Allah yeryüzünü sizin için karar (oturulacak yer) gökyüzünü de bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi. Suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) yaptı. (kıldı) ve size güzel temiz şeylerden rızk verdi. İşte sizin Rabb'iniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir. 64

O hay diri olandır. Ondan başka ilah yoktur. Öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabb'ine hamd olsun. 65

O'dur ki sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alaktan, (embriyo) yarattı. Sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta sonra güçlü (gençlik ve ergenlik) çağına erişmeniz. Sonra yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir.) Sizden kiminin, daha önce hayatına son verilmektedir. Adı konulmuş bir ecele (doğru) erişmeniz ve aklını kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır.) 67 (Mümin)

 

Bu ayetlerde son derece açık bir dille insanlara hitap edilmiş. Yalnız dikkat çekilen husus müminlerin kültür, ilim ve bilgi seviyeleri yükseldikçe Allah bir mürebbiye gibi ayetleri daha önceki benzer ayetlerden daha fazla geniş hacimli tutarak edinilen bilgilere ilave ederek müminlerin bilgi ve kültür seviyesini yükseltmektedir. Ayetler ilk etapta anlamayanlar için sanki birbirinin tekrarı gibi gözükür. Fakat öyle değildir. Mutlaka yeni bir bilgi mevcuttur. İlk, orta, lise, üniversite gibi.

“Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir” cümlesi: Bazıları doğumdan önce, bazıları doğumdan sonra çocuklukta, bazıları gençlikte bazıları da yaşlıyken ölür demektedirler. *

 

 

Ki kafirler (onlar) kitabı ve Peygamberimizle gönderdiğimiz şeyleri de yalanladılar. Onlar nasıl da döndürülüyorlar (aldatılıyorlar.) 70

Boyunlarında demir halkalar ve ayaklarına da zincirler olduğu halde sürüklenecekler. 71

Kaynar suyun içinde, sonra ateşte tutuşturulacaklar. 72

Sonra onlara denilecek sizin şirk koştuğunuz ortaklarınız nerede? 73 (Mümin)

 

Allah (c.c.) cümle İslam alemini ve müminleri ayetlerde ifade edilen durumlara düşmekten korusun. AMİN *

+++

 

 

 

 

FUSSILET SURESİ

 

De ki: “Gerçekten siz yeri iki günde yaratanı inkar edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O alemlerin Rabb'idir.” 9

O yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı. Onda dört günde isteyenler için gıdaları eşit olarak belirledi. 10

Sonra duman halinde olan göğe yöneldi. O'na ve yerküreye “isteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. Bu ikisi de isteyerek geldik dediler. 11

Böylece onları iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. Dünyaya en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bozulmaktan da koruduk. İşte bu çok güçlü her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. 12 (Fussılet)

 

Bu ayetlerdeki zaman mefumu izafidir, görecelidir. İki günde kainatı, dört günde de bütün canlıların rızıklarının taktir edilmesi bizim bu günkü bildiğimiz 24 saatlik zaman dilimiyle sınırlandırılamaz. Belki Cenab-ı Hak burada gün telaffuz etmekle insanoğlunun yaşantısını belli bir plan dahilinde devam etmesi gerektiği hususunda bir ışık, bir sinyal vermiş olabilir.

Burada Cenab-ı Hak:

1- Önce yeri yarattığına

2- O yerdeki canlılar için gerekli olan rızıkları yaratıp temin ettiğine

3- Göğün duman halinde olup sonra yine hükmederek bana itaat edin deyip yerin ve göğün itaat ettik dediğine.

4-Sonra iki günlük zaman birimi içinde bizim galaksimizin dışında diğer galaksilerin (7) yaratıldığına

5-Her bir göğe (galaksiye) yapması gerekenler öğretilip hükmünü emrettiğine

6-Bizim galaksimiz olan göğü de yıldızlarla donatıp orayı kesinlikle koruma altına aldığına (yani oraya hiçbir gücün kendinden başkasının müdahale edemeyeceğine)

7-Bunu da ancak Allah'ın kendi gücü ve kuvveti sayesinde yapabileceğine,

8-Bütün bu yapılanların Allah'ın takdiri olduğuna. İnsanların da bütün bunlardan ibret alması gerektiğine işaret edilmektedir.

Bu ayetlerden anlaşılacak husus Cenab-ı Hak: İnsanlar gibi yıldızı, ayı, güneşi, diğer gezegenleri yeryüzündeki çeşitli canlıları ve bunlar için gereken gıdayı, nimeti, plan çizerek yapmıyor, sadece ona “Ol” demesi yeterli oluyor.

Bu ayetlerin vurgulamak istediği, insanların anlatılanlardan ibret alıp yaratılış hususunda azda olsa bilgi sahibi olmalarına temindir. Yoksa bugünkü beşeri bilimle bunları açıklamak mümkün değildir. Kainatın yaratılışı ile ilgili bilgiler günümüzde de teori ve felsefesidir. Bu felsefi bilgilerin çoğu semavi kitaplardan edinilen bilgiler üzerine dayanmaktadır. Gerçeği ancak Allah biliyor. Pozitif bilim dedikleri de izafidir. Öyle olmamış olsaydı dünya dönüyor diyen Galile idam edilmezdi. Önemli olan insan beyninin önceden bilinen bilgilere zihin olarak kapalı olmaması, yeni edinilen bilgilere açık olmasıdır. Bilimde muhafazakarlık olmaz. Dinde zaten olmaz. Çünkü: müsbet bilim denilen şey bana göre adına Cenabı Hakkın İslam dediği dinden bir cüzdür. Kainatta hiçbir şey, dünkü gibi değildir. Her şey değişmekte ve gelişmektedir. Doğru, Hak ve hakikat neyse odur. Onun dışında dedem şöyle yapmıştı. Falancı böyle derdi bizi ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren Cenab-ı Hak'kın sünnetüllahıdır.

İşte bütün bu ibretli ayet ve delillerden sonra hala inanmıyor, ibret almıyorlarsa, onlara diyecek ve söyleyecek bir sözümüz olamaz. *

 

 

Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi ad ve semudun başına düşen yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyarıyorum de. 13

Ad kavmine gelince onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve “kuvvetçe bizden daha güçlü kimmiş” dediler. Onlar kendilerine yaratıp durmakta olan Allah'ı “ki, O bunlardan pek çok kuvvetlidir.” Hiç düşünmediler mi? Onlar bizim mucizelerimizi bilerek inkar ediyorlar. 15

Bundan dolayı biz de dünya hayatında zillet azabı kendilerine tattırmamız için uğursuz günlerde üzerlerine çok gürültülü bir bora gönderdik. Ahiret azabı elbette daha horlayıcıdır. Onlara (hiçbir suretle) yardımda olunmaz. 16 (Fussılet)

 

Bu ayetler sanki bugünkü dünyayı yönettiklerini sanan egemen güçleri tasvir ediyor, üzerinde yorum yapmaya gerek duymuyorum. Her şey çok açık .*

 

 

 

İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel olan iyilik hasletiyle sav. (uzaklaştır, mukabele et) O zaman bakarsın ki, seninle onun arasında düşmanlık hasleti bulunan kimse sanki sıcak bir dost olmuştur. 34 (Fussılet)

 

Bu Ayet-i Kerime ile yüce Allah (c.c) İslam'ın tebliğ metodunu bir kez daha bildirmektedir. Güçsüz ve aciz bulunduğu dönemde. (çünkü Mekke dönemi zulmün tüm şiddetiyle sürdüğü dönemdi) “İyilikle kötülük bir olmaz” Yani kötüler şimdi size çok güçlü gözüküyor ve sizler de kendinizi çok zayıf hissediyorsunuz. Fakat kötülüğün tabiyatı icabı, zayıf ve çökmeye mahkum olduğunu bilmelisiniz. İnsan, fıtratı icabı kötülüğü sevmez ve ondan nefret eder. Kötülüğe, sadece hizmet edenler değil, bayraktarlığını yapanlar bile, haksızlık olduğunu ve sizlere zulmettiklerini bilmektedirler ama inatları, çıkarları ve menfaatleri söz konusu olduğundan sizlere karşı ısrarla direnmektedirler. Bu davranışları onları sadece başkalarının gözlerinde değil, bizzat kendi gözlerinde dahi küçültmektedir. Ayrıca onların kalbinde İslam zayıf ve güçsüz olmasına rağmen yayılmaya devam ediyor -ki bir gün mutlaka galip gelecektir-. Onların hırçınlaşması bunu anladıklarındandır.”

“Kötülüğü iyilikle hatta daha fazlasıyla cevap verin.” Yani size kötülük yapan bir kimseyi affetmeniz bir iyiliktir. Fakat size kötülük yapan bir kimseye karşılık verme ve mukabele etme gücüne sahip olmanıza rağmen iyilik yaparsanız bu ise bir ihsandır.”

Bu davranışlarınızın sonucu size en aşırı kötülüğü yapan kimseler bile sizinle dost oluverirler. Çünkü bu insanın fıtratında vardır.

Size söven birine cevap vermediğinizde de iyilik yapmış olursunuz ama şayet dua ederseniz en kötü insan dahi utanır, ağzını kapatır.

Size zarar vermek isteyen birine karşı sabırlı davranmazsanız, o bu sabırsızlık ve karşı koymanızdan daha da cesaret alarak küstahlığını arttıracaktır. Ama o şahıs bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında onu kurtarırsanız o sizin esiriniz olacaktır.

