaman nazil olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) müşriklerle müminleri Haremi Şerife'ye (Kabe'ye) toplamış. Bu sureyi baştan sona okumaya başlamış, secde ayeti geldiğinde müminlerle birlikte bazı müşrikler de secde etmiş. Hatta Habeşistan'a giden müslümanlar, müşrikler de secde etti, onlar da müslüman oldular diye geri dönmüşler. Olayın doğru olmadığı yani müşriklerin müslüman olmadığı anlaşılıp işkencelerin devam ettiği görülünce peygamberimiz(sav)'in bilgisi ve talimatıyla 70 kadar Müslüman Habeşistan'a tekrar hicret etmişlerdir. (Kur'an'da ve nübüvvette secde ayetinin indiği ilk ayet ve suredir.) *

 

 

Rahimlere atılan menideki spermden erkek ve dişi olarak iki eşi(çifti) yaratan şüphesiz O'dur. 45-46 (Necm)

Bu iki ayeti kerime; erkek ve dişi olarak cinsiyetin kadınla ortaklaşa değil bilakis erkeğin sperminden kaynaklandığını belirtmektedir ki bunun böyle olduğu ancak 20.Yüzyılda genetik bilimiyle ortaya çıkmıştır. Bu ayetler 7. yüzyılla 20. Yüzyıl kıyaslandığında dahiyane bir mucizedir.

Cahil toplumlar, bilhassa esasen yanılgıya düşmemeleri gereken müslümanlar, şu hadisi gerekçe göstererek Peygamberimizin yahudilerin sorularına cevaben: “Erkeğin suyu beyazdır. Kadının ki ise sarıdır. Kiminki kiminkine üstün (baskın) gelirse çocuk ona benzer .” (Yani erkeğinki üstün gelirse çocuk erkek, kadının ki üstün gelirse çocuk kız olur ) (Hadisin metni Bakara / 98. ayettedir) yüzyıllarca erkekler tarafından kadınlar kız çocuk dünyaya getirince hor görülmüşler, toplumda kadınlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmışlardır Halbuki ayet ortada, müslümanlarda Hz. Havva'nın Hz. Ademden yaratıldığı inancı hakimdir. Böyle olmasına rağmen cinsiyetin erkekten (belirlendiğini) kaynaklandığını en doğru ve en iyi müslümanların anlamaları gerekirken ne yazık ki ayetler ve hadis yanlış anlamlandırıldığı için bütün kız cinsiyeti kadınlara yüklenmiştir. Bunun nedeni Ayet'i Kerime'yi, hadisi şerife uydurmalarındandır. Ne yazıkki Hadis-i Şerif de yanlış anlamlandırılmıştır.

Hadisin orjinaline bakıldığında çocuğun kime benzeyeceği ifade edilmektedir. Çocuğun erkek mi? dişi mi? olduğu değil. Bir cinsin (çocuğun) erkek ve dişi olması ayrı, anne babadan hangisine benzediği ayrıdır. Yahudilerin sorusuna karşılık söylenen bu hadiste Peygamberimiz öyle dahiyane, politik ve diplomatik bir cevap vermiştir ki yahudiler, Peygamberimizin vermiş olduğu “benzeme” cevabını erkek ve dişi olarak anlamışlar ve cevabı bundan dolayı teyit etmişlerdir. Halbuki Peygamberimiz onların istediği cevabı değil, çocuğun ister fıtri ister cemali olarak anne babaya benzemesi olarak vermiştir. Çünkü hadisin orjinali “benzemektir” dişi ve erkek olmasıyla ilgili cümle ise parantezdir. (Esbab-ı Nuzul Abdülfettah el-Kadi Bakara 98) Bu parantezi anlamayan Kur'an müslümanlığını savunan cahiller de hadisin uydurma ve israiliyattan olduğunu savunmaktadırlar.

Netice itibariyle hadisin anlattığı konu ayrıdır. Ayetin vurğuladığı konu yine ayrıdır. Ayet “cinsiyetin erkegin menisindeki spermden” olduğunu, cinsiyette kadının bir fonksiyonunun olmadığını, kadının rahminin cenine, sadece bebeğin oluşması için gerekli ortamın hazırlanıp yine Allah'ın iradesiyle kuluçkalık vazifesi yaptığını anlatır. Hadis-i şerif ise, çocuğun sima ve karakter olarak kime benzeyaceğini tarif eder. Bu politik cevabın çocuğun cinsiyetiyle alakası yoktur.

