Alemlere rahmet sıfatı Hz. Muhammet(sav)'e inanan ve inanmayan herkesi kaplar. İman sahipleri bundan dünyada da ahirette de nasibini alır. Küfür ehli ise azabın gecikmesi ve işlenen günahların cezasının ertelenmesi gibi yollarla bu rahmetten yararlanır. Nitekim Sahih-i Buharideki son Hadis Rahmet sıfatı ve O'nun şefeatiyle ilgilidir. Peygamberimiz(sav): Enes b. Malikten rivayete göre: Ahiret gününde sırasıyla kalbinde hardal tanesi kadar bile imanı olan müminlere de şefeat ettikten sonra: “Dördüncü defa tekrar döner, bu övgülerle Rabb'imi överim. Onun için de secdeye kapanırım. Bana: “Ey Muhammed! Başını kaldır. Söyle. Söylediğin dinlenir. İste. İstediğin verilir. Şefaat et. Şefaatın kabul olunur diye buyrulur. Ben de: “Ey Rabb'im! La ilahe illallah” diyen kimselere (şefaat etmem) için de bana izin ver derim. Bana: “İzzetime,celalime,büyüklüğüme ve ululuğuma yemin olsun ki, “La İlahe İllallah” diyen kimseleri de oradan çıkaracağım.” buyurur.

Yine Peygamberimiz(asv) Sahih-i Buhari'de Ebu Hureyre'den: “Her peygamberin dua ettiği, kabul olunmuş bir duası vardır. Ben bu duamı ahirette ümmetime şefaat için saklamak istiyorum.” buyurmaktadır.

Değerli dostlarım! Yukarıda kaleme aldığımız Hadis-i Şerifler belki size mantıksız gelebilir. Ama bence mantıksız değildir. Alemlere Rahmet olarak gönderilenin şanına yakışan da budur diye düşünüyorum. Biliyorsunuz Yüce Allah Rahmetinin yüzde birini bu insanlığa vermiş yüzde doksandokuzu kendinde saklı. O yüzde bir rahmetten de insanlığın yaratılışından kıyametin kopuşuna kadarki insanlar yararlanacağına göre, sana ne hisse düşer düşün! Sana tirilyonlarda bir isabet edecek. Sana payına düşen merhametle bir evladının, bir akrabanın sana zulmetmiş olması nedeniyle bile günlerce eziyet işkence edilmesini istemezken, bir mümin olarak (ki müminlere cehennem azabı gösterilecek)cehennemde günahkar insanların yanmasına dayanamassın. Çünkü sen onların bilmediğini biliyorsun. Onun için O Alemlere rahmet olarak gönderilen nebiler nebisi, Rasüller Rasülü, Yüce Mevlamızın “Ey Habibim! Sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdım” dediği Alemlerin efendisi'ne başka nasıl bir davranış yaraşırdı. Hadisten de anlaşıldığına göre, dikkat edilirse Cenab-ı Hakkın Rahmetiyle Peygamber(sav)'in şefaati gerçekleşiyor. Bu şefaat Hz. Peygamberimiz(sav)'in Allah'a şirk koşmayanlara kendi hakkından yapmış olduğu fedakarlıktır. Fedakarlık: Kendisini peygamber olarak kabul etmeyenleredir. Yoksa Allah'a ortak koşanlara değil. Zaten Allah'a şirk koşanların yeri ebedi cehennemdir. Allah'ın kanunu budur.

Bu Hadisin anlatmak istediğiyle ilgili günümüzde tartışmalar çıktığı için Peygamberimiz(sav)'in kullandığı şefaatın kendi fedakarlığı olduğu ile ilgili bir misal vererek konunun aydınlanmasını somut olarak katkıda bulunmak istiyorum.

Sorumluluğun babada olduğu, anne,baba ve çocuklardan meydana gelen bir aile düşünün. Çocuklardan bir tanesi, Babanın babası olduğunu, annesinin ise annesi olmadığını iddia ediyor. Baba ve anne ne kadar ikna etmeye çalıştılarsa da çocuk odunum diyor bir türlü ikna olmayarak inkarını sürdürüyor. Baba da bu çocuğu, annesine karşı tutum ve davranışından dolayı cezalandıracagını defalarca söylüyor. Cezalandırma zamanı geliyor. (bu evden kovma, dövme, hapsetme olabilir. Ki günümüzde ne yazık ki böyle cezalandırmalar olabiliyor.) Burada annenin bağrından kopmuş, dokuz ay karnında taşıdığı çocuğuna karşı merhametinden, çocuğun babasına (kendi kocasına,) kendi hakkından vazgeçip (beni anne olarak tanımasın varsın diye)yalvararak, çocuğun cezasının affedilmesi hususuda babadan ricada bulunma hakkı yok mudur? Elbette vardır. Peygamberimiz(sav)'in şefaatta bulunması bu misaldeki annenin durumuyla kıyaslanabilir.

Yine Efendimiz(sav)'in yakın arkadaşı müminlerin halifesi: “Ya Rabb! Benim vücudumu o kadar büyüt ki cehennemi ben doldurayım.” diyen, insan sevgisiyle dolu Hz. Ebubekir sıddık (ra)'ı örnek almıyormuyuz? Hiç merak etmeyelim O cennette herkese yer var. (Cenab-ı Hak daha o cennet dolmayacağı için doldurmak maksadıyla yeni halk yaratacak.) Yeter ki biz Allah'a kul olalım. Cehennemi kendimize, cenneti de başkalarına layık görelim. İntikamı bırakalım, ihsanı önde tutalım. Ancak o zaman İnsan-ı Kamil olabiliriz. *

 

Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün rüyasında Ümeyye ve oğullarının idareci olacaklarını (veliyyül emirliğin onlara geçeceğini) görmüş, El-Hakem Hz. Peygamber (s.a.v.)'in rüyasını haber vermiş, onlar da kendisine “Dön de bir sor bakalım bu ne zaman olacak? demişler. İşte bunun üzerine Allah :

 

De ki: Bana sizin ilahınızın bir tek Allah olduğunu vahyediliyor. O'na teslim olacak mısınız? 108

Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben çağrımı sizin hepinize dosdoğru bildirdim. (yaptım) Ancak tehdit edildiğiniz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem 109 (Enbiya) Ayet-i Kerimelerini inzal buyurmuştur.

 

109. Ayete göre Hz. Muhammed(sav) tebliğ görevini herkeze eşit olarak yapmış, sahabe arasında ayrım yaparak, kimseye özel muamelede bulunmamıştır. *

 

 

Şüphesiz O; sözün açığını da bilir, gizlemekte olduklarını da bilir. 110

Ben bilmem belkide O, sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir. 111

(Ey Muhammed!) Deki. Ey Rabbim! aramızda gerçekle hükmet, bizim Rabbimiz çok merhametli olan Allah'tır. Sizin anlattıklarınıza karşı sığınılacak olan O'dur. 112 (Enbiya)

Müşriklerin yalanlamalarına ve inkarlarına karşı ve ayrıca müşrikler İslam'ın kısa bir süre sonra zayıflayıp, yok olacağını iddia ediyorlardı. Buna karşılık Peygamberimiz (s.a.v.) Allah'a güveniyor ve O'na sığınıyor. Hükmün ancak ve ancak Allah'ü Teala'nın olduğunu ve bunu O'nun bildiğini, “işte bu bildiğin gerçekle hükmet diyerek” dua ediyor ve bu sureyi de bitiriyor. El-Hamdülillah. *

+++

 

 

 

 

 

MÜMİNUN SURESİ

 

Abdurrahman İbni Abdul-Kari'den rivayetle Hz. Ömer (r.a.) şöyle anlatırken işitmiş: Hz. Peygamber (s.a.v.)'e vahiy indiği zamanlarda yüzünün yanında balarısı vızıltısı gibi bir ses işitilirdi. Bir gün yine O'na vahiy inmeye başladı. Bir süre durduk. (konuşmadık) Bu hali geçip açılınca kıbleye döndü ve ellerini kaldırarak, “Ey Allah'ım! Bizi arttır, eksiltme, bize ikramda bulun (bizi şereflendir) bizi aşağılama, bize ver, bizi mahrum bırakma. Bizi (başkalarına) tercih et, başkalarını bize tercih etme, bizi hoşnut et ve bizden hoşnut ol” diye dua etti. Sonra bu on ayet nazil oldu.

 

Müminler gerçekten felaha ermişlerdir. 1

Ki onlar namazlarında huşu içinde olanlardır. 2

Ki onlar boş sözlerden yüz çevirenlerdir. 3

Ki onlar zekatı yapan (veren)lerdir. 4

Ki onlar fecrlerini (ud yerleri, ırzlarını) koruyanlardır. 5

Sadece eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu müstesnadır. Doğrusu onlar bunun için kınananlar değillerdir. 6

Şu halde, kim bunların ötesini isterse, şüphe yok ki onlar sınırı aşanlardır. 7

Yine onlar üzerlerindeki emanetleri gözetirler ve verdikleri söze sadık kalırlar. (sözlerinde dururlar) 8

Ve onlar namazlarına devam ederler. 9

İşte varis olacak onlardır. 10

Onlar Firdevs cennetine varis olacaklardır. Ve orada sürekli olarak kalacaklardır. 11 (Müminun)

 

Her kim bunlarla amel ederse cennete girer buyurdu ve gerçekten 10. Ayetin sonuna kadar okudu.