Bazı insanlar da siz ona ne kadar iyilik yaparsanız yapın, bir akrep gibi sizi sokmaktan vazgeçmezler. Lakin bu gibi habis insanlar istisna olarak kabul edilmelidir.*

 

 

Eğer biz bunu yabancı dilden bir Kur'an yapsaydık. Onlar:” Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Bir arab'a yabancı dilde söylenir mi, diyeceklerdi. De ki: “ O iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifredir. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'an onlara göre bir körlüktür. Sanki onlara uzak bir yerlerden sesleniyordur. 44 (Fussilet)

 

Bugün de, dil hususunda ayette açıklanan vurgu aynen geçerliliğini korumaktadır. Dünyadaki aşırı ulusalcılar ayetteki anlatılmak isteneni söyleyip itiraz etmektedirler.

Ayetin diğer bölümleri yalın bir dille anlatıldığı için son derece açıktır. Son cümlesini açmak gerekirse; uzaktan yapılan bir çağrıyı insan belki duyabilir ama o sesin ne dediğini anlayamaz. Bu emsalsiz benzetme ile inatçı kafirlerin ruh hallerinin bir portresi çizilmiştir. Aşırı taassub içinde olan bir şahsın karşısındakini dinlememesi doğaldır.

Üstelik konuşmacıya karşı önceden bir inat bir nefret ve husumet içindeyse dediklerini duysa da onun ne demek istediğini anlamaz ve anlamak da istemez. Konuşmacı söylediği sözlerin muhatabının kulaklarından geri teptiğini kalp ve zihnine ulaşmadığını hemen hisseder. Hatta oturuşundan anlaşılır. İşte aynı husus yukarıdaki benzetmeyle açıklanmaktadır. *

 

 

And olsun şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra kendisine bizden bir rahmet tattırırsak mutlaka; “bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da zannetmiyorum. Andolsun ki Rabbime döndürülürsem bile hiç şüphesiz, O'nun nezdinde benim için daha güzel (hal) vardır”. Der. Fakat biz, andolsun küfredenlere neler yaptıklarını elbette haber vereceğiz.Onlara andolsun, en çetin bir azaptan tattıracağız. 50

İnsana nimet verdiğimiz vakit (şükürden) yüz çevirir. Nefsi ondan uzaklaşır. O'na bir şer dokunduğu zaman ise artık o geniş ve bol bol dua sahibidir. 51 (Fussılet)

 

Ayetlerin anlatmak istediği açıktır. Daha önceki ayetlerde de defaatle açıklanmıştır. Tekrar tekrar almamın sebebi kul sıkışınca hemen Allah'ı hatırlaması, normal hayata dönünce yani sıkıntısı giderilince Allah'ı, yaratıcıyı unutup gevşemesi, insanoğlunun fıtratının gereği olduğu için sürekli hatırlatılarak sıkıntıda da normal yaşantıda da hep Allah'ı hatırlayıp müminlerin dua etmelerini sağlamaktır. Yüce Allah da zaten tekrar tekrar hatırlatıyor. Allah'ın sünnetine aykırı hareket etmek doğru bir davranış değildir. *

+++

 

 

 

 

ŞURA SURESİ

 

Allah kullarına karşı lütufkardır. Dilediğine rızk verir. O çok güçlüdür. Mutlak üstündür. 19 (Şura)

İyi ve kötü kul ayrımı yapmadan herkese rızkını verir. Hatta bu lütuftan hayvanlar bile yararlanır. Cenab-ı Hak Kainatı yarattığına, Kendisi de İnsanın düşündüğü fizik ötesi dahil, var ve tek olduğuna göre, insanın O'nun üstünlüğünü ve güçlülüğünü tartışması abesle iştigaldir. *

 

 

Kim ahiret kazancını isterse onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da bundan veririz, ama onun ahirette bir payı bulunmaz. 20 (Şura)

 

Sevapların arttırılması katlanması niyetlere göredir ve samimiyetine göre bire on, yedi, yüz, yediyüz hatta daha fazla arttırır. Bu hususta hadiste şöyle buyrulmaktadır. (Buhari Müslim)

Ameller niyetlere göredir. “Her kişi için niyet ettiği şey vardır. Bu yüzden kimin hicreti Allah'a ve Rasulü'ne ise işte onun hicreti Allah'a ve Rasulüne' dir. Kimin de hicreti nail olacağı dünyaya veya evleneceği bir kadına ise onun hicreti de uğrunda hicret ettiği o şeyedir.” (Hz. Ömer'den)

Bu ayete göre, bu dünyayı talep edenlerle, ahireti talep edenlere, farklı farklı rızıkları verilecektir.

Tıpkı tarlada çalışan ve fabrikada çalışan kişiler gibi. Arazide veya işyerinde çalışan işçilerin bir kısmı sadece dünyadaki rızkını temin etmek için çalışır. Bir kısmı da çalışmanın bir ibadet olduğunu kavrayarak hem bu dünya hem de öbür dünya kazancını almak niyetiyle çalışır. Birincisinin kazancıyla, ikincisinin kazancı bir olmaz. Dünya için ikisinin de çalıştığının karşılığı olur ama, ikincisi için hem dünyadaki kazancı hem de ahiretteki sevabı misli misli verilecek demektir. Yoksa Ayetteki ahiret kazancı, dünyada oturup yan gelerek sadece şahsi ibadetlerini yaparak ahirette cenneti elde etme anlamında değildir. Bir nevi Allah burada dünyalık isteyenler yeme, içme ve servet edinmeyi amaç, ahireti isteyenler ise yeme, içme ve mal edinmeyi ahir dünya için araç edinirler ki, biz her ikisine de iradesi doğrultusunda isteğini yerine getiririz buyurmaktadır.*

 

 

Eğer Allah (bütün) kullarına eşit olarak bol rızk verseydi, yer(yüzün)de muhakkak ki taşkınlık eder ve azarlardı. Fakat o ne miktar dilerse (rızkı o kadar) indirir. Şüphe yok ki O, kulların (ın her halinden) hakkıyla haberdardır. Her şeyi kemaliyle görendir. 20 (Şura)

 

Burada Allah şu noktayı dikkat çekmektedir. Kureyşli müşrikler sürekli kendilerinin çok zengin olmadıklarını rezil ve kıtlık içinde yaşadıklarını dile getiriyor. Hatta Peygamberimiz(sav)'den Safa Tepesi'ni altın yapıp da kıtlığın giderilmesi, ekinlerinin mahsulünün fazla vermesi, yakın dağları kaldırıp tarla yapmasını bile istiyorlardı. Cenab-ı Hak da onlara ve sonra gelecek nesillere, siz şu aciz halinizle bile Rasulüm'e, müminlere, kendiniz inanmadığınız gibi sırf elimizde yaptırım gücü var diye olmadık eziyet ve işkenceleri yapıyorsunuz. Eğer bir de sizi zenginleştirip haddinizden fazla rızk ile rızıklandırsaydık, burnunuz tamamen tavana çıkardı. Müminleri ve Rasulüm'e karşı işkencenizi daha da attırırdınız. Nerdeyse dünyayı Firavun gibi ben yarattım deyip tanrılık iddiasında bulunurdunuz. Ben bu durumu bildiğim için rızkınızı geniş ve bütün insanlara eşit tutmadım. Çünkü Ben (Allah) kullarımın ne yaptığını, ne düşündüğünü gören ve bilenim demektedir.

Bu ayet de sanki günümüze hitap ediyor. Hatta bunun için bile kinayeli bir atasözümüz vardır. “Allah süsecek öküze boynuz vermezmiş” diye.

Herkesin rızkı farklı farklıdır. Fakat hırsızlık yaparak başkasının hakkını yiyerek dünyayı sömürerek sermaye edinmek farklıdır. O yorum bu ayete dahil değildir. Meşru yollardan bile olsa. Çünkü Allah hiç kimseyi eşit yaratmamıştır. Herkes gücünün, aklının karşılığını alacaktır ama herkese de ölmeyecek kadar kesinlikle rızkını; fakir, zengin, alim, cahil, erkek, kadın vs. ayrımı yapmadan vermektedir. Bunda ayrım yoktur. Hiç çalışmadığın halde cezaevinde bile rızkın günlük temin edilir. Rızk konusunda bir sorun yok. Problem normalin üstündeki anormal isteklerde. *

 

 

Sizi çarpan her musibet, kendi ellerinizin (iradenizle) işleyip kazandığı yüzündendir. (Bununla beraber Allah) bir çoğunu da affeder. 30 (Şura)

 

Şayet Allah sizleri her işlediğinizden ötürü hemen cezalandıracak olsaydı. Şimdiye kadar sizlerden hiçbiriniz hayatta olmazdınız. Fakat bu musibetler belki yola gelirsiniz diye sizler için bir uyarı niteliği taşımaktadır. İsyan ettiğiniz Allah'ın karşısında ne kadar çaresiz, ne kadar aciz olduğunuzu biraz olsun düşünün. Oysa sizler Allah'tan başkasını veli olarak kabul ediyor ve onların sizleri kurtaracağını zannediyorsunuz. Aslında sizleri Allah'tan başka kimse kurtaramaz.

Başınıza gelen bütün bu musibetlere sakın başkasına yüklemeyin. Bu sıkıntılar kendi iradenizin kendi istek ve arzularının sonucudur . Şeytanın size aldattığı nefsinizin hoşuna gittiği fakat Allah'ın hoşuna gitmediği yanlış işler yapıyorsunuz. Bu yanlışların sonucu sizlere kötülük, sıkıntı ve musibetler gelmektedir. Aklınızı başınızı toplayınız. Yine de Allah bütün günahlarınıza karşılık hepinizi musibetle imtihan etmez, günahlarınızın çoğunu affeder.