Ayette açıklanmak istenen cinsiyetle ilgili bilim verilerini ele alacak olursak verilerle ayetler birbiriyle uyum içindedir. İnsanın genetik şifresinde 46 kromozom bulunur. Bu kramazomların ikisi cinsiyet kromozomudur. Erkektekiler XY, kadındakiler ise XX (bazı bilim adamları sadece X olarak verirler) olarak tanımlanır. Döllenme anında kadında bulunan “x” ile erkekteki “x” birleşirse cocuk kız, kadındaki “x” ile erkekteki “y” kromozomu birleşirse çocuk erkek olmaktadır. Böylece çocuğun erkek veya kız olması tamamen erkekteki spermden kadına Y veya X'in gelmesine bağlıdır. Bu konudaki biyolojik ve genetik çalışmalar hala devam etmektedir. Kur'an'ın işaret ettiği bu dahiyane bilgiyi yaklaşık insanlık 1300 yıl anlayamamış, bu yüzden kadınlar kız çocuk dünyaya getirdikleri için yüzyıllar boyu kınanmışlar ve bilimin bu mucizeyi açığa çıkarması onlara yapılan zülmü gözler önüne sermiştir. Bu yanlışlığın islam taplumlarında (“kadının Erkek olan Hz. Ademde(as)'den yaratıldığını bildikleri ve söyledikleri, Ayet-i Kerime'yi ve Hadis-i Şerifi devamlı okudukları halde”) yaygın olması son derece manidardır. Buna rağmen hadiste geçen baskın'ın (üstün'ün) anlamı dişi kramozomun erkekten gelen x kramozomuna karşı döllenmeye daha açık olacağı kabul görür ise, yine ayetle hadis uyum içersinde demektir. En iyi ve doğrusunu Allah bilir . *

+++

 

 

 

ABESE SURESİ

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe bin Rebia, Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef ve Abbas bin Abdülmuttalip ile özel olarak görüşürken gözleri görmeyen, Abdullah İbni Ümmi Mektum, gelmiş ve “Rasülullah'a Allah'ın sana öğrettiklerinden bana da öğret” demiş ve bunu tekrar etmişti. Hz. Paygamber (s.a.v.) O'na aldırmayıp yüzünü buruşturup geri dönmüş ve konuşmasına devam etmişti. Çünkü Kureyşin ileri gelenleri özel muamele istiyordu ve Hz. Peygamber(sav) de onların gönüllerini alarak İslam'a girmeleri için iknaya çalışıyordu. Konuşma bitip kalkacağı sırada Hz. Peygamber (sav)'i uyaran bu:

Surat astı ve yüz çevirdi; 1

Kendisine o kör geldi diye. 2

Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip arınacak ? 3 Ya da öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak. 4

Fakat kendini müstağni (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan) gören ise, 5

İşte sen, onda yankı uyandırmaya çalışıyorsun 6

Oysa, onun temizlenip arınmasından sana ne? 7

Ama koşarak sana gelen ise, 8

Ki o, içi titreyerek korkar bir durumdadır; 9

Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun. 10

Hayır; çünkü o (Kur'an) , bir öğüttür. 11

Artık dileyen, onu 'düşünüp öğüt alsın. 12 (Abese)

Ayetleri Cenab-ı Hak tarafından peşpeşe Abese suresinin sonuna kadar inzal buyrulmuştur.

Not: Şahsi kanaatim odur ki, tebliğ metodu yönünden sadece bu sure anlayanlar için yeter diye düşünüyom. En iyisini Allah bilir.

Peygamberimiz (sav)'e karşı böyle bir eleştiri, Kur'an'ın ilahi bir kitap olduğunun delilidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) daha sonra İbni Maktum'a ikramlarda bulunur ve her karşılaştığında da “Merhaba! Hakkında Rabb'imin bana sitem ettiği, azarladığı kişi” derdi. *

+++

 

 

 

KADİR SURESİ

 

Hz. Peygamber (s.a.v.) birgün ashabına, İsrailoğullarından birinin silahlarını kuşanıp Allah yolunda bin ay durmadan nasıl savaştığını anlattı. Ashab bu olaya şaşıp kaldı. Bunun üzerine:

Biz O'nu (Kur'an-ı) Kadir gecesinde indirdik. 1

Kadir Gecesi nedir sen bilir misin? 2

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. 3

Melekler ve ruh, Kadir gecesi Rabb'lerinin her bir iş için inerler. 4

O gece tan yeri ağarıncaya kadar bir esenliktir. 5 (Kadir)

Cenab-ı Hak Kadir Suresi'nin bütün ayeti kerimelerini inzal buyurarak, Kadir Gecesi'ni ihya etmenin İsrailoğullarından olan o şahsın, silahlarını kuşanıp Allah yolunda bin ay savaşmasından daha hayırlı olduğunu açıklamış oldu.

Yine Mücahit'ten rivayet olunmuştur ki: İsrailoğulları içinde sabah oluncaya kadar geceyi ibadetle geçiren, gündüz de akşam oluncaya kadar düşmanla savaşan bir adam vardı. Bu adam bin ay müddetle hep aynı şeyi yaptı. İşte Allah'ü Teala Kadir Suresi'ni indirerek bu adamın amel ettiği bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir.