Beyhaki'den rivayetle; Hz. Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken bazen başını semaya kaldırır, bazen de başını sağa sola çevirip bakardı. Ashap da namazda başlarını sağa sola çevirirlerdi. Bunun üzerine Allah 2. Ayet'i inzal buyurarak, onlara namazlarını huşu içinde kılmalarını emretti. Bu ayeti kerimenin inmesinden sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı namaz kılarlarken, başlarını önlerine eğerek secde ettikleri yerden başka bir yere bakmadılar.

Mekke döneminin sonlarına doğru bu 10 ayetle mümin olmanın vasıflarını saymaktadır. Yani yaklaşık 10 yıllık hükümlerin özet olarak toparlanmasıdır. Bu vasıfları biz de kısa kısa değinecek olursak:

1- Müminler: Allah'tan Hz. Peygamber(sav)'e ve sonra kendilerine tebliğ edilen mesajı alıp ve anlayıp, O'nun davasına rehber edinerek hakikati görüp kalplerine sindirenlerdir.

2- Müminler: Namazlarını hiçbir dış etkenden etkilenmeden sadece Allah'ı düşünüp ağır ve vakarlı olarak huşu içinde kılanlardır.

3- Müminler: Saçma sapan, boşuna olan ve hiçbir şekilde kişiye hayattaki amacına ulaşmada (hakikat yolunda) yararı olmayan malayani şeylerden uzak kalarak vakarlı bir şekilde hayatlarını devam ettirenlerdir.

4- Müminler: Servetlerinden infak ederek mallarını arındırıp temizleyen ve başkalarına da bunlardan nimetlendirenlerdir. (Zekat, Mekke'de bu ayetle farz olunmuş fakat miktar ve sarf olunacak yerler Medine'de belirlenmiştir.)

5- Müminler: Kelimenin tam anlamıyla iffet ve namus sahibidirler. Her türlü cinsel sapıklık ve aşırılıktan uzaktırlar.

6- Bu altıncı ayet ara cümlesidir, istisnaları belirtmektedir. Buna göre:

a- Eşleriyle ve cariyeleriyle cinsel ilişkide bulunabilirler. (Cariyeler savaşlarda esir alınan bayan kişilere denir.) Cariyelerle cinsel ilişkide bulunmanın sadece erkekle rahat bir ortam oluşturma değil, aynı zamanda kadında da cinsel dürtünün olduğu gözden kaçırılmamalıdır. İkinci mesele bu cariyeler köle değildir. Fakat yine nefis işin içine girdiği için erkekler bunları, (asrı saadetten sonraki yıllarda) savaş esirlerini köle gibi kullanmışlardır. İslam'ın ve Muhammet Suresi'nin 2. Ayetine aykırı hareket etmişlerdir. Bu ayette onları esirleri salıverin veya fidye karşılığı olarak bırakın denilmektedir.

b-Köleler bu kuraldan hariçtir. Bu kurallar köleler üzerine uygulanmışsa İslam'ın ruhuna aykırı davranılmış demektir. Ancak kadın köleler satın alınıp hür yapıldıktan sonra nikahlı eş olarak alınabilir.

1- Kim bunların ötesini isterse sınırı aşmışlardır. Bunlar;

a- Zina, eşcinsellik, hayvanlarla temas, daha başka yollarla cinsel arzuyu gidermenin haram olduğu açıklanmıştır.

b- Elle doyumu fakihler ihtilaf etmişler. İmam-ı Ahmet mübah, İmam-ı Hanefi şehvet nöbet halinde, kişiyi rahatsız edecek boyutta gelirse helal, onun dışında İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi haram saymıştır. Bilinmesinde fayda var.

c- Bu ayette Muta nikahının haram olduğu ortaya çıkmıştır. (Geçici evlilikte kadın; ne eştir, ne de cariyedir, öyleyse yasaktır.)

d- Ancak Muta nikahı bu ayetle haram kılınmış olmasına rağmen Peygamberimiz(sav) hiç açıklama yapmamış, bu nikahın yasaklığı ve yok sayılması Mekke'nin fethinden sonra Peygamberimiz(sav)'in emriyle olmuştur.

2- Müminler: Kendilerine verilen emanetleri yerine getirirler, verdikleri sözleri tutarlar.

Emanet kelimesi çok kapsamlı olup, Allah'ın toplum ve bireyler tarafından kişilere tevdi edilen her şeyi içine aldığını belirtmeliyiz. Aynı şekilde Ahd' de Allah'la insan, insanla insan arasında yapılan tüm sözleşmedir. Söz vermeleri kapsar. Peygamberimiz(sav) hutbelerinde ahitleşmenin ve emaneti yerine getirmenin önemini sürekli vurgulamıştır. “Emaneti yerine getirmeyenin imanı yoktur” sözünde ve vadinde durmayanın da İslam'ı yoktur. (Beyhaki)

Buhari ve Müslim'den rivayet edilen bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: Peygamberimiz (s.a.v.): “Dört özellik vardır ki, kendisinde bunların hepsi bulunan kimse onu bırakıncaya değin o ölçüde münafıktır ”

•  Kendisine emanet edilene hıyanet eder.

•  Konuştuğu zaman yalan söyler.

•  Söz verdiği zaman sözünde durmaz.

•  Kavga ve düşmanlıkta sınır tanımaz.

İşte bu ğüzel vasıflara haiz olan müminler: 11. Ayette belirtilen Firdevs Cenneti'ne varis olup orada ebedi kalacaklardır. Cenab-ı Hak doğru söyledi. *

 

 

Ant olsun biz insanı süzme bir çamurdan yarattık. 1

Sonra onu bir nutfe olarak sağlam bir karar yerine koyduk. 2

Sonra o nutfeyi aşılanmış yumurta (alaka) yaptık. Peşinden alakayı bir parça et haline getirdik;bu bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemikleri de etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratık (insan) haline getirdik. Yaratanların en güzeli olan Allah ne yücedir! 3

Sonra siz, bunun ardından öleceksiniz. 4

Sonra siz kıyamet gününde mutlaka diriltileceksiniz. 5

Ant olsun, biz sizin üstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz. 6

Biz gökten belli bir miktarda su indirdik. Ve onu yeryüzünde yerleştirdik. Şüphesiz biz onu kurutup giderme gücüne de sahibiz. 7

Böylece onunla size içlerinden sizin için birçok meyveler, hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik. Onlardan yiyorsunuz. 7 (Müminin)

 

Bu ayetlerde önce Allah insanın yaratılışını anlatıyor. “Süzme çamurdan yarattık.” demektedir. Sırasıyla

1. Özlü çamur (hammadde)

2. Nutfe yaptık. (sperm)

3. Sağlam karar yerine koyduk. (erkeğin sperm torbası)

4. Aşılanmış alakaya (yumurta) çevirdik. (Annenin döllenmiş yumurtası)

5. Bir çiğnemlik et yaptık.(Yumurtayı kırıp ana rahmine cenin olarak yerleşti.)

6. Etten kemik yaptık, kemiklere eti giydirdik

7. Sonra onu insan şeklinde bambaşka bir yaratık yaptık.

 

Toplam 7 aşama.

Sizin üstünüzde yedi gök yarattık. Yedi tabaka oluşturduk. (Daha önceki ayetlerde de yedi gök ve yedi yer denmektedir.) Bilim adamlarınca da yerin 7 katman, magmanın en merkezde olduğu, atmosferin 7 tabaka, galaksilerin de 7 olduğu, yani her şeyin yedişer tabakadan meydana geldiği vurgulanıyor. Düşünen beyinler için bütün bunlar tesadüf olmasa gerektir. Ama sonuçta bütün maddelerin ayetlerin başında belirtildiği gibi yine çamurdan olduğu vurgulanmakta, arkasından öleceksiniz. Yine çamura, toprağa döneceksiniz diye uyarılmaktadır. İnsanoğlunun uyanması, tefekkür etmesi bakımından sırasıyla nimetlerini saymakta müthiş bir uyarı ortaya koymakta ama, anlayana... Gögün yedi, yerin yadi kat (tabaka) insanın da yedi aşamada yaratılması herhalde tesadifi değildir düşünen beyinler için *

 

 

Biz de ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde ve vahyimizle o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca (Gemi makineleri ateşlenip hareket edince) her cinsten iki çift ve aileni gemiye al. Yalnız onlar içinde aleyhine hüküm verilmiş olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma. 27 (Müminun)

 

Yine bu ayeti kerimede ilginç sayılacak bir nokta; Nuh Tufanı'ndan önce de gemilerin buharla çalıştığı veya daha ileri teknolojilerin kullanıldığı, “tandır kaynayınca” gemi makineleri ateşlenip hareket edince ifadesiyle çok iyi anlaşılmaktadır. *

 

 

Verdiklerini, Rablerinin huzuruna döneceklerini düşünerek ve kalpleri korkudan ürpererek verenler. 60 (Müminun)

Bu ayeti kerimede onlar Rablerine kulluk ederler, O'na itaatte ellerinden geleni yaparlar. Dindarlıklarından ve infakta bulunmalarından asla gurur duymazlar. Buna rağmen kalpleri, ahirette Allah'a karşı olumlu hesap vereceklerinden emin değildirler. (Bizlerin vay haline)

Bu konuda Hz. Ayşe validemiz kanalıyla Peygamberimiz (s.a.v.)'den bir hadis rivayet olunur. Bu ayetle ilgili Hz. Ayşe validemiz bir soru sorar; “Ya Rasulallah, Allah'tan korktuğu halde bir insan hırsızlık, zina yapıp, içki içer mi?” Peygamberimiz (s.a.v.): Hayır! Senin anladığın gibi değil Ey Sıddık'ın kızı!”