Fakat inanmış, Allah yoluna kendini adamış, Kur'an-ı içine sindirip özümsemiş kişilere gelen musibetler günahlarının keffaretidir. Nitekim bir Hadis-i Şerif'te: “Müslüman bir sıkıntı, dert, gam keder ve zahmet çekse hatta ayağına bir diken bile batsa Allah bunu onun yaptığı bir günaha kefaret olarak kabul eder” buyrulmuştur. Allah'ın dini için çalışıp çabalayan kimsenin karşılaştığı sıkıntılar onu sadece günahlarına kefaret olmakla kalmaz, bunun yanı sıra Allah indindeki derecesini de yükseltir. *

 

 

Size verilen şeyler dünya hayatının geçimi içindir. İman edip Rabb'lerine dayananlar için. Allah'ın katında bulunan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. 36

Onlar büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Kızdıkları zaman da affederler. 37

Rabb'lerinin çağrısına gelirler, namazı (dosdoğru) ikame ederler, işlerini ise şura ile yaparlar . Kendilerine verdiğimiz rızktan hayır için harcarlar. 38

Bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman kendilerini savunurlar. 39

Kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür. Kim bağışlar ve affederse onun mükafatı Allah'a aittir. 40 (Şura)

 

Bu ayetlerde mümin olmanın hemen hemen vasıfları sayılmaktadır. Maddeler haline getirmeyi uygun bulmuyorum. Zaten ayetler açık açık zikretmiş, bundan sonraki ayetlerde de şimdiki ayetlerin yönlendirmesi yapılmaktadır. “Onların işleri aralarında istişare iledir.” Bu ayetten de anlaşılacağı üzere istişare sırasında her söz söylenebilir, fikir ortaya atılabilir. Yanlış da olsa bundan çekinmemek lazım. Fakat karar oy çokluğuyla verildikten sonra onun üzerinde de konuşmamak ve susmak gerekmektedir. Buradaki oy çokluğundan maksad; nitelikli insanlardan oluşan topluluğun istişaresi sonucu verilmiş olan rey fazlalığıdır. Böyle olursa verilen karar doğrudur .

Nitekim Allah sadece “Onların işleri istişare iledir.” demekle kalmamış, yapacağın işleri de onlarla istişare et diye emretmiştir. Bu onlara sadece danışın demek değil. Onlarla istişare ettikten sonra ittifak veya çoğunlukla alınan kararlara uyun demektir. Fakat bu istişare konusunda bazı cemiyetlerde konuşması gereken insanlar genelde konuşmazlar. Konuşmayı muhaliflik addederler. Fikir ürettikleri zaman da liderin gözünden düşüp hedefledikleri yere gelememekten korkarlar. Bu tamamen dinin özüne aykırıdır. “Haksızlık karşısında veya yanlışlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır.” Hadis-i Şerifine muhaliftir.

Onun için de liderlerin etrafında çoğunlukla hık deyiciler ve yalakalar oluşmuştur. Liderlere hep (çok azı müstesna) yanlış yön vermektedirler. Sonuçta bu tip kişiler dalkavuklar haline dönüşmüşlerdir. Allah böylelerinden korusun. Amin…

Bu hususta şunu da ifade etmek gerekir ki, ister lider olsun, ister bir kurumun başında yetkili olsun, isterse bir işletme sahibi olsun; aykırı ve farklı fikirlerden pek hoşlanmazlar. Aykırı ve farklı düşünenlerin önlerini keserler. Yani dalkavukluğu biraz da kendileri çanak tutarlar. Bundan dolayı alttakiler de durumu bildikleri için hep yöneticinin arzu ettiği istikamette fikir üretirler. Yani takiyye yaparlar. O zaman da o yerde sıkıntı ve problem hiç bitmez. Halbuki istişare nedir? İstişare: İster yönetici olsun ister normal bir birey olsun, bir işi karar verip yapmadan önce farklı düşünceleri tesbit edip kendi düşüncesinin doğruluğunu veya yanlışlığı test etmesidir.

Herkes istişare eden gibi düşünecekse istişareye, yanında yardımcı bulundurmaya, danışman tutmaya ne gerek var. Oturur kendin yapar veya emir verir yaptırırsın. (Devletlerin ve toplumların tarihten silinmelerinin ana nedeni bu anlayıştır.) Zaten zulüm de bu anlayış noktasından sonra başlar. Zulüm sadece fiili işkence değildir. Esas zulüm; zihni ve fikri işkencedir. İnsanları konumları itibariyle fikri ve zihni olarak baskı altında tutup münafık ve takiyyeci duruma düşürmektir. Bundan da %99 yönetenler ve hükmedenler sorumludur. Hizmet edenler değil. (Askeri tabirle üstler sorumludur. Astlar değil) Yanlış anlamayı meydan vermemek için, buradaki yönetici hükmedici gibi tabirler sadece devlet erkanıyla ilgili değildir. Bütün toplumun bireyleri ile ilgilidir. Çünkü dünyada bütün insanlar aynı zamanda, hem yöneten hem de yönetilendir. Veya hem amir hem de memurdur. Önemli olan her birey kendi bulunduğu yerdeki yetki ve sorumluluğu hak ve adaletle yerine getirip getirmediğidir. Toplumda her bireyin hem assı vardır, hem de üssü. Assı olmayan yani memur olan en son tek birey ise annesinden yeni doğan bebektir. Bu tesbit dikkatlerden kaçmamalı, kelimeler izafidir. Kelimeleri takılıp kalınmamalı. *

 

 

Göklerin ve yerin mülkü (ve tasarrufu) Allah'ındır. O ne dilerse onu yaratır. Kimi dilerse ona kız (evlat)lar lutfeder. 49

Yahut (o çocukları) erkekler, dişiler olmak üzere çift verir. Kimi de dilerse onu kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, (her şeye) kadirdir. 50 (Şura)

 

Bu sure Mekke'li müşriklerin veya müminlerin kız çocukları doğduğu zaman üzülmeleri, hatta kız çocuklarını diri diri gömmeleri, onları bir zul olarak addetmeleri sonucu, hem onları teselli etmek, hem de bu uygulamanın yanlış olduğunu bildirmek kız, erkek, ikiz veya hanımı kısır bırakmak, insanların elinde ve kudretinde olan bir şey değil, tamamen Allah'ın takdirinde olduğunu bildirmek maksadıyla inmiştir. Ülkemizin bazı yerlerinde de bu cahiliye adetinin sürdüğünü görmek 21. Yüzyılda gerçekten utanç verici bir olaydır. Bu toplumlar 21.Yüzyıl bilişim çağında olmalarına rağmen beyin olarak 1500 yıl önceki cahiliye dönemine takılıp kalmışlardır.

Bu ayet onlar için de ibret olması gerekirken, maalesef hem de İslam toplumunda bu adetlerin sürmesi onların ne kadar akılsız, şuursuz olduklarının delilidir. Allah (c.c.) böyle insanlara ve toplumlara akıl, fikir izan versin. Amin…

Not: Bu surenin adı Şura olduğundan Şura ile ilgili kelime 38. Ayette geçmektedir. İslam'da şuranın kuralları nasıldır? Bu hususta bilgi edinmek için Mevdudi Tefsirinin 5. Cilt 244. Sayfasından ve Prof. Dr. Hamdi Döndüren'in İslam'a Son Çağrı Kur'an Meali'nin 778. ve 781. Sayfalarından faydalanabilirler. *

***

 

 

 

 

ZUHRUF SURESİ

 

Dediler ki: “Eğer 0 çok esirgeyici Allah dileseydi biz bunlara tapmazdık.” Onların buna dair hiçbir bilgisi yoktur. Onlar yalandan başka hiçbir şey söylemiyorlar. 20 (Zuhruf)

Bu ayet sapıklık içinde olan kimselerin (her zaman yaptıkları gibi) kendi sapıklıklarını kadere bağlıyorlar ve şöyle diyorlar: “Şayet Allah dilemiş olsaydı biz bu meleklere nasıl ibadet edebilirdik? Çünkü Allah istemeseydi, bizim meleklere tapmamız mümkün olmazdı. Eğer bu yaptığımız kötü olsaydı Allah, üzerimize yanlış yaptığımızdan dolayı azap gönderirdi. Göndermediğine göre bizim yaptığımız doğrudur gibi bir mantık yürüterek suçu Cenab-ı Hak'ka yüklemeye kalktıklarını izah etmektedir.

Cenab-ı Hak da bu uydurma yalanlarına karşı cevap veriyor. Onların (müşriklerin) bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zana dayanarak bu meleklere tapıyorlar. Yahut meleklere tapma hususunda yalan söyleyip uyduruyorlar. Halbuki biz kötülüğü tavsiye etmeyiz, iyiliği tavsiye ederiz. Kendi yapmış oldukları bu uydurma delillerle suçu, günahı Allah'a yüklemesinler. Biz küçük küçük ibret alacak azap veriyoruz ama siz anlamıyorsunuz. Büyük azabı ise kıyamet ve ahirette vereceğiz diye vahyediyor. Yalnız biz dileseydik, yani sizin dünyadaki işlerinizi biz dizayn etseydik, düzene koysaydık, elbette herkese iyilik yaptırırdık. Çünkü biz kötülüğü dilemeyiz onun için yeryüzündeki işlerinizden siz sorumlusunuz. Yoksa aklınızı Biz niye verdik. O zaman size akıl vermemize gerek yoktu ki. Biz hepinizi robot gibi yapıp akşam, sabah kendime ibadet ettirirdim. Robot olmadığınıza, kainatın en şerefli en üstün ve en akıllıları olduğunuza göre bu iddianız doğru değildir demektedir Cenab-ı Hak. *

 

 

İbni Abbas der ki: Allah Hz. Muhammed (s.a.v.)'i Peygamber olarak gönderince araplar onun Peygamberliğini inkar ederek “Peygamberliğe Muhammed'den daha layık olan başkaları var. Keşke bu Kur'an şu iki büyük adamdan birine indirilseydi demişlerdi.” Bu iki büyük adamla, Mekke'deki Velid Bin Muğire, Taif'teki Mesut Bin Amr Es-Sakafi'yi kastediyorlardı. Allah onların bu görüşünü reddetmek için;

 

Ve dediler ki: Bu Kur'an iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi? 31

Rabbin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini (onlar değil) biz taksim ettik ve onların kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki; biri diğerine iş gördürebilsin. Rabbin rahmeti onların bütün yığacakları servetten daha hayırlıdır. 32 (Zuhruf)

Bu ayeti kerimeyi inzal buyurdu.