Not: Bu ayette geçen 1000 ay 83 seneye tekabül eden ay değildir. Avam arasında şöyle bir kanı var. Sevap itibariyle Kadir Gecesi'nde yapılan ibadetin 83 sene (1000 ay) yapılan ibadetten fazla olduğu sanılır. Bu yanlıştır. Kadir gecesinde yapılan ibadetin burada fazileti ve değeri anlatılmak istenmektedir. 1000 rakamı araplar arasında çokluk ifade eden bir deyimdir. Onun için bu rakam kullanılmıştır. Aynen Türkçe'deki “ Sittin (60) sene sen bu işi yapamazsın” daki kastın uzun yıllar demek olduğu gibi. Bu gecede o kadar büyük iyilik ve hayır yapılmıştır ki, insanlık tarihinde uzun bir zamanda bile bu kadar hayırlı iş yapılmamıştır. Gerçekten de insanlık tarihinde bu gecedeki iyilik ve hayır başka gecelerde yapılmamıştır. Çünkü insanlığı aydınlatacak Kur'an, bu gecede Levh-i Muhfuz'a inmiş oradan Peygamberimiz (sav)'e parça parça, bölüm bölüm Cebrail vasıtasıyla inzal buyrulmuştur.

Cenab-ı Hak; Peygamberimiz (sav) vasıtasıyla insanlığı aydınlatacak Kur'an'ı, benzeri bulunmayan kurallar halkasını inzal buyurmak için, anlatılan ve bilinen sebepleri bu eşsiz gecede yaratmıştır.

Yeri gelmişken burada Kadir Gecesiyle ve diğer önemli gecelerle ilgili farklı bir bakış açımı sunmak istiyorum. Bilindiği gibi bizim ülkemizde ve İslam dünyasında mübarek gecelerin önemi büyüktür. Bu hashasiyet Peygamberimiz (sav)'in Hadis-i Şerifleriyle de sabittir. Bu gecelerde tevbeler yapılır, dualar edilir, Allah'tan günahların bağışlanması istenir. Ben öyle inanıyorum ki Cenab-ı Hak, bu gecelerde yapılan duaları boş çevirmez. Çoğunu da icabet eder. Fakat müslümanlar basiretli olmadıklarından, Allah'ın dualarını icabet etmediğini zannederler. (Bilhassa iktisadi anlamda) Çünkü müslümanlar: (haklı gibi görünse de özde haklı değildirler.) Dualarının sonucu hem mevcut durumun korunmasını, hem de helalinden istedikleri rızkın mevcudun üzerine artırılmasını, bina edilmesini düşünürler ve Allah'tan umarlar. Halbuki durum hiç de zannettikleri gibi değildir.

Müminler ve takva sahipleri için bir problem yok. Onların mübarek geceleri değerlendirmesi: “Su içindeki taşın tekrar daha temiz suyla temizlenmesi gibidir.” Zaten onlar günahlar bakımından temizdir. Yaptıkları artı ibadet, dua ve tevbeler, “nur üstüne nur” olur.

Öyleyse problem kimlerde? Günahkar, zalim ve fasık olan müslümanlarda. Neden? Ne dediklerini bilmiyorlar da ondan. Örneğin: Bir müslüman Kadir gecesinde, işlediği günahların ( yalan, dolan faiz, iftira, gıybet v.s) affı için samimi olarak tevbe etti. Bir daha geri dönmemek üzere. Sonra da helalinden bol kazanç ve rızık istedi. Müslüman samimi olduğu için Allah da samimidir. Bu hususta kesinlikle şüphe yoktur. Çünkü O: “Ben yürüyerek gelene koşarak gelirim.” diyor. Şimdi Allah o müslüman kulun duasına icabet edecek ve meydana gelecek neticeyi hep birlikte görelim.

1- Önce Allah'ın istemediği yanlış ve haramlardan ne kadar kazancın varsa onu şu veya bu şekilde silip yok edecek, malını temizleyip binanın temelini sağlamlaştıracak.

2- O geceden sonra müslüman arı bir mümin oluncaya kadar, başına hep olumsuzluklar gelecek, başkalarına yaptığı kötülüklerin karşılığı olarak. Bütün bu temizlenme sırasında (vucudun kirden arındığı gibi) meydana gelecek olumsuzlukları sabreder, Allah'a isyan etmez de şükrederse gecede yapılan tevbe ve dua hedefine ulaşmış olur. Aksi halde eski alışkanlıkları devam ettirirse.......! orasını ben bilmem.

3- Artık temizlenip, arındıktan sonra temizlenen malın üstüne helalinden, kötülüklerden arındıktan sonra da güzellikler ve iyilikler bina edilerek mübarek gecededeki tevbeleri ve duaları kabul olunarak Allah'ın mümin kulu olacaktır inşallah. Kesinlikle Allah Tevbe-i Nasuha ile yapılan tevbeleri ve duaları kabul eder. O vadinden dönmez.