“Burada kast olunan kişinin namaz kıldığı, zekat verdiği, oruç tuttuğu halde yine de Allah'tan korkmasıdır” buyurmuştur. *

 

 

İşte bunlar hayır işlerinde koşarlar ve onlar hayır için önde giderler. 61

Biz hiç kimseye, gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. “Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır. (Levh-ı Mahfuzda) ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. 62 (Müminun)

 

Bu ayette de gizli olarak bu dini yaşamak zor diyenlere sanki kinayeli bir cevap vardır. Biz size gücünüzden fazla bir şey yüklemedik derken: Başarmak için belli şartlar ve kurallar vardır. Belli kademeler vardır. O kural ve kademeleri atlamadan hemen başarmak istiyorsunuz. O halde ey müminler! Gerçek başarıya kurtuluşa ermek istiyorsanız, bu başarıya ulaşmış olan içinizdeki müminleri örnek alın buyrulmaktadır.

Sakın Allah haksızlığa uğratıyor gibi bir şey aklınıza gelmesin. Gerçek ne ise o zaten yazılıyor. Sizin ne yaptığınız ne yapacağınız saklı olan kitapta mevcuttur. Kesinlikle haksızlığa uğratılmazsınız. Ancak hak ettiğinizi alırsınız. *

 

 

De ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin) dünya ve içinde bulunanlar kimindir? 84

Allah'ın diyecekler. De ki: öyleyse düşünüp öğüt almaz mısınız? 85

Yedi göğün Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir? 86

Allah'ındır diyecekler. De ki; öyleyse hiç O'ndan korkmaz mısınız? 87

De ki: Eğer biliyorsanız, söyleyin; her şeyin mülk ve tasarrufu elinde olan onu koruyup kollayan fakat koruyup kollamada muhtaç olmayan kimdir? 88

(Bunların hepsi) Allah'ındır diyecekler. De ki: O halde nasıl olup da büyüye kapılıyorsunuz? 89

Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik. Onlar ise cidden yalancıdırlar. 90 (Müminun)

 

Bu ayeti kerimelerin açıklanması için dallanıp, budaklandırmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

O dönemdeki insanlar neden müşrik olmuşlar. İnanç şekilleri neymiş zaten açık. Bütün kainat ve O'nun arasında olanların Allah tarafından yaratıldığına inanıyorlar, düzenin O'nun tarafından kurulduğunu, yağmur rüzgar gibi tabi afetlerin Allah tarafından meydana getirildiğini biliyorlar ve inanıyorlar. Peki onları müşrik, kafir, nankör yapan ve Peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı o kadar kin, nefret ve husumet besleten nedir? Ey müslümanlar biraz düşünün. *

+++

 

 

 

 

 

SECDE SURESİ

 

Allah gökleri ve yeri ve bunların arasındakileri altı günde(aşamada) yaratan, sonra hükmü arşa istiva edendir. Sizin ondan başka hiçbir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Artık düşünüp, öğüt almaz mısınız? 4

Gökten yere kadar her işi düzenleyip yöneten O'dur. Sonra bu işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir. 5 (Secde)

 

4. Ayette altı günün Pazar-Cuma arası olduğu nakledilmiştir. İbni Abbas, her günün bin yıla karşılık olduğunu açıklamıştır. Ancak Meariç Süresi 70/4 ayetinde bir günün 50.000 yıla denk oluşundan söz edilmesi dolaylı anlatımda sürenin uzunluğuna nispet edildiği düşünülmelidir.

Belki insanların beyinlerini düşünerek metafiziğe ve alemi algılamaya yönlendirmektir. Belki de, o dönemde çokluk, büyüklük ve uzunluğu ifade eden sözcükler çok kullanıldığından bin yıl denmiş olabilir.( Örneğin Kadir Suresi'nde olduğu gibi) Fakat yahudilerin bilimsel yönden hayli ilerde oldukları düşünülürse onların dilinde de anlatılmış olabilir. Daha iyi anlamaları bakımından. Çünkü Allah için “OL” demekle her şeyin alacağına göre burada sosyolojik olarak biner yıllık medeniyetleri anlatıp olayı kavratmak istenilmiş de olabilir. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Yarattığı her şeyi güzel yapan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayan odur. 7

Sonrada onun soyunu süzülmüş bir özden değersiz bir sudan yaratmıştır. 8

Sonra ona biçim vermiş, ona kendi ruhundan üflemiş ve sizin için kulaklar ve gönüller yaratmıştır. 9 (Secde)

 

Burada “Ona kendi ruhundan üfledi” demek, insan da Allah'ın bir parçası anlamında değil. Yüce Allah'ın sıfatlarından bazısının bir yansıması olarak algılanması gerekir. Çünkü O yarattıklarından hiçbir şeye benzemez. İnsanın canlanması, yaratıcının ilmindendir, bilgisindendir. Herkes kendi anladığını kendinde tutması lazımdır. Bu ayeti anlayacak sırra erdi ise, sırrını saklaması gerekir. Bu ayeti anlamak için derin ve evrensel bir bilgiye sahip olunması, kısacası kişinin alemi ve Kur'an-ı beraber okuması gerekir. Fazla derine dalmadan bu kadarla iktifa etmekte fayda var. Akıl yürütme ve felsefe yapmaya kalkışılırsa her insan sapıtabilir. İşin sonu (Allah korusun) ben tanrıyım demeye kadar gidebilir.

Ne ifrat ne tefrit. En iyisi, Yaratıcımızın buyurduğu gibi yol orta yoldur. *

 

 

Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir. Ant olsun cehennemi cinlerden ve insanlardan (küfre sapanlarla) tamamıyla dolduracağım. 13 (Secde)

 

Yeryüzünde hareket, davranış ve fiillerin sen kendi iradenle değil de, Ben müdahalede bulunmuş, Benim zatımdan Benim hükmümle o fiilleri işlemiş olsaydın, zaten ona fırsat vermezdim. (Öyle bir şey de benim şanıma yakışmaz.) Her bir nefis fıtraten beni tanıma ve bilme melekesinde yaratıldığı için zaten hidayet vermiş olurduk. Fakat insanoğlu yeryüzünde benim irademle değil, kendi irade ve aklıyla hareket ve davranışlarda bulunuyor. Onun için sakın yanlış inançlara kapılıp da nasıl olsa bizi Allah yarattı. Bizi O hükmediyor. Kaderimizi O çizmiş, onun için cehenneme gitmem, bizim yerimiz cennetliktir gibi hurafe fikirler edinmeyin. Sonunuz malum. Hepiniz cehenneme gidersiniz cinleriniz ve şeytanlarınızla beraber. Ben söz verdim mi yaparım, dikkatli olun, diye insanları uyarmaktadır. *

 

 

Ant olsun, biz onlara belki (küfürden İslam'a) dönerler diye o büyük (uhrevi) azaptan önce, yakın (dünyevi) azaptan da tattıracağız. 21 (Secde)

 

Bu dünyada insanların başına ve toplumlara birçok felaketler (yangın, sel, deprem, ölüm, hastalık, sıkıntı, eziyet) gelmektedir. Bu felaketlerin gelmesiyle ilgili olarak zikredilen hikmet insanların “Azab-ı Ekber” denen felakete karşı duyarlı olması ve sonuçta büyük azabı çağrıştıran hayat tarzından vazgeçmesidir.

Diğer bir deyişle maksat şudur: Allah insanı tam bir sükunet içinde yaşasın da kendisi üzerinde, kendisine zarar verecek hiçbir gücün bulunmadığı vehmine kapılmasın diye tam bir emniyet içinde yaşatmaz. (Emniyet ve yaşam seviyeleri yüksek toplumların dinden ayrılmaları, ilahi adalete uymamaları, insanlığa zulüm ve işkence yapmalarının nedeni budur.) Fakat Allah gerek fertler, gerekse toplumlar üzerine gönderdiği hafif dozajlı azapların zamanlamasını öyle ayarlar ki, bu insanın çaresiz olduğunu, kendi üzerinde kendi mülkünü yöneten bir Kadir-i Mutlak'ın bulunduğu hissini sürekli canlı tutar. Bu felaketler her ferde ve topluma kendi üzerlerinde hükmeden başka bir güç ve kudretin olduğunu hatırlatır. Bu saye ile tövbe etmelerini İslam'a dönmelerini Allah'a inanmalarını sağlar ki; kafirler için bir uyarı ve korkutucu, müminlere de bir hatırlatma olur. İnsanların doğası ve yapısı gereği yaşam ve hayat tarzları çok yükselince azgınlıkları artar. İşte takva da böyle ortamlarda ortaya çıkar. Yani azgınların içinde alt tabaka halkı gibi yaşamak yürek ister. İşte o yürekliler de Allah katında en makbul insanlardır. İslam dairesi ve çerçevesi içinde. *

***

 

 

 

 

TUR SURESİ

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur: O der ki: Kureyş Hz. Peygamber(sav) konusunu konuşmak ve görüşmek üzere Dar'un Nedve'de toplanmışlardı. İçlerinden biri:

•  Onu bağlayıp bir yere hapsedelim. Sonra da ondan önceki şairlerin, Zübeyr ve Nabiğa'nın öldükleri gibi, Onun da orada ölüp yok olmasını bekleyerek gözetleyelim. Çünkü O da onlardan biri gibi şairdir dedi.