 

31. Ayetten anlaşıldığına göre (nüzul sebebi de teyid ediyor) müşrikler Peygamberimiz(sav)'in Peygamberliğine itiraz ediyorlar. Kur'an'ın yanlışlığına ve Hak olmadığına değil. Demek ki onların arzu ettikleri kendilerinin layık gördükleri şahıs peygamber olmayınca sırf inatlarından, sırf gururlarından dolayı Hak olan Kur'an-ı reddedebiliyorlar. Bu günümüzde de aynı. Misal olarak; aynı doğru ve anlamlı sözü normal halktan, vatandaştan biri söylese hiç değeri yoktur. Aynı sözü şanlı şöhretli makam sahibi biri söylerse çok doğru söylüyor, bravo derler ve bütün insanlar alkışlarlar. Toplumun çoğunda, doğru ve hak kimin ağzından çıkarsa çıksın takdir etme yoktur. Halbuki bu yanlıştır. Ölçü alınacak söylenen sözdür. Kimin söylediği değil.

Cahiliye dönemi ne ise günümüz toplumu da aynı. İşin arkasındaki sebep: Gurur, kibir, şan, şöhret ve menfaat.

Cenab-ı Hak 31. Ayette söyleneni 32. Ayetle cevap veriyor

1. Rabbinin rahmetini onlar paylaştırmıyorlar.

2. Dünya hayatındaki maişetleri biz paylaştırdık.

3. İsanları yaratırken kimini üstün zekalı, kimini normal zekalı, kimini süper akıllı, kimisini normal akıllı olarak. Sebep:

Birbirlerini anlayışla, hakla, adaletle hizmet edip üretim sağlansın diye. (yoksa sen ağa ben ağa ineği kim sağa olurdu) Yani kimini işveren, kimini işçi, kimini yönetici, kimini memur vs. Yapmış ki, yeryüzünde hayat devam etsin. insanlar arasındaki zeka ve akıl dereceleri farklıdır. 60 dereceden tut 180 dereceye kadar. Günümüzde beşeri ilimler tarafından kabul görülen 120 zeka derecesinin üstünde olan insanlara “Dahi” denmektedir.

Bu ayetlerde bir hususu da tespit etmek istiyorum. Zeka ve akıl dereceleri matematik kuralları gibi alt alta, üst üste toplanarak bazı veriler elde edilmez. Örneğin 60 zekalı 3 tane insanı 180 zekalı bir insana denktir gibi bir mantık yanlıştır. Sadece güç olarak 3 adam 1 adamdan güçlüdür ama zekada kesinlikle değildir. Hele 180 zekalı biri, birde süper akıllı ise, bırak üçe eşit olmayı, milyon tane 60 zekalı bir araya gelse 180 derece zekalı bir adam etmez. Alimlik ariflik, İdarecilik, yöneticilik farklı bir şeydir. Onun için Allah, herkese zekası, aklı ve bulunduğu mevkiden sorumlu tutacaktır. Eğer bu derece farkları olmasaydı dünyada ya herkes çalışan işçi ya da patron olması gerekirdi ki, bu mümkün değildir. Allah (c.c.) en doğrusunu yapmıştır.

Senin Rabb'inin rahmeti onların yığacakları servetten daha hayırlıdır deyip asıl olan Allah'ın rahmetini dilemek, onun rızasını kazanmak, O'nun verdiği birin diğerlerin verdiği bütün servet ve mevkilerinden daha hayırlı olduğunu kullarına bildirmektedir. Gerçekten de öyledir. Fakirin, acizin Allah katında bir'i zenginin ve mevki sahibinin milyonlarından değerlidir. Allah burada menfaat paralelliğine ön planda tutmuştur, doğru olan da budur. Ama malesef günümüzdeki dünya nizamında menfaat çatışması vardır. Onun için kavga, gürültü, anarşinin bu şartlarda bitmesi mümkün değildir. Allah sonunu hayreylesin. Çünkü günümüzde, hemen hemen bütün dünyada, Kapitalist ve liberal sistem uygulanmaktadır. İslam dünyası dahil. Kapitalist ve liberal sistemde menfaat çatışması vardır. Örnek verecek olursak: Diyelim ki bir şirketin faprikasında sahipleri ve işçiler çalışıyor. İşçinin maaşı şirketin kazancı oranında artmaz. Zararı oranında da eksilmez. İşçininki genelde sabit kalır. İşvereninki ise katlanır veya eksilir. Fakat bir terslikde, şirketin genelindedir. Bütün sorumluluk işverene aittir. İşçinin hiçbir sorumluluğu yoktur. Yetki ve sorumluluk tekelde toplanmıştır. Ama İslamda menfaat paralelliği olduğu gibi yetki ve sorumlulukta da paralellik vardır. Yetkiler ve sorumluluklar tekelde toplanmamıştır. Zararda da , karda da, yetkide de, sorumlulukta da paralellik vardır. Kapitalist ve liberal sistemde dikey yapılanma vardır. İslamda ise yatay yapılanma mevcuttur.

Günümüzdeki kapitalist ve liberal sistemde, yetki ve sorumluluklar paylaşılmadığı için kişi, kapitali elinde tutmak ve onu kaybetmemek maksadıyla tebasından da sorumlu olduğundan ayakta kalmak için sorumlu ve sermaye sahibi olan birey tabi olarak ahlaki dejenerasyona uğrar bunun neticesinde çalışanla, çalıştıran arasında hem sosyal çatışma meydana gelir, hem de sorumluluğun gereği kapitali büyümeye devam eder. Ara sürekli açılır. Sonuçta günümüzde olduğu gibi dünya siyasetini etkileyen büyük baronların çıkmasına sebep olur.

İslami sistemde ise yetki ve sorumluluklar paylaşıldığından, Karda ve zararda paralellik olduğundan, menfaat çatışması çıkmaz. Herkes hakkına razı olur. Yanlız şunu da ifade edeyim. Bu menfaat paralelliğine dayanan sistem dünya çapında kabul görürse başarılı olur. Sadece belli ülke ve bölgelerde uygulanırsa, başarılı olamaz. Çünkü dünya sermeyesi o ülkeyi ve bölgeyi boğar ve yutar. Dünya artık bakire, keşfedilmemiş büyük bir toprak parçası olmayıp bugünkü bilişim çağımızda küçük bir köy olduğundan sistemlerin değiştirilip uygulanması ya heptir. Ya da hiçtir. Ben millet olarak tek başıma devletimi islami sisteme göre kuracağım ona göre varlığımı sürdüreceğim diyemez. Çünkü batıl (yanlış) sistemden, hakikat (doğru) sisteme geçilebilmesi için (Allah'ın dilemesi) dünya egemenlerinin ve halklarının hakikati benimseyip onu istemesi gerekir. Yani dünya çapında olgunlaşmayan bir sistem tutunamaz ve yok olur. Olgunlaşınca da Allah'ın dışında hiçbir güç ve hiç bir kimse engel olamaz. Maksat kendiliğinden hasıl olur. *

 

 

Kureyşliler aralarında toplanmış,

•  Muhammed ve ashabından olan her adamın peşine bir adam takalım ki, onu kontrol altında tutsun dediler.

Hz. Ebubekir'in peşine Talha bin Ubeyd'i taktılar. Hz. Ebubekir müşriklerle bulunduğu bir sırada onun yanına geldi ve Hz. Ebubekir ona:

•  Beni niye çağırıyorsun? dedi. Talha bin Ubeyd:

•  Seni Lad ve uzzaya ibadet etmeye çağırıyorum dedi. Hz Ebubekir:

•  Peki Lad nedir? diye sordu. O:

•  Rabbimiz diye cevap verdi. Hz. Ebubekir:

•  Peki öyleyse uzza nedir? diye sordu. Ubeyd:

•  Allah'ın kızıdır diye cevap verince Hz. Ebubekir:

•  Öyleyse onların anası kim diye sordu.

Talha Bin Ubeyd susup cevap veremedi ve arkadaşlarına:

•  Bu adama siz cevap verin dedi.

Ancak arkadaşları da susup cevap veremediler. O zaman Talha bin Ubeyd:

•  Kalk ey Ebubekir! “Şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Yine şahadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir” dedi. Bunun üzerine Yüce Allah:

Kim O çok esirgeyici Allah'ın zikrinden (Kur'andan) (yüz çevirirse) göz yumarsa. Biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık bu onun ayrılmaz bir arkadaşıdır. 36

Şüphesiz ki bunlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin hidayete erdirildiklerini sanırlar. 37 (Zuhruf)

Ayeti kerimelerini inzal buyurdu. (Buhari İbni Ebi Hatip rivayet etmiştir.)

 

Ayet Mekkeli müşriklerden, müslümanların peşine taktıkları adamlardan ve hilelerden bahsetmektedir. Bu hile ve adam takmanın kötülüğü vurgulanmaktadır. Allah (c.c.) müşriklere siz müslümanların başına birer istihbaratçı takarsanız biz de size ve istihbaratçılara şeytanları musallat ederiz demektedir. Bundan vazgeçmeleri için uyarıda bulunmaktadır. Tuzaklarını da Peygamberimiz (sav)'e haber vererek müslümanların dikkatli olmaları tavsiye edilmektedir.