İbni Mesud(ra)'tan rivayettir. Medine'de İslam Dini'ne giren bir yahudi müslümanlığı kabul ettikten sonra başına kendi deyimiyle hep olumsuzluklar gelir. Gözü kör olur, malını mülkünü kaybeder, çocuklarından ölenler olur ve Hz. Muhammed(sav)'in huzuruna çıkarak:

-Ya Rasülallah! Beni affet ve bağışla. Ben İslam Dini'nden eski dinime geri döneceğim der. Ve Peygamberimiz(sav) sebebini sorar. Yahudi müslüman devamla :

-Ya Rasülallah! Ben bu İslam Dini'ni kabul edeliden bu yana, gözümü kaybettim. Mallarımı kaybettim. Şimdi de oğlumu kaybettim. Olumsuzluklar hiç peşimi bırakmadı. Bu din bana hayırlı gelmedi der. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav):

“Ateşin altını, demiri eriterek curufunu temizlediği gibi İslam da müslümanların günahlarını temizler” buyurur. ” Yani bozuk temelli binayı yıkar. Temeli yeniden sağlamlaştırıp katları onun üzerine bina eder buyurmuştur. Çünkü yanlış üzerine bina edilen doğru, yine yanlıştır.

Bu hadisten de anlaşılacağı üzere müslümanın dualarına, Allah icabet etmiyor gibi görmesi, Cenab- Hak'tan değil, müslümanın anlayış farkından kaynaklanmaktadır. Çünkü müslüman neyi istediğinin farkında değildir. Ona ataları dedeleri öyle söylediği için o öyle yapar. O sadece taklit eder. Tahkik ve tefekkür etmez. En doğrusunu Allah bilir. *

+++

 

 

 

ŞEMS SURESİ

 

And olsun güneşe ve onun aydınlığına. 1

Güneşin ardından geldiği zaman ay'a. 2

Güneşi ortaya çıkardığı zaman gündüze. 3

Onu örttüğü zaman geceye. 4

Göğe ve onu bina edene. 5

Yere ve onu yayıp döşeyene. 6

Nefse ve onu biçimlendirene. 7

Sonra da ona iyilik ve kötülük yeteneğini ilham edene yemin olsunki; 8

Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur. 9

Onu kirletip gömen de elbette ziyana uğramıştır . 10

Semut kavmi azgınlığı yüzünden yalanladı. 11

Onların en azgını ileri atılınca, 12

Allah'ın Elçisi onlara: “Allah'ın devesini ve onun su nöbetini gözetin” demişti. 13

Fakat onlar Peygamber'i yalanlayıp deveyi kestiler. Rab'leri de günahları yüzünden onları hışımla yok etti. Ve orayı dümdüz yaptı. 14

(Allah) bu işin sonucundan korkacak değildi. 15 (Şems)

 

Bu Surede Yüce Allah, yarattığı nesneler üzerine kararlı bir şekilde yemin ederek nefsini arındırıp iyi işler yapanın kurtulduğunu, nefsini firenlemeyip onun her isteğini yerine getiren beşerin mutlaka ziyana uğrayıp zararlı çıkacağını bildirmektedir. Aynı zamanda 7 ve 8. Ayetler'de vugulandığı gibiYüce Allah, kişiyi (insanı) yaratılışta hayır, şer, taat ve masiyet, gibi bilgileri Kendisinin ilham edip kodladığını, bu özelliklerden birini seçme iradesini yine insanın kendinde olduğunu bildirmektedir. Nitekim Hadis-i Şerifte Peygamberimiz(sav): “Sizden birinizin oluşumu, anne karnında kırk günde toplanır, sonra orada bu süre içinde “alaka” ve o kadar bir süre içinde de “Muğda” haline gelir. Sonra melek gönderilir ve kendisine ruh üflenir. Meleğe dört kelime emredilir. Doğacak çoçuğun rızkını, yaşama süresini, işleyeceği amellerini, şaki mi yoksa said mi? olacağını yazması (istenir) buyrulmaktadır.” (Buhari bed'ül-hak,6 Enbiya 1 Kaderi Müslim Ebu Davut, Tirmizi)

 

Amir bin Vasile'nin naklettiği bir başka hadiste Hz. Rasülüllah(sav): “Anne rahmine düşen spermin üzerinden 42 ve bir o kadar gün geçince meleğin gönderileceği, çeşitli hücreler yaratılınca, meleğin;(çoçuğun) cinsiyetini, ecelini ve rızkını yazacağı belirtilir. (Müslim Kader 3)