Bunun üzerine. Allah (c.c.):

 

Yoksa onlar O şairdir. “Bir gün aniden ölmesini gözlüyoruz mu?” diyorlar. 30 (Tur) Ayeti kerimeyi inzal buyurdu.

 

Tur Suresi, ahiret inancı, Allah'ın üstün gücü, kıyametin dehşeti, küfür ehlinin karşılaşacağı azap, Allah'tan korkan müminlerin mükafatı gibi konuları işliyor. Ayetlerin üslubu bir nevi meydan okuma gibi. Açıp Kur'an-ı Kerim'den okunabilir. Çünkü hepsi ayrı ayrı yazılıp açıklanması bütünlüğü bozabilir düşüncesindeyim. Bütün olarak 1'den 49'a kadar okunmalı.

Yalnız dikkatimizi çeken ve okuyanlara fayda ve ilave bilgi olabilecek birkaç konuyu arz edeceğim.

Kendilerine yemin edilen 6 şey:

1- Tur: vahyin geldiği Sina Dağı

2- Ehli Kitaplar: Tevrat, Zebur, İncil

3- Beyt-i Mamur: Kabe veya meleklerin gökte tavaf ettikleri Mescit.

4- Yükseltilmiş tavan: gökyüzü

5- Yayılmış ince deri: Eskiden uzun zaman yazıların korunması için istenen kitaplar kağıt yerine ceylan derisi üzerine yazılırdı. Bu deri ince ve zar şekline getirilir. Buna Rakk denirdi. Bütün semavi kitaplar bu şekilde korunmuştur. Bizim Kuran'ımız dahil.

6- Kaynayan deniz: Bu kaynama okyanusların derinliklerinde sorumsuzca yapılacak nükleer denemeler olduğu ve o denemeleri kapsayacağı gibi. Su moleküllerinin H2O'nun Hidrojen ve Oksijene ayrılıp bir anda yangına yol açması Allah'a göre güç değildir. Günümüzde de sudan; moleküllerin atomlarına ayrıştırılarak ondan yanıcı enerji elde etme çalışmaları yapılmaktadır. 21. Yüzyıl için bu zor da değildir.

Beyt-i Mamur: İbn-i Abbas'a göre 7. Gök katında Kabe'nin hizasında her gün 70.000 meleğin namaz kıldığı ve tavaf ettiği Peygamberlerimiz(sav)in de Miraç'ta burayı gördüğü gök mescidi olup bir kez tavaf eden meleğe, ikinci kez tavaf sırası kıyamete kadar gelmeyeceği ifade edilmektedir.

İkincisi ise, o devirde Kabe araplar tarafından Allah'ın peygamberlerinin doğruluğunun, Allah'ü Teala'nın yüce hikmetinin ve muazzam kudretinin, onlarla birlikte olduğunun açık delili oluşundan dolayı mamur ve yemin edildiğinin ispatıdır.

Bilindiği gibi bu ayetlerin inişinden 2500 yıl, bugünden 4000 küsur yıl önce Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve oğlu İsmail'i susuz, bitkisiz, insanların yaşamadığı dağa, yanına hiçbir şey almadan, emzikli bir vaziyette yalnız başına bırakıyor. Bir müddet sonra Hz. İbrahim (a.s.) geliyor. Oraya (mescit) ev inşa ediyor. Ey insanlar gelin bu evi ziyaret edin diyor. Bu yer arapların merkezi haline geliyor. Bu çağrıya insanlar uyarak Lebbeyk Lebbeyk (duydum ve geldim) diyor. 4000 yıldır. Ziyaret edip hac yapıyor ve bu ev sayesinde Kur'an gelmeden önce de dört ay bu evin çevresi güvende oluyor. Hatta 2500 sene boyunca bile bu eve her türlü diktatörlerin yeryüzüne gelmesine rağmen orayı tecavüze cesaret edemiyor. (Ebrehe'nin hali malum) Kur'an geldikten sonra da Kabe ve Mekke, Allah tarafından güvenli şehir ilan ediliyor. İşte Kabe'nin her yıl en az Altıyüzbin kişi tarafından ziyaret edileceği eksik kalırsa melekler tarafından doldurulacağı İbni Kesir tarafından nakledilmiştir. Diğer bir görüşe göre de Beyt-i Mamura Hz. Adem'in inşa ettiği Nuh Tufanı'nda göğe kaldırıldığı 6. Katta olduğu orada meleklerin tavaf ettiği nakledilir.

Mutasavvıflara göre de, Beyt-i Mamur'un müminin kalbi, ihlası ve samimiyeti olduğu açıklanır. Bunlar tabi ki rivayet. yine en iyisini Allah bilir. Önemli olan böyle bir mescidin var oluşu ve Allah'ın da ona yemin etmesidir. *

+++

 

 

 

 

MÜLK SURESİ

 

Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. O her şeye gücü yetendir. 1

O hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için hayatı ve ölümü yaratandır. 2

O yedi göğü birbiri üzerine yaratandır. Rahman olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak. Bir bozukluk görebiliyor musun? 3

Sonra gözünü iki kez çevir (gökyüzüne) bak; göz, güçsüz ve bitkin halde sana dönecektir. 4

Ant olsun biz en yakın göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanları taşlama aracı yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. 5

Rablerini inkar edenler için cehennem azabı vardır. O ne kötü dönüştür! 6 (Mülk)

 

Bu ayetlerde genel olarak insanlara içinde yaşadıkları kainatın muazzam ve muhkem bir düzen üzere kurulu olduğu ve bu düzende hiçbir bozukluğun bulunmayacağı anlatılmak istenmektedir. Bu kainatı yoktan var eden Allah'tır. Kainatı O idare etmektedir. Tüm yetkiler O'nun elindedir ve iktidarı sınırsızdır. Ayrıca insanoğluna bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu ve burada salih ameller işlediği taktirde başarı elde edeceği bildirilmiştir.

Bu sürenin fazileti ile ilgili çeşitli hadislerden kimileri şunlardır: Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ashabından birisi yanlışlıkla bir kabrin üzerine çadır kurmuştu. Bir adamın orada Mülk Suresi'ni okuduğunu gördü. Durumu Hz. Peygamber(sav)'e anlatınca, O şöyle buyurdu: “O sure Mania'dır. O kişiyi kabir azabından kurtarır” “Kur'an'dan otuz ayetli bir sure bir adama şefaat etti. Sonunda o bağışlandı. İşte o süre Tebareke Suresi'dir.”

Hz. Ayşe'den “Allah'ın Rasulü(sav) Secde ve Mülk surelerini her gece okurdu. Ne hazarda ne de seferde bunu bırakmazdı”.

Alusi: Bu gibi rivayetler nedeni ile adı geçen surenin her gece okunmasının mendup olduğu söylenmiştir demiştir.

Tebareke, bereket kelimesinden türemiştir. Yücelik, azamet, bolluk, sebat, hayır ve hasenat anlamlarını ifade eder. Bu kelime mübalağa sıygasında kullanıldığında yani ayetteki ifadesi “Tebareke” çok azametli herkesten üstün, iyilik kaynağı ve ebedi konulara sahip zat anlamına gelir.

Cenab-ı Hak kendisi için en uygun kelimeyi seçmiştir.

2. Ayette “O hanginizin daha hayırlı ameller yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” Bu kısa cümle pek çok gerçeği haber vermektedir.

1. Ölüm ve hayat Allah'tandır ve hiç kimse başkasına hayat veremez ve ölümde getiremez.

2. Kendisine iyilik ve kötülük yapabilme kudreti verilen insanın yaratılışı maksatsız değildir. Bilakis Allah onu imtihan etmek için yaratmıştır. Bu hayat insana bir imtihan süresidir ve ölüm bu sürenin sona ermesi demektir.

3. Yaratıcının bu süreyi (fırsatı) insana vermesinin nedeni onun iyi mi kötü mü olduğu dünyada fiilen ispatlansın diyedir.

4. Hangi davranışın iyi hangi davranışın kötü olduğunu belirtme yetkisi ancak yaratıcıya aittir. İmtihan olunanın, imtihanı yapanın indinde hangi amellerin makbul olduğunu bilmesi gerekir.

5. Bu imtihandan çıkan sonuca göre herkes yaptığı davranışın karşılığını (ceza ve mükafat) mutlaka görecektir. Çünkü bu karşılık olmasaydı. Bu imtihanın bir anlamı olmazdı.

 

Yine bu ayette Allah: O her şey üzerinde galip olan ve buna rağmen mahlukatına zulüm ve şiddetle davranmayan ve onlara karşı merhametli ve affedendir. Bunun karşılığı olarak da aynı zamanda o kötü davranışları cezalandırmaya muktedir olan ve cezasından da kaçılması mümkün olmayan ancak kötülükten vazgeçip tövbe dileyen (eden) kimseyi de affedendir buyrulmaktadır.