Ayetteki, hidayete erdik sanmaları: Artık işi kökünden çözeceğiz, yaptıkları plan ve programın şeytanın vasıtasıyla doğru olduğunu zannetmeleridir. Halbuki o plan ve program doğru değildir. Müminlerin Allah'a inanmalarından dolayı hidayete erdiklerini anlamaları, kavramaları anlamında değil, kendi zihniyetleri anlamında hidayete erdiklerini zannetmeleridir. *

 

 

Haydi siz cennete girin. Siz ve eşleriniz ağırlanıp sevindirileceksiniz. 70

(Orada) onların önünde altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının çektiği, gözlerinin hoşlandığı her şey var! Ve siz orada ebedi kalacaksınız. 71 (Zuhruf)

 

Burada eşler kelimesi geniş anlamda kullanılmıştır. “ezvac” Bu kelime ile müslümanların hanımları, dost ahbap ve meslektaşları, hepsi birden kastolunmuştur. Çünkü ayette çoğul ifade edilmektedir.

Daha önceki ayetlerde de ifade edilmiştir. Ayetlerin indiriliş hikmeti gereği nimet ve azabın ahiretteki vasıfları dünyada insanların alıştığı, bildiği şeylerle irtibatlandırılmaktadır. İman edilmesi gereken sonuçla ilgili olarak, bu örneklendirmeler, insanları bilinenden misaller verilerek etkilemek içindir. Burada altın tepsiler, altın bardaklar, yemek ve içecek tabakları olarak zikredilir. Fatır Suresi'nde müminlerin takıntıları inci ve altından, elbiseleri ipekten olduğu zikredilir. Vakıa Suresi'nde yemek ve içecek meclislerinin, tabaklarının, hizmetçilerinin güzel bir vasıfla anlatımı vardır. Bunun benzerini Saffat Suresi'nde ve başka surelerde bulmak mümkündür. Bütün bunlardan yola çıkarak bu vesilelerden, bu sıfatlardan, nesnelerden zevklenen, beslenen bir elit kesimin ve sosyetenin var olduğu, onların da bu dinden nasiplenmesi gerektiğinin kolaylaştırılması için bu misaller verilmiştir. Aynı durum Peygamberimiz(sav)'in toplumunda ve döneminde bu tabloların, bu toplulukların var olduğuna delildir. Çünkü o zümre bu günkü mevcudunu en güzel zanneder. Onun da orada olmasını ister. İşte böyle kesimi ikna etmek ve sevindirmek İslam'ı kabul ettirmek için bu ifadeler kullanılmıştır. Yoksa takva sahibi müminler için bu nesnelerin varlığı ve yokluğu bir şey ifade etmez. Çünkü onlar Allah, Allah olduğu için iman etmişlerdir. *

 

 

Kurtubi veya Muhammed Bin El Kab El Kurazi der ki: İkisi Kureyşli, biri sakifli veya biri kureyşli, ikisi sakifli Kabe ile örtüsü arasında konuşuyorlardı.

Acaba Allah konuştuklarımızı duyar mı? İçlerinden biri açıkta konuştuğumuzu duyar ama gizli konuştuğunuzu duymaz dedi. Üçüncüsü ise “ Eğer O Allah sizi açıktan konuşurken duyuyorsa, gizli konuşurken de duyuyordur dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Yoksa onlar gerçekten bizim, sır tuttuklarını ve aralarında fısıldaşarak konuştuklarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır! (işitiyoruz) ve onların yanlarındaki (elçiler) melekler de (her şeyi) yazıyorlar. 80 (Zuhruf)

Bu Ayet-i Kerime'yi inzal buyurmuştur.

 

Ayet son derece açıktır. Tevil yapılacak bir şey yoktur. Sebebi nüzul de her şeyi açıklamaktadır. Şunu da ifade edeyim ki, yeryüzü “Biri bizi gözetliyor evi” gibi. Nasıl orada insanlar kısa bir dönem olmasına rağmen

kurallara uymayarak birbirini yiyor. Sabreden, kurallara uyan, insanlarla iyi geçinen, hep doğruyu söyleyen, gerektiğinde susmasını bilen, sonunda ödüllendirilerek çıkıyorsa ki ödüllendirilen de az ise yeryüzü düzeni aynen öyle.) Allah'ın koyduğu kurallar dahilinde yaşadığın müddetçe sonuçta mükafatını alacaksın. Bu mükafatı alacaklar çok az olacak biliyorsunuz. Çünkü Allah “İnsanların çoğu iman etmezler, çok azı iman edip salih amel işlerler” buyurmaktadır. Televizyonda ilk yayınlanan “Biri bizi gözetliyor programı”, birçokları için saçma, birçokları için bir eğlence olmuştur. Ama benim için bir ibret, bir ışık, bir irşat kaynağı olmuştur. Yatak odan dahil, gözetlendiğin bilinince, buna binaen Allah'ın gözetlediği düşünülünce insan hayli tedirgin olup kendini ceki düzen verip öyle yaşaması gerektiğine inanıyor. Onun için her şey bakıştan bakışa, seyredişten seyredişe değişir, düşünüp tefekkür edenler için. *

+++

 

 

 

 

 

DUHAN SURESİ

 

Meşruk şöyle anlatıyor: Abdullah Bin Mesud'dan rivayetle, “Biz Mescid-i Kebir'de iken bir adam vaaz etmeye başladı. Dedi ki: “Kıyamet günü olunca, gökten bir duman inecek ve münafıkların gözlerine, kulaklarına dolacak onları kör ve sağır kılacak, müminler de o dumandan etkilenerek nezle olmuş gibi olacaklar.” Meşruk anlatmaya şöyle devam eder: Ben mescitten ayrıldım ve Abdullah İbn Mesud'a geldim. O'na mescitte duyduklarımı anlattım. İbn Mesud bir şeye yaslanmış oturuyordu. Benim anlattıklarımı duyunca doğrulup oturdu. Ve “Ey insanlar! Sizden birisine bildiği bir şey sorulursa onu söylesin. Eğer bilmiyorsa Allah en doğrusunu bilir desin. Kişinin bilmediği bir şey için “En doğrusunu Allah bilir” demesi ilimdendir. Allah'ü Teala Peygamberimiz (sav)'e “Ben sizden herhangi bir ecir istemiyorum, ben zorlananlardan, konuşmasında tekellüf de bulunanlardan değilim de.” buyurmuştur. O vaizin anlattıklarının doğrusu şudur: Kureyş Hz. Peygamber (s.a.v.)'e karşı gelip baskısını şiddetlendirince Efendimiz: “Ey Allah'ım! Onlara karşı bana Yusuf'un yedi kıtlık seneleri gibi yedi sene sürecek bir kıtlıkla yardım eyle” diye dua etti. Başlarına öyle bir kıtlık geldi ki yiyecek bir şey bulamamaktan kemik ve ölü eti yediler. Başlarına gelen bu kıtlık ve açlık o kadar şiddetlendi ki açlığın şiddetinden gökle yer arasında bir duman varmış gibi (serap) görmeye başladılar. Sıkıntı bir raddeye gelince: “Ey Rabbimiz, bizden bu azabı açıp kaldır. Bizler müminleriz” dediler. Rasulüllah (s.a.v.)'e (Allah tarafından) “Eğer biz bu azabı onlardan açıp kaldıracak olursak onlar tekrar eski haline (küfür ve inkarlarına) dönecekler” buyruldu ama yine de Hz. Peygamber (s.a.v.) bu azabın kaldırılması için dua etti ve azap onlardan kaldırıldı. Tekrar onlar o eski küfür ve inkarlarına döndüler de Allah'ü Teala Bedr günü onlardan intikamını aldı. “İşte onları çarptıkça çarpacağımız gün şüphesiz ki biz intikam alıcılarız” a kadar olmak üzere:

 

Öyleyse sen gözle, göğün açıkça bir duman çıkaracağı gün 10

İnsanları bürüyecektir. Bu elim bir azaptır. 11

Rabbimiz bizden bu azabı kaldır. Doğrusu biz artık müminleriz. (dediler) 12

Nerede onlarda öğüt almak. Halbuki kendilerine Hakk'ı açıklayan bir peygamber de gelmişti. 13

Ondan yüz çevirmişler ve: Belletilmiş delinin biri demişlerdi. 14

Biz az bir süre için azabı açıp kaldıracağız ama siz tekrar eski halinize döneceksiniz. 15

Onları çarptıkça çarpacağımız gün şüphesiz ki biz intikam alıcılarız. 16 (Duhan)

Allah (c.c.) ayeti kerimesini inzal buyurmuştur.