Bir sahabinin Kader proğramımız yazıldığına göre amel etmemize ne gerek var? diye sorması üzerine Allah Rasülü(sav) şöyle buyurmuştur. “Amel edin! Herkese imkan verilmiştir. Saadet ehline, saadet ehlinin ameli kolaylaştırılır. Şekavet ehline de şekavet ehlinin ameli kolaylaştırılır.” Bundan sonra Allah'ın Elçisi Leyl Suresi'nin:

 

Bundan böyle kim bağışta bulunur ve haramlardan korunur, 5

Ve en güzel olanı doğrularsa, 6

Biz de ona en kolayı daha da kolaylaştırırız, 7

Kim de cimrilik eder, kendini yeterli görür, 8

Ve en güzel olanı yalanlarsa, 9

Biz de onu en zora hazırlarız. 10 (Leyl)

Ayetleri'ni delil olarak göstermiş ve Peygamberimiz (sav) nefis için şu duayı yapmıştır..

“Tembellikten, cimrilikten, fazla yaşlılıktan, kabir azabından sana sığınırım. Ey Rabbim! Nefsime takva ver, onu salah ile temizle. Sen onu temizleyenlerin en hayırlısısın, sen onun velisi ve mevlasısın. Ey Rabbim! Faydasız ilimden, huşu'u olmayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” (Müslim. Zeyd ibni Erkamdan)

 

Günümüz biyoloji bilimi 46 kromozomlu insan hücresinin genetik bir yapıya sahip olduğunu ve bunun %15'ini oluşturan “DNA”molekülünde insanın geçmiş ve geleceğine ait irsiyet bilgilerinin şifreler halinde yüklü bulunduğunu ortaya koymuştur. Hatta Cavl Sagan: Bu hücre içi bilgi için şöyle demiştir: Bir “DNA” molekülünde beş milyar “BİT” bilgi vardır. Bu bilgi de bin ciltlik kitabı doldurabilecek kapasitededir. Mevdudi Kesinlikle doğrudur. Çünkü insan hiç durmadan düşünmekte sadece düşündüğünün belki milyonda birini eyleme geçirmektedir. Bu düşünülenler de yazılı ve kodlu olduğuna göre kitapların alması mümküm değildir.

Peygamberimiz(sav)'in hadislerinde de belirtildiği gibi İnsanın dünyada yapacağı eylem, düşünce ve karakteri “ Levh-ı Mahfuz'da” (Kitapta) yazıldığı gibi proğramlanır. Ancak bu proğramlama melekler tarafından Allah öyle emir buyurduğu ve kararlaştıdığı için değil, İnsanın dünyada nasıl davranacağı bilindiği için öyle proğramlanır ve kaderi yazılır. Tıpkı, Güneş'in, Ay'ın hangi saat ve dakikada doğup batacağı takvimlerde öyle yazıldığından değil, Güneş ve Ay'ın o satlerde batacağından dolayı takvime öyle yazıldığı gibi. Takvimde yazılmış olması Güneş ve Ay'a müdahele anlamına gelmez. Aynı şekilde Yüce Allah'ın da insanın nasıl davracağını bilip Onun kader proğramına yazması insanın irade ve davranışlarına müdahele ettiği anlamına gelmez. Bilakis müdahele etmediği anlamına gelir. Sonuşta yapılan eylem ve düşüncelerde irade insanın kendindedir. Yapılan dualardan dolayı da bazı sendelemeler doğrulur. Dualar da zaten bu programın içindedir. En iyisini Allah bilir.

 

Salih (As)'ın mucize devesini öldürmek için 12. Ayette belirtilen “ileri atılan kişiler” de anlatılmak istenen şahıslar; Kudar ibni Salif veya onun adamlarıdır. Araf-73. Ayette de bu konudan bahsedilmektedir. *

+++

 

 

 

BÜRUC SURESİ

 

Yemin olsun (burçlar) sahibi gökyüzüne. 1

Söz verilen o güne. 2

Şahitlik edene ve edilene. 3

Kahroldu o hendeğin adamları. 4

O alevli ateşin.5

Hani onlar o ateşin çevresinde oturmuşlar. 6

Müminlere yaptıkları (işkenceleri) seyrediyorlardı. 7

Sırf mutlak üstün övgüye değer, Allah'a iman ettikleri için onlardan öc aldılar. 8

O ki göklerin ve yerin hükümdarlığı O'nundur. Allah herşeye tanıktır.(şahittir) 9

İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için bir de yangın azabı vardır. 10

İman edip salih amel işleyenler içinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte en büyük kurtuluş budur. 11

Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttır. 12

İlkin var eden sonra geri çevirip yeniden yaratan odur. 1 3

Bununla birlikte o çok bağışlayan çok sevendir. 14

Arşın sahibidir pek yücedir. 15

Dilediği şeyleri mutlaka yapandır. 16

O orduların haberi sana geldi mi? 17

Yani Firavun ve Semud'un. 18

Fakat o inkarcılar hala yalanlayıp duruyorlar. 19

Oysa Allah onların arkalarından kuşatmıştır. 20

Gerçekte o yalanladıkları levh'i mahfuz'da bulunan şerefli Kur'andır. 21-22 (Büruc)

Birinci ayetteki Büruc'a Ay'ın menzilleri, büyük yıldızlar ve gök kapıları gibi yorumlar yapılmıştır.