Arraf=Kahin: Gayb'den haber veren kimseye denir. İslam'ın çıkışı sırasında her kabilenin bir kahini bulunur. Bunlar geleceğe yönelik bazı bilgileri haber verirler, evrendeki gizli sırları bildiklerini iddia ederler, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözerler, rüyaların yorumunu yapar, işlenen suçların faillerini belirlerlerdi.

Kahinlerin yardımcıları şeytanlar olup, bunlar gökteki meleklerin konuşmalarına kulak misafiri olur, bu bilgileri bazı kahinlere ulaştırırlardı. Kahinler de bunları değişik şekillerde ve yeni şeyler ekleyip yorumlayarak insanlara aktarırlardı. En son Kitap olan Kur'an-ı Kerim'le bu gibi bilgi hırsızlıklarına bir çeki düzen verilmiştir. Saffat Suresi'nde Mele-i Ala'yı dinlemeye kalkışan şeytanların kovulup uzaklaştırılacağı, bununla birlikte meleklerin konuşmalarından, kafir cinlerden söz kapan olursa, onun da delici bir alevle izleneceği bildirilir. (Saffat 37/ 6-10)

Şeytanlar bir takım gayb bilgilerini elde etmek için göğü nüfuz etmek istedikçe göğe ait araçlarla (günümüz dilinde meteorlar olabilir) kovulurlar. Kimileri bunların yanıp sönen siboblar olduğunu söylemişlerdir. (Hicr 15/18 - Saffat 37/6-10- Cin 72/8-9)

İbni Abbas'tan rivayete göre; Cinler göğün sırlarını kulak misafiri olurlar. Bire 10 ilave ederler, dinleyip duydukları gerçektir fakat kendi ekledikleri batıldır. Cinler gökten haber almak için melekleri dinlediklerinde metaorlar tarafından taşlanmıyordu. Alemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav) Peygamber olunca gökten sır çalmaya kalkışan her cin taşlanmaya ve yanmaya, yok olmaya başlamışlardı. Cinler iblise şikayette bulundu. Yapılan araştırmada son Peygamber (sav)'in geldiğini tespit ettiler. (Cin 72/2-8 Ahmet Bin Hanbel)

Gaybı ancak Allah bilir. Bildirdiği kadarıyla da peygamberler bilebilir. Hadis-i Şerifte: “Kim bir Arraf'a-Kahine (kaybolan bir şeyin yerini bildiğini iddia edene) bir şey sorarsa onun kırk gece namazı kabul olunmaz.” buyrulur.

“Kim bir kahine giderse ve onun söylediklerini onaylarsa şüphe yok ki, Muhammed(sav)'e indirileni inkar etmiş olur.” (Ahmet İbni Hanbel ) *

 

 

Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur. Öyleyse onun omuzlarında yürüyün ve Allah'ın rızkından yiyin. Son dönüş ancak O'nadır.” 15 (Mülk)

 

Bu ayeti kerime ile Cenab-ı Hak; önceki izahlardan ve ayetlerden de anlaşılacağı üzere insanlar için gökyüzünü kontrol ettirerek (kendi dilemesi hariç) güvenlik altına alıyor. Yere (dıştan) müdahale olmasın diye. Bunun için de insanın kendi gücünün dışındakiler hariç tamamen yeryüzünde istediğiniz gibi tasarrufta bulunabilirsiniz. Sana boyun eğmeyecek hiçbir tabiat gücü yoktur. Buna göre dağlar, ırmaklar, göller, denizler, okyanuslar ve dünyayı saran atmosfer dairesinin içinde kaldığın sürece insanın gezip yararlanacağı akıl ve bilim sayesinde kontrol altında tutabileceği nimetleridir buyurmaktadır. *

 

 

De ki baksanıza, eğer suyunuz yerin dibine çekilse size kim bir akarsu getirebilir. 30 (Mülk)

 

Bilindiği gibi yeryüzü ve atmosfer dairesinde su, aynen vücuttaki kan gibidir. Aynı şey sürekli devir daim yapar. İnsan vücudundaki kan gibi. Damarın biri tıkansa insan kan yönüyle arızalanır. Müdahale edilse bile ana damardaki, akciğer veya kalpteki damarlar tıkalı olduğundan bunların tedavileri çok riskli ve insan hayatına mal olabilir. Bu birinci misal.

İkinci misal: Kalorifer sistemi düşünün, sürekli devir daimle çalışmaktadır. Odalardaki yerlerde arıza olsa orası tıkanır, sistem devam eder. Kazan patlasa sistem çöker, yeniden yaptırmanız gerekir.

Cenab-ı Hak bu ayetle de yeryüzündeki insanoğlunu yerdeki yapması gerekenleri hatırlatıyor. Sistem devir daimle çalışır. Su yerin dibine çekilse, yani sistem bozulsa diye soru soruyor.

1. Hem burada sistemi bozmayın diye bir uyarı var ki, bugün bu sistemi insanoğlu bozmaktadır. Yeraltı kaynaklarına sondaj vurmakla. (Burada yapılan işlem, gerçekte bir su bulma değil, mevcut suyun damarından su çalarak başka bir yere akıtma, akan suyu kurutmadır. Yer değiştirmedir.)

2. Suyun merkeze çekilip sistemi bozduğum zaman size kim su getirebilir? demekle de

a) Size benim dışımda tekrar su verecek yok.

b) Siz su getiremezsiniz ırmak oluşturamazsınız.

c) İyi düşünün, aciz kalıyorsunuz. Bana itaat ve ibadet edin diye uyarıda bulunmaktadır.

Onun için yeraltı kaynaklarını kullanırken çok dikkatli olmak lazım. Su, petrol, doğalgaz, Madenler vs. gibi. Bunlar alınınca sonucu görmek için kahin olmak gerekmiyor. Her akıllı insan ilerde dünyanın ne hale geleceğini tahmin eder. Allah yardımcımız olsun. Allah teknolojiye sahip ülkelerin yöneticilerine, bilim adamlarına, akıl fikir izan versin. İnsanlık kendi kuyusunu (mezarını) kazıp, kendi kıyametini kendi koparıyor. O'nu bir an önce çabuklaştırmak için bütün çabayı gösteriyor. Ne kadar önlem alırsan al, dengeyi bozduğun müddetçe sonuç malum. Müslümanlar da bol bol dua edip ibadet ve taatta bulunsunlar. Bu gidişin yıkımdan başka dönüşü yok. Allah bilir ama (yanılmam için gece gündüz dua edeceğim ve ediyorum da.) Görünen köy kılavuz istemez. Bütün bu ayetlerden ve açıklamalardan sonra sonucu daha da iyi gördüm. Çünkü Allah'ın yaratma ve uyarıların tam tersi yapılıyor. Ekolojik denge bozulup, Sünnetüllah'a ters hareket ediliyor. Bundan dolayı, Allah'ın vaadi yani kıyamet, insanların sebep, illet ve gerekçeleri oluşturmasıyla gerçekleşecek. Allah'ım o günde mümin kullardan, salihlerden eyle. Amin… *

+++

 

 

 

 

HAKKA SURESİ

 

Ad (kavimine)'a gelince; onlar da uğultu yüklü azgın bir kasırga ile helak edildiler. 6

(Allah) O'nu yedi gece ve sekiz gün aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki; o kavmin orada sanki içi boş hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. 7

Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun? 8 (Hakka)

Surenin başındaki bu ayetlerde; nübüvvet gelmeden önce geçmiş kavimlerin başına gelen akıbetler anlatılmaktadır. Düşünen akıllı insanlar için gören gözler için. *

 

 

Artık sur'a tek bir üfürüşle üfürüldüğü an, 13

Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman, 14

İşte o gün olan olmuştur. 15

Gök yarılmıştır. O gün o, zayıf sarkıktır. 16

Melekler de onun kenarındadır. O gün Rabb'inin tahtını üstlerinde sekiz (melek) taşımaktadır. 17

Siz o gün Allah'a arz olunursunuz, sizden yana hiçbir gizli şey kalmaz. 18 (Hakka)

 

Bu ayetler kıyamet koptuğunda yeryüzünde ve gökyüzünde meydana gelecek değişiklikleri anlatmaktadır. Halen arşı taşıyan meleğin dört olduğu kıyamet günü bu sayının sekize yükseleceği veya sekiz sınıf melek gurubu olacağı ifade edilmektedir. Allah'ın da arştan kullarını hesaba çekeceği söylenmektedir. Birçok müfessir bu konuların fazla üzerine düşmemiş, önemli olan o günün varlığıdır diye düşünmüşler. O gün (kıyamet, ahiret) de bizim irademizde olmadığına göre mümin kulları çok ilgilendirmiyor. Kitabı sol tarafından verilecekler düşünsün. Önemli olan Allah'a Allah olduğu için itaat ve ibadet etmektir. Gerisi detay…

Fakat kıyametin kopmasından önce İsra 58. Ayet bir şifre veriyor gibi geliyor bana. Ama araştırılması gerekir. Nuh Tufanı gibi, sanki kıyamet kopmadan önce dünya çapında bir jeolojik devir olacak gibi anlıyorum. *

 

 

(O Kur'an) Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. 43

Eğer (peygamber) bazı laflar uydurup bize iftira etseydi. 44

Elbette onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik. 45

Sonra onun can damarını elbette keserdik. 46

Sizden hiçbiriniz buna engel olamazdı. 47

O Kur'an korunanlar için bir öğüttür . 48 (Hakka)

 

Bu Kur'an bir şair sözü değildir. Kahin sözü de değildir. Siz bu iftira ve uydurmaları kendi içinizden yetişmiş olan doğruluğunu, dürüstlüğünü, ahlakını peygamber olmadan da tastik ettiğiniz, hatta O'nu hakem bile yaptığınız halde ve aynı zamanda ümmi olduğunu, okuma yazma bilmediğini de bildiğiniz halde nasıl O'nu şairlikle, kahinlikle suçlayabilirsiniz.