Haberin İbni Numeyr kanadından gelen rivayete göre Abdullah İbni Mesud'un: “Şayet bu duman ve azap kıyamet günü olsaydı, onlardan açılıp kaldırılmazdı dediği ayrıntısına da yer verilmiştir. *

 

 

Ebu Malik der ki: Ebu Cehil hurma ve kaymak getirip; İşte Muhammed'in sizi korkutup tehdit ettiği, zakkum budur. Haydi gelin zakkumlanın (yiyin) diyordu. Bunun üzerine Allah (c.c.):

 

Zakkum ağacı 43

Günahkarların yemeğidir. 44

Sıcak suyun kaynaması gibi karınlarında 45

Kaynayacak erimiş maden gibidir. 46

Yakalayın onu, cehennemin ortasına sürükleyin. 47

Sonra azap olarak başına kaynar su (azabın)dan dökün. 48 (Duhan)

Cehennemdeki zakkumla ilgili ayeti kerimeleri inzal buyurmuştur. *

 

 

Taberi'nin yine Katate'den rivayetle: Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v) yolda Ebu Cehil'e rastlamış, onu tutup sarmış ve Allah'ü Teala sana şu ayetleri okumamı emrediyor. “Sana yaraşan işte budur. Elbette sana yaraşan ancak budur.” Tat bakalım şimdi bu azabı, sendin kavmi içinde güçlü, onlara karşı aziz ve kerim öyle mi? Buna karşılık Ebu Cehil: “Ne sen ne de Allah'ın bana hiçbir şey yapamazsınız. Gayet iyi bilirsin ki ben bu vadinin en güçlüsüyüm. Ben üstünüm ve şerefliyim dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu söz üzerine yukarıdaki sözleri söylemiş, ve:

(Ona o azabı) Tat bakalım. Hani güçlü olan, değerli olan yalnız sendin denilecektir. (Bedir'de bu ayet yerine getirilmiştir.) 49

İşte bu doğrusu şüphelenip, durduğunuz şeydir. 50 (Duhan)

Ayeti kerimeleri inzal buyrulmuştur. *

+++

 

 

 

 

CASİYE SURESİ

 

Bu Kur'an, İnsanların kalp gözünü açacak bir nur, Kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir. Casiye 20

Bu Ayeti Kerimede Yüce Allah; Kur'an'ın bütün insanların inansın inanmasın O'nu okuyup anladıkları taktirde kalp gözlerinin açılacağını, olayları ve sistemi anlayacaklarını bunun neticesi olarak gelişeceklerini beyan buyurarak beşeri bilimlerin önünün açık olduğunu işaret ediyor. İnanan kesim (müminler) için ise yine Kur'an'ı okuyup anlayanların hakikatten uzak olmayacaklarını kendileri için O'nun rahmet olup hidayete ulaştıran bir kılavuz olduğunu beyan buyuruyor.

Bu Ayet'i Kerime'ye rağmen islam dünyasının batı toplumlarının niçin önde olduklarını anlayamamaları manidardır. Öyle anlaşılıyor ki batı dünyası inanmadığı halde Kur'an'ı okuyor anlıyor, fakat inandığını söyleyen islam dünyası kendisine rehberlik eden yüce kitabını anlamayı bırakıp kendisine (haşa) süs eşyası ediniyor. *

 

 

Bu bizim kitabımızdır. Sizin aleyhinizde hak ile konuşur (konuşuyor) Gerçekten biz sizin yapmakta olduklarınızı yazıyorduk. 29 (Casiye)

 

Yüce Allah ahirette herkesi dünyada yapmış olduğunun karşılığı olarak hesaba çekecek. Allah'ı inkar eden kafirler cehennem ehli olarak ayrıldıkları zaman (tabi ki cehenneme gitmek kolay değil) itiraz edecekler. Ben bunları işlememiştim diye. Cenab-ı Hak'da dünyada iken kulun yaptıklarını melekleri vasıtasıyla kayıt tutturuyordu. Allah yaratmış olduğu kulun huyunu bilmez mi? İnsanın özelliğindendir. Kötülük karşısında hemen itiraz eder. Ben yapmadım diye. Bu, bu dünyada da böyledir. Yalnız bu kayıt işleminin nasıl olduğu tartışılmamalıdır. Günümüzdeki kayıt işlemlerine benzetmek doğru olmaz. Çünkü bilim gelişiyor. Teknolojik ilerlemeler çok hızlı. Dün deri üzerine yazılan, bugün “CD”lere binlerce kitap sığacak şekilde kaydedilebiliyor. Nasıl kayıt yapılırsa yapılsın, sonuçta işlediği günahın ve kazandığı sevabın belgesi Cenab-ı Hak tarafından mevcut. İşte kul itiraz edince dünyadaki hayatının kayıt belgesi diye Cenab-ı Hak tarafından sunulacak. Belki hayatı hızlandırılmış sinema şeridi gibi gözünün önünde gösterilecek. Burada yalan var mı yok mu, kendisine ispat ettirilecek. O hayat kitabı, kulun kendisine şahitlik ettirilecek.*

+++

 

 

 

 

AHKAF SURESİ

 

Biz insana, anne ve babasına iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (ergenlik) çağına erip kırk yıla(yaşına) ulaşınca dedi ki: Rabbim bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et. Benim için soyumda da salahı ver, gerçekten ben tövbe edip sana yöneldim ve gerçekten ben Müslümanlardanım. 15 (Ahkaf)

Bir evlat hem anasına hem babasına hizmet etmelidir. Fakat ana hakkı önde gelmektedir. Çünkü ana evladı için, daha fazla ızdırap çeker. Aynı şey çok farklı rivayetlerde Buhari, Müslim Ebu Davut, Tırmizi'de geçen hadisi şeriflerde: Birisi, Allah Rasulü'ne gelerek: “Üzerime en fazla kime hizmet etme hakkı düşer sorusuna annen diye cevapladı. 3 defa sormasına rağmen üçünü de Peygamberimiz (s.a.v.) annen diye cevapladı. Dördüncü de babana buyurdu” Allah Rasulü(sav)'in bu cevabı yukarıdaki ayeti kerimeyi tam manası ile tercüme etmektedir.

Anne onu meşakkatle karnında taşıdı.

Meşakkatle onu dünyaya getirdi.

Hamilelik ve emzirme süresi 30 ay alınmıştır.

Burada yine bir hususu izah etmek gerekirse, daha önceki ayetlerde emzirme süresi iki yıl idi. Burada 2.5 yıl oluyor burada bir çelişki yok mu? denebilir. Daha önceki ayetlerde emzirme süresi 2 yıldır. Yani çocuk iki yıl emer ondan sonra sütün vücuda bir fonksiyonu olmaz. Süt annelik, süt kardeşlik düşer. O ayetler onun içindi. Bu ise bizzat annenin kendi çocuğunu en üst sınıra kadar emzirme hakkı söz konusu. Çocuk ille de 9 ay 10 günde doğmaz. 6 aylık çocuk da doğabilir ve yaşayabilir. Yüce Allah bu müstesnayı da göz önünde bulundurarak en az anne karnında altı ay, iki yıl da doğumdan sonra toplam 30 aydır. Ayetlerin geliş düzenine baktığımızda kapsama alanı gittikçe genişleyip gelişiyor ve hükmü bilgiler ve kurallar içeriyor. Bu ayet aynı zamanda toplumda kötü zannı engellemek içindir. Evlenen insan, evlendikten 6 ay sonra çocuk dünyaya getirirse, çevresinin şüphesinin izale olması bakımından kesin delildir. Daha açık bir ifade ile yeni evlenen bir erkek, hanımı altı ay sonra doğum yaparsa hanımını gayri meşrulukla isnat edemez. Toplumda yanlış bir zan üzerine hüküm koyamaz.

Hz. Osman(ra) döneminde bir zavallı kadına zina isnat edilip recm uygulanacaktı. Hz. Ali (r.a.) bu ayeti kerimeyi okumuş ve yanlış uygulama düzeltilmiştir. Onun için bazı hüküm ve kararlarda acele etmemek gerekir. Emzirme süresi İmam-ı Azam'a göre 2.5 yıldır.

Hata yapmaktan kaçınmak maksadıyla buradaki 40 yaş da çok önemlidir. Birçok mezhep imamı 40 yaşın altındaki fetvalarını reddetmişlerdir. (Bence kırk yaş üzerinde durulması gereken hashas bir konu. Bazı kararlar vermede olgunluk çağının başlangıcı.)

Ata rivayetinde İbni Abbas şöyle anlatıyor: 15. Ayeti kerime Hz. Ebubekir hakkında nazil olmuştur. Hz. Ebubekir(ra), Hz. Muhammed (s.a.v.) ile arkadaş olduğunda 18 Hz. Peygamber(sav) de 20 yaşında imişler. İkisi ticaret için Şam'a giderken yolda bir konak yerine uğramışlar. Hz. Peygamber(sav) konak yerinde bir sedir ağacının gölgesinde otururken Ebubekir(ra)' de o konak yerinde bulunan bir rahibe dini konularda sorular sormak üzere ayrılmış. Rahip sedir ağacının altında oturan Hz. Muhammed (s.a.v.)'i işaret ederek, o sedir ağacının altında oturan kim? diye sormuş. Hz. Ebubekir(ra), “O Muhammed İbni Abdullah İbni Abdülmüttalip'tir” demiş. Rahip, “Allah'a yemin olsun ki, o adam bir peygamberdir. Allah'ın peygamberi İsa'dan sonra o ağacın altında kimse oturmamış, o ağacın altında ancak bir peygamber oturur” demiş ve bu söz Hz. Ebubekir(ra)'in zihninde yer edinerek seferde ve Hazar'da Hz. Peygamber(sav)'den hiç ayrılmamış. Nihayet 40 yaşına girilip Peygamberimiz(sav)'e peygamberlik verilince Hz. Ebubekir(ra) hemen ona iman etmiş ve iman ettiğinde 38 yaşındaymış. 40 yaşına ulaştığında da “Rabbim! Bana, anama, babama, verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih amel işlememi ilham et” diye dua etmiş, bunun üzerine bu ayeti kerime inzal buyrulmuştur. *

 

 

Anne ve babasına “Of sizden, benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltmekle mi tehdit ediyorsunuz?” diyen kimseye anne ve babası Allah'a sığınarak: Yazıklar olsun sana. İman et. Muhakkak ki Allah'ın va'di haktır dedikleri halde bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir demişti. 17 (Ahkaf)

 

İbni Ebi Hatimin Suddi'den rivayetine göre; Hz Ebubekir ve eşi, oğulları Abdurrahman'a müslüman olması için teklifte bulunmuşlardı. Bu teklifin üzerine Abdurrahman anne ve babasına, daha önce ölüp gitmiş Kureyş büyüklerini kastederek “Filan filan neredeler hani?” diyerek müslüman olmamakta direnip onların tekliflerini reddediyordu. Bunun üzerine yukarıdaki ayet nazil olmuştur. Fakat daha sonra Abdurrahman müslüman olmuş “Ve herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır.” (En'am /132) ayeti kerimesi ile tövbesinin kabulü bildirilmiştir.