Söz verilen o günden maksadın, Kıyamet günü (yani ahiret günü ) Uhdut (uzun hendek) Yemen'le Suudi Arabistan sınırı üzerinde bir yerin adıdır.

Yemen'de zalim bir yahudi kralı 6. Yüzyılda ülkesindeki, Necran hristiyanlarına zulmetmiş yahudiliği kabul etmedikleri için onları diri diri ateşte yakmış ve bu yanışı seyretmişlerdi. Kimisi kaçarak Habeş Necaşisi'nin ya da Bizans İmparatoru'nun yanına sığınmış ve şikayette bulunmuşlardı. Necaşi O kralı cezalandırmak için bir bölük asker göndermiş, yahudi kralı Ebu Nuvays'ı öldürmüş. Ve Yemen'i Habeşistan'a katmış. Hz. Ömer de kendi döneminde hristiyan şehitlerini onurlandırmak için o yöreye bir cami yaptırmıştır. (M.Hamidullah 85/4)

İster firavun olsun, ister Ad ve Semud kavmi olsun, onların kendilerine gelen peygamberlerine yaptıkları zulmü ve onlarla savaşmaya kalkışanların sonunu o günkü arap toplumu biliyordu. Bu onlara bir misal ve uyarı idi.13-21 ve 22. Ayetler sanki birbirini tamamlıyor. Kader ile ilgili bilgi bu surede de gizlenmiş gibi. En iyisini Alah bilir. *

+++

 

 

 

TİN SURESİ

 

Hiç kuşkusuz biz insanı en güzel bir şekilde (yapıda) yarattık. 4

Sonra da onu aşağıların aşağısı (hayvanlardan aşağı) yaptık. 5 (Tin)

Yüce Allah, insanı ruh ve beden yetenekleri bakımından en üstün durumda yaratmıştır. İnsanın biyolojik yapısında akıllara durgunluk veren nitelikler saklıdır. Herbir hücrenin genlerine geçmiş ataların nitelik bilgilerinin ve belki geleceğe yönelik özelliklerin şifre halinde bilgi yüklenmesinin yapıldığı ve bunun yüzlerce ciltlik kitap tutacak genişlikte olduğu günümüz genetik uzmanlarınca ortaya konulmaktadır. “Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık” tan maksat onlardan, göğün, yerin, dağların yüklenemediği, taşıyamadığı emaneti (Kur'an-ı ve geçmişteki mükaddes semavi kitap ve yaşam manzumelerini, ilahi emirleri ) o yüklendi ve onların arasından öyle insanlar çıktı ki Nübüvveti yüklendi.

Yine o insanlardan öyleleri çıktı ki: Hırs, tamah, bencillik, şehvet düşkünlüğü, esrarkeşlik, alçaklık, gazap ve benzeri diğer adetler nedeniyle ahlaki bakımdan en düşük seviyeye düştü ve insanlık birbirine düşman hale geldi. Birbirlerini yok edecek öyle kavimler (devletler) oluştu ki bir kavmin diğer kavme düşmanlıkta, fiil ve davranışlarında vahşi hayvanlardan da ileri gittiler.

Vahşi bir hayvan, başka hayvanları kendi yemeği olarak avlar, diğer hayvanlara katliam uygulamaz ama insan kendi cinsinden olanlara katliam uygular. Vahşi hayvan silah için yalnızca pençe ve dişlerini kullanır. Tabii olanı yapar ama yeryüzünde en güzel şekilde yaratılan (bütün alemin kendi emrine verildiği melek, cin, bütün gözle görülen ve görülmeyenin kendisine tahsis edildiği) insan, aklını da kullanarak, yerleşim bölgelerini bir anda yok etmek için top, tüfek, tank, uçak, atom bombası, hidrojen bombası ve diğer sayısız silahı icat eder. Bunu aynı zamanda hemcinsine karşı kullanır. Vahşi hayvan yaralar ve yok eder ama yeryüzünün efendisi olan insan ne yazık ki, hayvanların hiçbirinin yapmayacağı şekilde hemcinsine hem işkence eder, hem de işkence araçlarını geliştirir. Dünyada bugüne kadar hiçbir hayvan topluluğu ekolojik dengeyi bozmamıştır ama insanoğlu ekolojik dengeyi bozmak için birbiriyle yarış içindedir. Bir düşünelim 21. Yüzyılın başlarında olduğumuz bu asırda lazer ışınlarıyla donatılmış son model uçak, bomba ve füzeleri kimin için yapıp üretiyoruz. Çağımızda bu silahları hemcinslerine karşı kullananları vahşi dediğimiz hayvanlarla kıyas etmek bile bence o hayvanlara hakaret olur. Yine en iyisini Allah (c.c.) bilir. İnsanoğlu ne kadar aciz, bütün bunlar bu acizliğin eseri. Allah aciz insanların yardımcısı olsun. *

+++

 

 

 

KUREYŞ SURESİ

 

Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'den rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Allah Kurayş'e öyle yedi hasletle yüceltmiştir ki; bu hasletleri onlardan önce hiç kimseye vermediği gibi onlardan sonra da hiç kimseye vermeyecektir.