Daha önceden de Rasülüm'ün ağzından buna benzer şeyler duymamıştınız. Kur'an'ın edebi lisanıyla O'nun kendi lisanı arasında fark var uyuşmuyor, bunu da biliyorsunuz. (Bu kısım kesinlikle doğrudur. Bir hadis okuyun bir de Kur'an okuyun hiç Arapça bilmeyen birini dinlettirin, Kur'an'la hadisi ayıracaktır.)

Bütün bunlara rağmen bizim O'na vahyettiğimizin dışında Rasülüm kendinden bir şey eklese biz müsaade etmeyiz zaten. O'nun can damarını keserdik. İçinizden hiç kimse buna engel olamazdı. Çünkü O, muttakiler için bir öğüttür buyurmaktadır. *

+++

 

 

 

 

MEARİÇ SURESİ

 

Bir soran (isteyen) başlarına inecek azabı sordu. 1 (Meariç)

İbni Abbas'tan rivayet edilmiştir. O der ki; bu ayeti kerime “Ey Allah'ım! Eğer bu senin katından gelmiş gerçekse, üzerimize taş yağdır. Yahut bize acı bir azap ver” diyen Nadr Bin El Haris hakkında nazil olmuştur. Bu azap Bedir günü gerçekleşmiştir.*

 

O yükselme derecelerinin sahibi olan Allah'tandır. 3

Melekler ve ruh (Cibril) oraya miktarı elli bin yıl olan bir günde çıkar. 4 (Mearic)

 

Meariç Miraç'ın çoğuludur. Merdiven asansör çıkılacak yer yükseklik demektir. Bununla meleklerin göklere iniş çıkış yolları fazilet, nimet ve yücelikler veya cennetteki dereceler veya ruhi ve manevi mertebeler kastedilir. (Kurtubi)

Meleklerin göklere iniş çıkışı 50.000 yıla denk bir günlerini alır. Böylece onlar kendilerine ihdas edilmiş derecelerinin her birine veya Rahman'ın arşına yükselir anlamındadır. Fakat bu rakam ve sayılar izafidir. Burada kanaatim odur ki, insan beyninin hızı kavraması, boyut değiştirerek metafiziği( düşünce olarak) aşması amaçlanmaktadır. Zaten metafiziği düşünce olarak kavrayıp idrak etmeyen insanın kainatı anlaması mümkün değildir. Avam tabakasına anlatmak için Allah böyle bir kıyas yapma fırsatını ve imkanını vererek düşünmelerini sağlayıp, tefekkür fırsatı vermeyi amaçlamıştır kanaatindeyim. *

 

 

O gün erimiş maden (gümüş, yağ tortusu, bakır) gibi olur. 8

Dağlarda atılmış renkli yün gibi olur. 9

Dost dostun halini sormaz. 10 (Mearic)

 

O günde Allah'ın vaat ettiği kıyamet gerçekleşecektir. O gün gökyüzü erimiş bakır madeni, erimiş yağ gibi koyu kırmızı halde akacaktır. Dağlar da yün, pamuk gibi atılıp yumuşak bir vaziyette etrafa savrulacaktır. Herkes kendisiyle meşgul olacak, hiçbir dost, hiç bir kimse birbirine yardım edemeyecek, yardım ister diye dostlar birbirinden kaçarak, herkes kendi başının çaresini bakacaktır. Arkasından gelen ayetlerde de mal ve mülk toplayan para biriktirenler, o gün pişman olacak o malları onlara fayda vermeyecektir denmektedir.*

 

 

Ancak (huşu) içinde namaz kılanlar bunun (bu azabın) dışındadır. 22

Onlar namazlarını sürekli kılarlar . 23

Onların mallarında belli bir hak vardır. (Muhtaçlar için) 24

İsteyen ve istemekten utanan yoksul fakirler için 25

Onlar ceza gününü tasdik ederler. 26

Rablerinin azabından korkarlar. 27

Çünkü Rablerinin azabından güvende olunmaz. (Mümin kullarım bu konuda korku ve ümit arasındadır.) 28

Onlar ırzlarını koruyanlardır. 29

Onlar emanetlerini gözeten ve verdikleri söze bağlı kalanlardır . 32

Şahitliklerini dosdoğru yaparlar. 33

Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır . 34

İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar. 35 (Mearic)

 

Bu ayetlerde yine dünyada iken mümin olmanın şartları sayılıyor. Bu şartları yerine getiren müminlerin cennetlerde ağırlanacak olduklarını Cenab-ı Hak müjdeliyor.

Yine burada benim dikkatimi çeken mümin olmanın şartları 7 madde. Yedi gök, yerin ve göğün yedi tabaka, İnsanın oluşumunun yedi aşamada ve mümin olmanın şartlarının yedi maddeden oluşması son derece dikkat cekici. İbret için düşünmekte yarar var. *

 

 

Müfessirler şöyle diyor: Müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v)'in etrafına toplanıyor. O'nun sözlerini dinliyorlar fakat o dinledikleri bilgilerden istifade etmeyip tam tersine dinlediklerini yalanlıyorlar ve Peygamberimiz(sav)'le alay ediyorlardı. Eğer cennete gidecek olanlar bunlarsa, (çapulcu takım olarak görüyorlar) biz onlardan daha önce cennete gireriz ve onlardan daha fazlası bizim olur. (Yani onlardan önce girmek suretiyle cennetteki nimetleri kapmada biz daha çabuk davranırız demek istiyorlar.) Bunun üzerine Yüce Allah:

 

Onlardan herkes, Naim Cenneti'ne konulacağını mı umuyor? 38

Hayır biz onları o bilip durdukları şeyden yarattık. 39 (Mearic) Bu Ayet-i Kerimeleri inzal buyurmuştur. *

+++

 

 

 

 

NEBE SURESİ

 

Hayır hayır ilerde bilecekler. 4

Hayır hayır bir kere daha elbette bilecekler. 5 (Nebe)

İlk bilmenin ölüm sırasında ikinci bilmenin kıyamet günü olacağı yorumu yapılmıştır. *

 

Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? 6

Dağları da kazıklar kılmadık mı? 7 (Nebe)

 

Dağların yaratılış hikmeti şöyle açıklanır: “Yerde insanları sarsmaması için sabit dağlar yarattık.” (Enbiya 31) Buna göre çalkalanma ve sallanmadan korunması için bir çeşit baskı ve denge vazifesi görmektedir.

Bizim kanaatimiz odur ki, daha önce açıkladığımız ayetlerde “Yerin suyunu çeksek” diye insanı düşünmeye sevk ediyordu. Gerçekten kıyametten önce denizler, su, hidrojen ve oksijene ayrılarak yok olup, daha doğrusu asli element hallerine gelecek. (Allah'ü Alem) Ondan sonra bilindiği gibi denizlerin çukurluğu ile dağların yüksekliği birbirine paraleldir. Yani deniz seviyesinden (sıfırdan) dağların yüksekliği ile denizlerin çukurluğu birbirine denktir. Bu yükseklikler deniz çukurluklarına doldurulursa yeryüzünde hiç eğrilik, girintilik, çıkıntılık olmaz. Her yer dümdüz olur. Jeolojik ve coğrafi bilgiler, ilimler bunu ispatlamaktadır. Bazıları şu itirazda bulunabilirler. Karalar az denizler çok. Denizlerin derinlikleri de dağların yüksekliğinden fazla diye. Fakat ayette de belirtilmesine rağmen birçok insanlar şunu gözden kaçırırlar. Ayette “Dağları kazıklar kılmadık mı?” diyor. Kazık sözcüğü çok önemli. Çünkü: Dağın görünen kısmını tutacak kadar görünmeyen yerin dibinde temel ve kökleri de vardır. Köprülerin veya viyadüklerin altına çakılan kazıklar gibi. (Ağızdaki diş yapısı da buna örnek teşkil edebilir.) Bundan dolayıdır ki, kıyamette her yerin dümdüz olacağı ilmen sabittir… *

 

Sizi çift çift yarattık. 8 (Nebe)

 

Erkek ve dişi olarak bu nitelik tüm hayvanlar ve bitkiler alemi için de geçerlidir. Hatta sabit elementlerde artı-eksi, pozitif-negatif, çekme-itme güç dengeleri de bu çift yaratılışın uzantısıdır. Buna göre de dünyada bütün insanlar hiçbir zaman tamamen mümin, hiçbir zaman da tamamen inkarcı olmayacaktır. Mutlaka her zaman iyiler ve kötüler bulunacaktır. Kıyametin kopma zamanı hariç, biz normal şartlarda söylüyoruz. Kıyamettekini Allah (c.c.) bilir. *

 

Üstünüze yedi sağlam göğü bina ettik. 12

İçlerine ışık saçan bir kandil astık. 13 (Nebe)

 

Daha önce bu gibi ayetleri açıklarken de izah etmiştik. Yedi gökten maksat yedi atmosfer, yedi yörünge, yedi yıldız kümesi, yedi galaksi vs. olabilir. Fakat bizim kandilimizin güneş olduğu vurgulanmıştır. *

 

 

 

O gün Sur'a üfürülecek, bölük bölük geleceksiniz. 18 (Nebe)

 

Yani kabirlerinizden kalkıp mahşer yerine gelirsiniz. Ebu Hureyre'den rivayete göre Allah Rasulü “Sura iki üfürme arasında kırk vardır” buyurmuştur. ( Nakleden ravi bunun kırk günmü, kırk aymı, kırk yılmı olduğu konusunda tereddüt etmiştir.) Sonra Allah, gökten su indirir. Onlar taneli bitkilerin yerden bittiği gibi biterler. İnsandan bir tek kemik (hücresi) dışında çürümeyen hiçbir şey kalmamıştır.” Bu kemik ACBÜ'Z-ZENAP olup, kıyamet gününde yaratılış ondan tertip edilir.