Fakat birçok kaynak bu ayetin İslam'a bu kadar hizmeti olan Abdurrahman hakkında nazil olmadığını görüşünü savunmaktadır.

Not: Yanlış hatırlamıyorsam Hz. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman'ın, Hz. Osman Zinnureyni öldürmek için geldiği ve yakasına yapıştığı sonra vazgeçtiği düşünülürse mevzunun daha iyi anlaşılacağı görüşündeyim. *

+++

 

 

 

 

ZARİYAT SURESİ

 

Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı. 17

Seher vakitlerinde de onlar istiğfar ederlerdi. 18

Onların mallarında sailin (dilencinin) ve (Kemali iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulunda bir hakkı vardır. 19 (Zariyat)

 

Bu ayeti kerimelerde muttakilerin vasıfları anlatılmaktadır. Bu vasıflara dikkat çekilir. Mekke'deki müminlerden ilk neslin tutumu ve durumu tanımlanır. Onlar özellikle geceleri ibadetle geçirirler. Allah ve Rasulü için hayatlarını verdiler. Allah'ın hikmetini, telkinlerini anladılar. İhtiyaç sahiplerine mallarını tesadduk ettiler. Çünkü onları ihtiyaç halinde gördüler ve kendilerinin de tasadduk etmesinin farz olduğunu bildiler.

İşte bu tabloda kalplerinde şüphe duymayan iman ehlinin güzel görüntüleri betimlenmektedir. (tasvir edilmektedir.) *

 

 

Gökte de rızkınız ve. Size vadedilen şeyler vardır. 22 (Zariyat)

Hala açıklanması gereken bir ayet. Benim okuduğum tefsirlerdeki açıklamalar beni tatmin etmedi. Çünkü Allah bu ayette gökte rızkın olduğunu bildiriyor. Açıklamak için zorlanmaya gerek yok kanaatindeyim. Belki gelecekte ilmi araştırmalar sonucu daha kolay anlaşılacaktır. Kur'an evrensel olduğuna göre, gelecek nesiller anlayabilir gibi geliyor bana. Havacılık yoluyla rızkını elde edenler için de söylenmiş olabilir. Yine en dorusunu Allah bilir deyip konuyu kapatalım.*

 

 

 

Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişletici olanlarız. 47

Yeri de biz döşeyip, yaydık. Ne güzel döşeyici olanlarız. 48

Ve biz her şeyi iki çift yarattık (çift çift) umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. 49 (Zariyat)

Biz bu gökyüzünü birinin yardımıyla değil, kendi gücümüzle yarattık. Onun yaratılması bizim gücümüzün üstünde bir şey değil. Buna rağmen siz nasıl olur da bizim sizi tekrar yaratamayacağımızı düşünürsünüz.

Bu büyük kainatı sadece bir kere yaratıp, bırakmadık. Aksine o kainatta sürekli genişletme yapıyoruz ve her an o kainat içinde yaratmamızın yepyeni, sizlere dehşete düşüren gelişmeleri olmaktadır. Böyle güçlü ve muazzam yaratıcının şahsını yeniden yaratma konusunda siz nasıl aciz sanabilirsiniz.

“Yeri de biz yaydık” demekle, denizlerde, ovalarda, dağlarda, nehirlerde, hep sizin faydanıza olacak şeyler bitirdik. Bütün bu dünyanın dizaynı sizin huzur ve rahat içinde iaşenizi tamamlamanız içindir. görüyorsunuz harikulade bir yaratılış, en ilkel toplumdan en modern topluma kadar herkesin ihtiyacı, aracı, gereci ve rızkı bu arzın üzerindedir.

Bunun yanında dünyada her şey eşleme sistemiyle yapılmıştır. Dünyadaki her şey, çift olma kaidesiyle birleşerek bir meyve vermekte, üreme ve çoğalma meydana gelmektedir. Sadece bu maddi varlıklarda değil, subjektif varlıklarda da aynıdır. Güzel-çirkin, iyi-kötü, aşağı-yukarı gibi dilimizde bile aynıdır.

Yani Cenab-ı Hak burada aklı olanlara, düşünenlere şunu hatırlatıyor: (Ayetlerin içinde bu gizli. Ancak bunu düşünenler bulabilir) Bakın yeryüzünde her şey çift. Baktığın, gördüğün zaman biliyorsun ve inkar da etmiyorsun. Dünyada her şey çift olur da dünya tek kalır mı? Bunun karşılığı ahir dünya var. Niçin düşünmüyorsun? Böyle bir mantıksızlık olabilir mi? Her şey çift olacak ama dünya hayatı tek olacak olmaz öyle şey denmektedir. *

 

 

Ben cinleri ve insanları yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım. 56 (Zariyat)

 

Allah kainatı insan için yaratmış, insan ise Allah'a kulluk etmesi için yaratılmıştır. İnsan ve cinni ben yarattığıma göre kulluk ve ibadet edilme hakkı da bana aittir diyor Cenab-ı Hak.

Bütün kainatı Allah yarattığına göre, o kainatta da insan ve cinin dışında bir sürü yaratık varken niçin Allah sadece ve sadece insan ve cinlere hitap etmektedir, onlardan kulluk ve ibadet etmelerini istemektedir?

İnsan ve cinin dışındaki bütün mahlukat yaratılışları gereği sürekli Allah'a zikir halindedirler. Onlara seçenek bırakılmamıştır. İnsanlar ve cinler öyle mi? Onlara akıl ve irade verilmiş, bunu kullansınlar diye. Bu iradeleri ile kulluk etme hakları da kulluk etmeme hakları da vardır. İster puta taparlar, ister nefislerine taparlar, isterse Allah'a taparlar ama Ben yaratıcınız olarak size niçin yarattığımı açıklıyorum: Bana ibadet edin, Bana kulluk edin. Beni tanıyın ve itaat edin diye yarattığımı, rasül ve nebilerimin aracılığıyla size söylüyorum. Kendi hür iradenizle kulluk etmeyebilirsiniz ama Ben kulluk edenden hoşlanırım ve onları severim. Sonuçta itaat etmeyen çocuğu babası ne yapıyorsa onu yaparım. Kendi beşeri kanunlarına bile uymayanlara ne yapıyorsanız onu yaparım. Benim azabım daha şiddetlidir, biliyorsunuz. Merhametim de azami derecede çok fazladır.

Kulluk ve ibadetten maksat sadece namaz, oruç vs. değildir. İbadetten maksat size tebliğ ettiğim Kur'an'da ne yazıyorsa Rasulüm de size neyi emrettiyse onu yapacaksınız. Yoksa siz bana ibadet, kulluk etmeyecektiniz de ben sizi niçin yaratayım ki. Hem sizi yaratayım, hem de karşılığında başkasına kulluk yapın. Bu size göre mantıklı mı? Sizde zerre kadar akıl yok mu? Halbuki Rasulsüz bile size beni tanıyacak şekilde akıl verdim. Bu aklı niye kullanmıyorsunuz? manasında Allah yarattığı kullarının görevlerini hatırlatıyor. *

+++

 

 

 

 

ĞAŞİYE SURESİ

 

Dehşeti herşeyi kaplayacak kıyametin haberi sana geldi mi? 1 .

O gün bir takım yüzler zillet ve korku içinde olacaktır. 2

Zor işler altında bitkin ve çökmüş olurlar. 3

Yakıcı ateşe girerle . 4

Fıkır fıkır kaynayan bir kaynaktan içirilirler. 5

Beslemeyen açlığı gidermeyen kötü kokulu bir dikenden başka yiyecekleri olmayacaktır. 6-7

Burada Cenab'ı Hak Rasülüne, kıyamette ve cehennemde inanmayanların durumlarının nasıl ve ne vaziyette olacakları hakında bilgilendiriyor

 

Yüzler vardır, o gün pırıl pırıldır. 8

Yaptıklarından hoşnutturlar. 9

Harukulade bir cennettedirler. 10

Orada can sıkıcı, boş bir söz işitmezler. 11

Orada akan kaynak suları vardır. 12

Orada yüksek kılınmış tahtlar vardır. 13

Yerleştirilmiş hazırlanmış kaseler 14

Sıra sıra dizilmiş yastıklar 15

Serilmiş yumuşak tüylü halılar vardır. 16

Buraya kadar olan ayetlerde de cennet ehlinin dünyada arzu edip de yetişemediği nimetlerle mükafatlandıracağı açıklanarak o nimetlerin neler olduğu teker teker sayılarak müminler teselli ediliyor.

 

Bu insanlar devenin nasıl yaratıldığına, semanın nasıl yükseldiğine, dağların nasıl dikildiğine, yerin nasıl yayıldığına bir bakmazlar, düşünmezler mi? 17-20

Bu ayette de inanmayanlara deve, sema, dağlar ve yerin yartılışı dikkat çekilerek inanmalarını sağlamak için özellikle vurgu yapılıyor.

 

Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğüt vericisin. 21

Sen onları zorlayan bir zorba değilsin. 22

Yine Allah tarfından Rasülünün görevinin insanlara ögüt vermek olduğu onların üzerinde zorla ve baskıyla inanmalarını sağlamak gibi bir görevinin bulunmadığı vurgusu yapılarak özgür iradenin altı ciziliyor.