Allah (c.c.) peygamberliği, hilafeti, hicabeti, sikayeti onlara bahşetmiştir. Müşrik oldukları bir sırada fil ordusuna karşı yardıma mazhar olmuşlar. Bu yüzden onlardan başka hiç kimsenin Allah'a ibadet etmediği bir dönemde yedi (başka bir rivayete göre 20) sene Allah'a ibadet etmişlerdir. İçinde kendilerinden başka hiç kimsenin zikredilmediği bir sure onlar hakkında nazil olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bunları söyledikten sonra :

(Hiç değilse kendilerini) Kureyş'i 'bir araya getirip anlaştırdığı, 1

Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için, 2

Şu Ev (Kâ'be'n) in Rabbine kulluk etsinler; 3

Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve onları korkudan güvenliğe kavuşturandır. 4 (Kureyş)

Kureyş Suresini baştan sona kadar okudu.

Kureyş hakkında nazil olan bu sürede, Allah'ın Kureyş'liler üzerindeki hakkını ve nimetini hatırlatıp, onların İslam'ı kabul etmelerini Peygamber (s.a.v.)'i tasdik etmelerini iğneli ve kinayeli bir şekilde telkin etmektedir.

Gerçekten Peygamberimizin (s.a.v.) nübüvvetinden önce Kureyş halkı çevrede ve Arap milleti arasındaki konumu ekonomik, sosyal, kültürel bakımdan son derece gelişmiş, etrafta sosyal adeletiyle ün yapmış, Kabe'yi hizmette ve korumada özveride bulunmuş, sakilik yapmış, bu yüzden Allah'ın yardımına mazhar olmuş durumda idiler.

Allah; nübüvvetten 30-40 yıl önce vuku bulan Fil Vakası'nda Ebrehe'nin ordularını Ebabil kuşlarıyla darmadağın ederek bu kabileye yardım etmişti.

Burayı (Mekke'yi ve Kabe'yi) idare edenler ve koruyanlar da Peygamberimiz(sav)'in dedesi ve dört kardeşi Mekke'nin saygın kişileriydi. Kureyş'te her türlü sosyal aktivitede ileride oldukları için onların İslam'ı kabul etmemelerini Peygamberimiz(sav) bir türlü anlam veremiyordu. Onun için Cenab-ı Hak da bakın, en soylu, en cana yakın, insanlara hizmet eden Kabe'nin bekçiliğini yapan, siz olduğunuz; ilimde kültürde sanatta, edebiyatta ileride bulunduğunuz için, Ben de size Fil Vakası'nda bu hasletleriniz dolayısıyla yardım ettim. En erken ve çabuk İslam'ı (kabul etmede sizin altyapınız olduğu halde) niçin kabul etmiyorsunuz? Tarzında hatırlatma yapıyor. *

+++

 

 

 

KARİA SURESİ

 

O büyük vuruş, 1

O büyük vuruş nedir? 2

O büyük vuruş nedir sen bilirmisin? 3

O gün insanlar saçılmış kelebekler gibi olur. 4

Dağlar atılmış renkli yünler gibi olur. 5

O gün kimin tartıları ağır gelirse 6

O hoşnut edici bir yaşayış içindedir. 7

Kimin tartıları hafif gelirse 8

Onun yurdu uçurumdur. 9

O uçurum nedir? Sen bilir misin? 10

O kızgın bir ateştir. 11 (Karia)

Ayetler genel olarak kıyametin dehşetini, hesap gününün zorluğunu dile getirmektedir. Müslümanların dünyada yaptığı ibadet, iyi fiil ve davranışlar kötülüklerden üstün çıkarsa cennetliktirler. Eğer üstün çıkmaz da kötülükler ağır, iyilikler hafif gelirse (haviye) cehenneme gideceklerdir. Oranın türkçe anlamı çukur ve uçurum demektir. Bu çukurun ve uçurumun içinde Nar vardır. Nar'ın türkçe anlamı da sadece yakıcı ateşi değil, kavurucu, eziyet veren soğuğu da içerir. Onun için Kur'an'da çoğunlukla ve bu surenin son ayetinde ifade edilen cehennemin karşılığı olarak tanımlanan “Nar” kelimesinin seçilmesi çok ilginçtir. Yoksa hep bizim anladığımız manada eteş olarak düşünülseydi, Sibirya'da yaşayan insanlar için ateş, korkutucu değil, bir nevi mükafat olurdu. Çünkü onlar sıcağa hasret. Yine en iyisini Allah bilir. *