Bu konuyu daha önce açıklamıştık ama bir kere daha anlatmada fayda var. Acbü'z-Zenap:

Ceninin anne karnındaki ilk oluşumunda çeşitli hücreleri var eden, yapıcı ve yaratıcı ana hücre olup, işlevini tamamlayınca kuyruk sokumunda diğer hücreler arasında kendini gizler. İnsan dünyaya geldikten sonra bilim adamlarının insan vücudunda gereksiz tek organın kuyruk sokumu olduğunu söylemişlerdir. Onun yaratılış için gizlenen organ olduğunu anlayamamışlardır. (yukarıdaki hadisi şerif bunu çok açık olarak anlatmaktadır.)

Çeşitli hadisi şeriflerde de sözü edilen kuyruk sokumundaki bu hücre, insan için her şart altında varlığını koruyan bir çeşit kara kutu vazifesi görür. İnsana ait bu hücrenin Allah'tan alacağı ilahi bir sinyalle harekete geçerek Üzeyir (a.s.)'ın merkebinin Hz. İbrahim(as)'ın parçalar haline getirdiği kuşlarının yeniden vücut bütünlüğünü tamamlayarak canlanması ve toprağa ekilen tohumun ağaç haline alması gibi, insan varlığının yeniden böyle bir tohumdan yaratılacağı anlaşılmaktadır. Biyoloji, genetik ve tıp ilminin bu konudaki araştırmaları bu hakikati ortaya çıkaracaktır. Belki de bu hakikat ortaya çıkmıştır da ben bilmiyorumdur. Benim bilgi eksikliğimdendir. Ama konuyu günümüze adapte edip mantıksal olarak düşündüğümüzde anlaşılmayacak bir tarafı yok diye düşünüyorum.

Bilindiği gibi yüzyılımızın bilişim çağında sadece programı ve bilgisayarı yapanın çözeceği, şifrelerle girip içindeki bilgileri elde edebilecegi bilgisayarlarda recistır kayıtları denen bir kutu mevcuttur. Bilgisayar kullanıcısının bütün kayıtları burada tutulur. Bilgisayar kulanıcısı zanneder ki, bilgisayardan kendi iradesiyle kayıtları siliniyor. Halbuki kayıtlar silinmez. Bu recistır kırılıp ufalanmadığı sürece ileride kişinin neler yaptığı gösteren delil olarak kullanılabilir.

İnsanın kuyruk sokumundaki yok olmayan Acbüz zenab adlı recistır, yahut uçaklardaki karakutu insanın dünyada yaptıklarını kaydedip, insan öldükten sonra binlerce yıl tohum gibi toprak altında bekleyip kıyamet koptuğunda dünyada onu yapan irade tekrar tohumu diriltip şifrelerini çözüp (ki şifreler kendinde) bilgileri elde ettikten sonra kişiyi hesaba çekemez mi? Elbette çeker. Günümüzde bile hiçbir şey (çok azı müstesna) gizli değildir.

Örneğin: Amerika'da 11 eylül saldırısı dolaysıyla eylemleri yapanları bulmak için ülkesine on onbeş yıl içersinde giren yüzbinlerce müslümanın bilgisayar kayıtları incelenmiş, günlük hayatta yapmış oldukları hareket ve davranışları kayıtlarla takip edilmiş, elene elene sayı ellinin altına kadar indirilerek, töröristler tesbit edilmeye çalışılmış ve hesaba çekilmişlerdir.

Amerika'nın bu yaptıgı hareket doğrudur veya yanlıştır. Adaletlidir veya değildir. Bu tartışılabilir. Dünyayı aldatmıştır denebilir. Bu ayrı konu. Önemli olan konumuzun aydınlatılması için dünyada bile kayıtların tutulduğu ve hiçbir şeyin kaybolup yok olmadığıdır. Öyleyse (isterse tesadüf olarak isterse Allah tarafından yaratılmış densin) kendi iradesiyle var olmayıp yaratma hususunda aciz kalan insan bu dünyada bu eylemleri başarabiliyorsa; Var olduğunu inandığımız Yüce Rabbi'mizin bizi karakutumuz veya recistırımız olan hücreden tekrar yaratıp bizi hesaba çekmemesi ve yaptıklarımızı yüzümüze vurmaması mümkün mü? Elbette değildir. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Azgınlar için varılacak bir yer olarak 22

Orada çağlar boyu kalacaklardır. 23 (Nebe)

 

Kimileri Hud 107. Ayetle de desteklenen bu ayete göre Allah'ın rahmeti gereği, yeterince cezasını çektikten sonra, müşrikleri de bağışlayacaktır. Görüşünü öne sürmüşse de ayetteki tağun (azgınlar) ifadesi sadece zulmeden inanan ve suçlu günahkarların kastedilmiş olması gözden ırak tutulmamalıdır. Aksi halde kafirler, nankörler demesi gerekirdi. Yine en iyisini Allah (c.c.) bilir. Bu ayet büyük bir ihtimalle zalimlere hitap etmektedir. Çünkü Kur'an'da sadece zalimlere ait bir ceza yoktur. Onların cezasını Allah Kendisine saklamıştır. Ayetin içeriğini iyice düşündükten sonra anlayacağımız üzere, O'rada uzun bir süre kalınacağı anlaşılıyor. Ebedi değil. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş var. 31

Bahçeler ve bağlar var. 32

Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. 33

Dopdolu kadehler var. 34

Orada ne boş bir söz işitilir ne de bir yalan. 34

Rabbinde bir mukafat ve yeterli bir bağış olarak(verilir.) 36 (Nebe)

 

Yukarıdaki 22 ve 23. Ayetlerde de izah ettik, orada ihtimal günahkar müminler olabilir diye.

Bu ayetlerde de müslümanların en üst derecesi olan takva sahiplerine ve onların kazanacakları nimetlere bakınca, doğrusu kastedilenlerin günahkar müminler olduğu kesinlik kazanıyor gibi.

Bu ayetlerde de Allah'ü Teala fazla izaha gerek bırakmadan takva sahibi olan müminlerin cennetteki durumlarını izah ediyor. Orada verilecek nimetlerden bahsediyor. Fakat ayette memeleri tomurcuklanmış eşit yaştaki kızlardan bahsedilmesi epey düşündürücüdur. Dünyada takva sahibi müminlerin cincel yönden çok mahrum olacakları, fıtratının gereğini bu dünyada fazla yerine getiremeyeceğinden, onlara özel olarak ödüllendireceği anlaşılmaktadır. Çünkü oradaki mükafat, buranın karşılığıdır, diye düşünüyorüm. Bence üzerinde çok düşünülmesi gereken bir mevzuu. Allah bütün müslümanları takva sahibi olan müminlerden eylesin. Amin… *

 

 

O gün ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Ancak rahman olan Allah'ın kendisine izin verdiği konuşabilir. 38

İşte bu gerçek gündür! Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. (ve O'na itaat eder, serbestsiniz) 39 (Nebe)

 

Bu izin, şefaat kapısının açılması anlamına gelir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Makam-ı Mahmut (övülmüş makam)'ın sahibidir ve genel şefaate izinlidir. Bunun sınırı şu hadiste görülür. “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir. Meleklerin şefaati de şefaat edilecek kişiden Allah'ın razı olma şartına bağlıdır. Yine insanların birbirine şefaati de Allah'ın izin vermesine bağlıdır. Ayrıca Cenab-ı Hak: Hesap gününün kesinliğine vurgu yaptıktan, nimet ve külfetler de bildirildikten sonra dileyen bana döner, bana itaat eder diyor. Ama “dileyen dönmez'i” kapalı tutmakla yani insanı özğür bırakıyor ama itaatsizligi, bunun sonucu azabı istemediği imasında bulunuyor. *

 

 

Biz yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkarcı kişi “Keşke toprak olsaydım” diyecek. 40 (Nebe)

 

Mukatil der ki: Bu ayeti kerime Ebu Seleme ve kardeşi Esved hakkında nazil olmuştur. Bu ayetteki “kişi” Ebu Seleme “Kafir” de, kardeşi Esved'dir demiştir.