+++

 

 

 

KIYAMET SURESİ

 

“Evet; (Kıyamet gününde) onun parmak uçlarını dahi derleyip, toparlayıp (yeniden) düzene koymaya gücü yetenleriz” 4 (Kıyamet)

Bu ayette Cenab-ı Hak'kın parmak uçlarından bahsetmesinin ilmi bir anlamı olduğu ortaya çıkmaktadır. Pozitif ilme göre hiçbir insanın parmak ucundaki çizgiler birbirine uymamaktadır. Bu yaratılış hikmetinden dolayı bugün bütün dünyada suçluları bulma yöntemi olarak emniyet ve güvenlik teşkilatlarında kullanılmaktadır. Parmak uçlarının her insanda ayrı olduğu 19. Yüzyılda keşfedilmiştir. Halbuki Kur'an bu farklılığı keşiften 1300 yıl önce dile getirmiştir. Hak din olan İslam'ı seçmek için akıl sahiplerine bu ayet bile yeterlidir.*

 

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: “Hz. Peygamber (s.a.v.)'e vahiy nazil olduğu zaman vahiy edilen ayetleri ezberlemek için dilini (ağzını) oynatıp dururdu. Bunun üzerine Allah (c.c.)

Onu (Kur'an'ı, kavrayıp bellemek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma. 16

Hiç şüphesiz, onu toplamak ve onu okutmak bize aittir. 17

Şu halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle. 18

Sonra muhakkak onu açıklamak bize aittir. 19 (Kıyamet)

Bu Ayetleri inzal buyurdu. *

 

 

Yine İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e ayetler nazil olduğu zaman çok güçlük çekerdi. Çünkü gelen vahyi ezberlemek istediği için unuturum korkusuyla dilini ve dudaklarını hareket ettirir dururdu. Bunun üzerine Allah'ü Teala:

 

“O'nu senin kalbinde toplayıp sonra da senin O'nu okumanı sağlamak, O'nu okuduğun zaman senin dilinde onu açıklamak bize aittir.” ( Kıyamet)

 

Bundan sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Cibril geldiği vakit, onu konuşmadan sessizce dinledi. Cibril yanından ayrıldığı zaman da, vahyolunan ayetleri Allah'ın onu okuttuğu gibi okudu. (Bu surenin Taha yahut A'la suresinden sonra geldiği de savunulmaktadır.) *

 

 

İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor? 36 (Kıyamet)

Bu ayette Cenab-ı Hak dünyada adaletin pençesinden kurtulanların, haksızlığa uğrayanların ve kimsenin görmediği, suçları işleyen insanlar için ahirette Mizan Terazisi'nde günah ve sevapların tartılarak adaleti tecelli ettireceğine dair uyarıda bulunuyor. Kimsenin yapmış olduğu iyilik ve kötülük karşılıksız bırakılmayacağına dünyada kurtulsa bile ahirette (Allah bildiği için) insanoğlunun adaletin hükmünden kurtulamayacağına, uyarı mahiyetinde de olsa dünyadayken de yapmış olduğu iyilik ve kötülüğün karşılığını vereceğine Cenab-ı Hak taahhüt ediyor. *

 

 

Kendisi, dökülüp-akıtılan meniden bir damla su değil miydi? 37

Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi. 38

Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. 39

(Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir? 40 (Kıyamet)

Ayetler çok açık. Herkesin bildiği bir konu olduğu için tevile gerek yok. Aklı olanlar için üzerinde düşünmeye değer. *

***

 

 

 

HÜMEZE SURESİ

 

İbni İshak'tan rivayet olunmuştur. O der ki: Umeyye bin Halef Hz. Peygamber (s.a.v.)'i gördüğü zaman onu diliyle çekiştirir. Kaş göz hareketleri yapıp onunla alay ederdi. Bunun üzerine Allah (c.c.) bu sureyi:

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline; 1

Ki o, mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır. 2

Gerçekten malının kendisini ebedi kılacağını sanmaktadır. 3

Hayır; andolsun o, "hutame'ye atılacaktır. 4

“Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir? 5

Allah'ın tutuşturulmuş bir ateşidir, 6

Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp-çıkmaktadır. 7

O, onların üzerine kilitlenecektir; 8

(Kendileri de) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda (bağlanacaklardır). 9 (Hümeze)

inzal buyurmuştur.

Bu surede yorum yapmayı uygun görmüyorum, herşey çok açık. Herkes kendi üzerine düşen dersi almalı.*

+++