Bu ayette yakın azap denmesine rağmen 1400 yıldan fazla geçti hala o yakın azap gelmedi diyebilirler. O yakın ne kadar zamandır? Haklıdırlar, bunun cevabi şudur:

İnsan ölümden sonra ruh halinde yaşar ve orada zamanın bir anlamı yoktur. Zaman maddi varlık için anlamlıdır. Kıyamet günü kişi uyandırılıp yerden kaldırılacağı zaman o kuyruk sokumundaki hücreye de ruhu verilerek sanki kendisi akşam yatmış sabahleyin uykudan yeni kalkmış gibi hissedeceği, binlerce dünya yılı geçmiş olsa da bunu anlamayacaktır. (Fakat kabir azabı çekenler müstesna)

İbni Ömer Ebu Hureyre'den Mücahid'e göre: Yüce Allah kıyamet günü hayvanları da yaratacak. Hayvanlar insanlardan olan haklarını aldıktan sonra onlara “Toprak olun” denilince toprak olacaklar. Bunu gören inkarcılar keşke biz de toprak olsaydık diyecekler. İnsanları işkence eden ve haksız yere öldürenlerin vay haline! (Elmalı 8-505) *

+++

 

 

 

 

NAZİRAT SURESİ

 

Yemin olsun söküp çıkaranlara 1

Yavaşça çekenlere 2

Yüzüp gidenlere, yarışıp geçenlere 3-4

Sonra işi çekip çevirenlere 5 (Nazirat)

 

Bu 5 ayette Cenab-ı Hak'kın güç ve yetenek verdiği kimi varlıklara yemin edilmektedir ki, bu ifadelerden tefsirlerde anlatıldığına göre kainatın yaratılması ve (onun) yerin üzerindeki bütün canlılar dahil Cenab-ı Hak bizim bilmediğimiz vasıtalarla idare etmektedir. Bunlarında melekler olduğu söylenmektedir. Kıyas belki yanlış olacak ama, aynen devlet idaresi gibi. Devlet başkanından en alttaki memur ve güvenlik görevlilerine kadar devletlerin işleyişi ile ilgili nasıl mevzuat, yönetmelik tüzük kanun ve anayasası varsa, semavatın da ilahi anayasasının olduğu ve bu da Levh-ı Mahfuz'da bulunduğu idari memurların melekler olduğu tanıma çok iyi uyuyor. Burada farklılık meleklerin çok hızlı hareket etmeleri, bunu insan aklının almayacağı, fakat böyle bir vakıanın varlığı zayıf da olsa ihtimalden uzak değil. Çünkü yerdeki numuneler, kainattaki numunelerin yansıması gibi duruyor. Buradan şu anlaşılmamalı: Allah kainatın dışında bir yerde duruyor, Oradan yeryuzünü devlet başkanı gibi idare ediyor. Haşa bin kere haşa..O zaman Allah'a mekan tayın etmiş oluruz ki, Cenab-ı Hak mekandan münezzehtir. Bu düşünce aynı zamanda şirktir. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Tümel akıl bütünün merkezidir. Ama biz merkezin nasıl ve nerede olduğunu bilmiyoruz. (Yanılıyorsam Allah affetsin. Bin kere tövbe ederim. Düşündüğüm sadece Kur'an'ın ve vahyin iyi anlaşılması bakımındandır.) Nitekim dört büyük meleği, sekiz meleğin de tahttı tutacağını Kur'an ifadesiyle biliyoruz. Bu melekler boşuna yaratılmamışlardır. (Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil) Bu melekler zaten verilen emri ışık hızıyla yerine getiriyorlar. *

 

 

O gün sarsılan sarsılacak 6

Onu ikinci bir sarsıntı izleyecek. 7 (Nazirat)

İlk surla tükenmek üzere olan evren sarsılacak ve yerdeki her canlı ölecektir.

İkinci surda gök ve yıldızlar parçalanıp, dağılacak insanlar yeniden dirilip mahşerde hesap için toplanacaktır. (zümer 68) *

 

 

Sizi yaratmak mı, daha güçtür. Yoksa göğü yaratmak mı, onu Allah bina etti. 27

Tavanını yükseltti ve onu bir düzene koydu. 28

Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı. 29

Bundan sonra da yeryüzünü döşedi. 30

Ondan suyunu ve otlağını çıkarttı. 31

Dağları sağlam bir şekilde oturttu.(çaktı) 32

Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için. 33 (Nazirat)

Yine yeryüzünde insanoğlunun yaşaması için onu yedi aşamada yarattığını bu ayetler ifade etmektedir. *

 

 

Sana kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye? 42

Sen de ona ait bir bilgi yok ki anlatasın. 43

Onun son bilgisi ancak Rabbine aittir. 44

Sen ancak O'ndan korkacak olanlara uyarıcısın. 45 (Nazirat)

 

Hz. Ayşe'den rivayet olunmuştur ki; “Hz. Peygamber (s.a.v.)' durmadan kıyametten soruyor. Sık sık ondan söz ediyordu. Nihayet 42.43.44. Ayetler indikten sonra onun hakkında söz etmekten soru sormaktan vazgeçti.”

“Şekvani bu ayetlerin bütününü şöyle açıklar. Allah'ü Teala: “Ey Muhammed! Senin kıyamet hakkında hiçbir bilgin yok. O halde sen niçin kıyametten söz edip onun hakkında soru soruyorsun. Gerçek şu ki; kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan (benden) başka hiç kimse bilemez. O halde müşrikler senin bilmediğin bir şeyi sana niçin soruyorlar.” Görüldüğü gibi ayet, müşriklerin Peygamberimiz(sav)'e kıyamet konusunda soru sormalarını engellemek için nazil olmuştur. 45. Ayete bakıldığı zaman günümüz alimleri stratejik bir hata yapıyorlar gibi geliyor. Ayette sadece tebliğin Allah'tan korkacaklara ve korkmak için kalpleri hazır olanlara verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ama günümüzde ise ayrım yapmadan herkese her bilgi televizyonlarda sunuluyor. Sonunda programlardan maksat hasıl olmuyor. Onun için kitle iletişim araçlarını da iyi seçmek lazım diye düşünüyorum. *

 

 

Onlar kıyameti görecekleri gün (dünyada) ancak bir akşam veya kuşluk zamanı kadar kalmış gibi olacaklar. 46 (Nazirat)

 

Bu ayette ilmi olarak dikkat çeken bir husus var. Deha'nın kökü dahy; yayıp döşemek demektir. Buradan Medha da (ki dahy'den türemiştir) Deve kuşunun yumurtladığı yer anlamına gelir. Ayette kullanılan kök anlamı ise deve kuşu yumurtası olur ki; elips şeklinde olan bu yumurta dünyanın tam olarak şeklini ifade eder. (Ahteri sözlüğü)

Hicri 968 yılında Ahter-i Kebir lügatının müellifi Kur'an-ı Kerim'deki bu kelimeden dünyanın elips şeklinde olduğunu adeta haykırmış, meydan okumuş ne yazık ki, sadece bunu 20. Asrın insanı anlayabilmiştir. 300 yıl sonra dünyanın ilmi otoriteleri kendilerinin bildiğini iddia edip islam dünyasını aldatmışlardır.

Bu ayette aynı zamanda 83 yıllık insan ömrünün sadece kuşluk veya akşam vaktine denk gelmesi, O da 2.5 veya 3 saat yapar ki; Ömür denilen şeyin Ünüversiteye girmek için öğrencinin girdiği sınav süresi kadar olması düşünmeye değer. Bence tam tevafuk. *

+++

 

 

 

 

İNFİTAR SURESİ

 

Denizler yarılıp akıtıldığında 3 (İnfitar)

Denizlerin arasındaki kara parçalarının (büyük deprem ve zelzele oluşunca) yarılarak birleşmesi veya boşaltılması.

Benim düşünceme göre denizler yarılıp, su magma tabakasına ulaşınca, o kadar yüksek sıcaklık altında suyun moleküllerinin ayrışıp hidrojen ve oksijen gazına dönüşünce, düşünülmeyecek kadar korkunç bir patlamanın meydana gelip, zincirleme, birbirini tetiklemek suretiyle yeryüzünün cehennem ateşi haline gelerek, Allah'ın emriyle tekrar daha önceki ayetlerde de ifade edildiği gibi yeryüzünün kurşuni renge alması sonucu hesap gününün oluşacağı, bir ortam meydana gelecektir diye yorumluyorum. En iyisini Allah bilir. *

 

Oysa üzerinizde koruyucular, şerefli, üstün yazıcılar var. Onlar yaptığınız herşeyi bilirler. 10 (İnfitar)

Burada da Allah sizi başıboş bırakmış değildir. Her insanın üzerinde gözetleyiciler tayin edilmiştir. Onlar iyi ya da kötü ne yapıyorsanız her şeyi kaydetmektedirler. Onlardan asla kaçamaz ve gizlenemezsiniz. İnsanoğlu ne kadar gizli bir iş yaparsa yapsın (biri bizi gözetliyor evindeki gibi) onlardan asla saklayamazlar. Kiramen Katibin meleklerim sayesinde her şeyiniz gözetim altındadır. Kıyametten sonra ahiret gününde yaptıklarınızı saklamanız mümkün değildir. *

+++