 

Ama kim İslam'dan yüz çevirir kafir olursa, Allah onu en büyük azapla cezalandırır. 23-24

Doğrusu onların dönüşü sadece Bize olacaktır. 25

Şüphesiz sonra onların hesaplarını da ancak Biz göreceğiz. 26

 

 

 

 

KEHF SURESİ

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur, O der ki: Kureyş Nadr Bin Haris, Ukbe Bin Ebu Muayt'ı Medine'deki Yahudi alimlerine Peygamberimiz (sav)'in test edilmesi için gönderirken:

•  Onlara Muhammed'i sorup sıfatını tavsif edin ve onlara onun kendileri ile kitap ehli olduğu, kendilerinden bizde olmayan peygamberin ilmi bulunduğu yolundaki sözüne de haber verin dediler. İkisi de yola çıkıp Medine'ye vardılar. Orada yahudi alimlerine, Hz. Peygamber (s.a.v.)'i sorup onlara durumu tavsif edip açıkladılar ve bazı sözlerini naklettiler. Nihayet onlar:

•  Siz Tevrat ehlisiniz. Biz buraya adamınızın durumunun ne olduğunu bize bildirmeniz için geldik dediler. Yahudiler onlara:

•  Ona şü üç soruyu sorun. Eğer onlara cevap verecek olursa bilin ki, O Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer cevap vermezse, o zaman yalancının biridir. Artık onun hakkında kararı siz verin.

•  O'na kaybolan gençleri, onların durumları neydi bunu sorun? Çünkü onların çok şaşılacak durumları vardır. O'na arzın doğusuna ve batısına ulaşan gezgin adamı sorun? Onun haberi neydi? Nihayet O'na ruhu sorun? Ruhun ne olduğuna cevap versin dediler.

Yahudilerden bu soruları alan Nadr Bin Haris ve Utbe Bin Muayt, Mekke'ye geri döndüler ve Kureyş'lilere;

•  Nihayet Muhammed ile aranızdaki problemi kesin olarak halledecek delilleri size getirdik ve derhal Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına varıp, bu üç soruyu sordular. Hz. Peygamber (sav) inşallah demeden,

•  Sorduğunuz sorulara yarın cevap vereceğim dedi onlar da oradan ayrıldılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) on beş gece bekledi fakat Allah bu konuda herhangi bir vahiy indirmedi. Cibril de gelmedi, bunun üzerine Mekkeliler:

•  Muhammed bize yarın diye söz vermişti ama üzerinden on beş gece geçti diye yaygara kopardılar.

Hz. Peygamber (sav) vahyin gecikmesine çok üzüldü, Mekke'lilerin sözleri çok ağırına gitti. Nihayet Cibril O'na Allah'tan içinde Mekkelilerin sözlerine üzüldüğü için kendisine yöneltilmiş bir hitap ile Kureyş'lilerin gençler dediği Ashab-ı Kehf , gezgin adam dedikleri Zülkarneyn ve ruha dair sordukları tüm soruların cevapları bulunan Kehf Suresi'ni inzal buyurdu.

Ruhla ilgili de İsra 85. Ayet-i Kerime'si inmiştir. Ashab-ı Kehf (mağara arkadaşları) kıssası Musa (a.s.) ve Hızır Kıssası, Zülkarneyn Kıssası, zengin küfür ehli ile yoksul mümin kıssası bunlarla birlikte dünya nimetleri ve imanı güçlendirici açıklamalar yer almaktadır.

İbret alınacak bir sure, herkes okumalı. *

 

 

De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için bütün denizlerin suyu mürekkep olsa ve bir o kadar daha yardımcı olarak ilave etsek Rabbimin sözleri tükenmeden deniz tükenir. 109

Ben ancak sizin gibi bir beşerim. Şu kadar ki bana yalnız ilah'ın bir tek ilah olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ve arzu ediyorsa güzel bir amel işlesin ve Rabbine ibadetle (hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi) ortak koşmasın. 110 (Kehf)

109. Ayet için şunu ifade etmek gerekir ki, Lokman Suresi'nde (27) “Ağaçlar kalem olsa, denizin arkasından yedi denizi de ilave etseniz Yüce Allah'ın kelamı bitmez” anlamındaki ayetle bu ayet arasında çelişki yoktur. Cenab-ı Hak aynen bir mürebbiye, bir öğretmen gibi soruyu soran topluluğun bilgi ve kültür seviyesine göre cevap vermektedir. Kef Suresi de ilim seviyesi düşük Mekke'li müşriklere cevaptır. Lokman 27 ise ilim, bilgi, kültür seviyesi yüksek yahudi bilim adamlarını muhatap almıştır. Bu ince ayrıntı çok önemlidir. *

***

 

 

 

 

NAHL SURESİ

 

O insanı bir damla sudan yarattı. (Böyle iken) bakarsın ki O, apaçık (yaman) bir hasım (kesilmiştir.) 4

Davarları da (sizin faydanıza) O yaratmıştır ki bunlarda sizin için ısıtıcı ve koruyucu maddeler ve nice nice menfaatler vardır. 5

Hem onları binmeniz için, hem ziynet için de atları, katırları ve merkepleri yarattı. Sizin bilmeyeceğiniz daha neler yaratıyor O. 8

Doğru yolu bildirmek Allah'a aittir. Kimi (yol) ise eğridir. (Allah) dileseydi muhakkak hepinizi toptan hidayete erdirirdi. 9

(Allah) onunla (su ile) sizin için ekin(ler), zeytin(ler), hurma ağaçları, üzümler ve meyvelerin her birinden (nice rızklar) bitiriyor. Bunların her birinde tefekkür edecek (düşünecek) bir zümre için elbette bir ayet (bir alamet) vardır. 11

Geceyi, gündüzü, güneşi, ayı siz(in hizmetiniz)e O ram etti. (O boyun eğdirdi) Yıldızlar da onun emrine boyun eğmişlerdir. Bunların her birinde aklını kullanacak bir zümre için elbette ayetler vardır. 12

O denizi- ondan taze bir et yemeniz, ondan giyeceğiniz (kullanacağınız) ziyneti, çıkarmanız için – (hizmetinize) ram edendir. Gemilerin orada (suları) yararak gittiklerini görüyorsun ki (bu sırf Allah'ın) Lütuf ve kereminden (nasip) aramanız ve (O'na) şükretmeniz içindir. 14

Daha nice alametler (yarattı) Onlar yıldızlarla da doğru yolu bulabilirler. 16

O halde yaratan, hiç yaratmayan gibi olur mu? Hala düşünüp akletmeyecek misiniz? 17 (Nahl)

 

4. Ayet iki anlama gelir

1. İbret alma bakımından üstün akıllı ve bu dünyayı idare edecek güçte irade ve yeteneğe sahip olan insanın kaynağının ne olduğunu gösterip ilmi derinlikleri düşündürmek.

2. Bu kadar basit bir damla sudan yaratılmış olmana rağmen o denli kibirlenip kendini kaf dağında görüp neden yaratıldığını unutup Allah'ı inkar etmenin yanlışlığı vurgulanmaktadır.

Birincisi şık müminlere ışık, ikincisi kafirlere uyarıdır.

8. Ayette bu saydığım ve sizin gördüğünüz hayvanlar mevcuttur ve yaratılıp çoğalmaktadır, ama siz onları bilemezsiniz.

9. Ayetle ilgili doğru yolu dilemenin ne anlama geldiğini yaratılış gaye ve hikmetini daha önceki ayetlerde anlatmıştık. Eğer Allah insanların doğru yola ulaşmasını dileseydi o zaman akıl ve zeka vermezdi. O zaman bütün insanlar hayvanlar gibi veya kurulmuş bir robot gibi olurdu ki yaşam İnişli çıkışlı olmadığından hayatın cazibesi kalmazdı. Ayette zaten eğer dileseydim deniyor. Dilemediğine göre, iyiyi-kötüyü, yanlışı-doğruyu daha doğrusu hakikati bulmak insanoğlunun özgür iradesine verilmiştir. Hepimizi doğru yola erdirecek şekilde yaratsaydı, aynı kurallar mı geçerli olacaktı, yoksa değişecek miydi? Mutlaka değişik olurdu ki bunun üzerinde durmaya gerek yoktur. Çünkü şu anda mevcut varlığımız budur. Kabul etmeme diye de bir hakkımız yok. En iyisini Allah bilir.

11. Ayette yine insanları Cenab-ı Hak düşünmeye davet ediyor. Yukarıdaki yapmış olduğumuz açıklamaya paralel olarak zaten düşündün mü olayı, hakikati çözersin ama düşünmemeyi karar ve irade buyurduysan o başka ona söylenecek söz yok.

14. Ayette de şükretmemiz vurgulanıyor. Eğer bütün bu sayılanlar size verilmeseydi ne yapacaktınız. Onun için Yüce Allah (c.c.) a isyan etmeyin, halinize şükredin diye de tavsiye de bulunuyor.

16. Ayette de Allah şu anda bildiğiniz işaretlerin dışında da başka işaretler vardır. Bu işaretleri de sizden sonra gelecek nesil, yeni edinmiş oldukları bilgi, tecrübe ve geliştirdikleri teknolojilerle tesbit edip kullanacaklardır anlamında gizli bir yol gösteriliyor. Bütün insanlığa.

Bu ayetten yine “yıldızlarla doğru yolu bulabilir”lerden iki anlam çıkar. Biri denizde ve karada gidecekleri yolu, ikincisi ise hakikati yani Allah'ın varlığını, birliğinı yaratılış hikmetine vakıf olmaları hususunda olabilir. Fakat bence birinci açıklama daha doğru.

17. Ayette de biraz önce atıfta bulunduğunuz konularla ilgili yaratanla yaratmayanı mukayese etme bakımından öğüt alsanız ve ardından da bu öğütleri bir düşünseniz. Çünkü farzların ve vaciplerin dışındaki ibadetlerin içinde en iyisi tefekkür etmedir, düşünmedir uyarısı mevcuttur. Peygamberimiz (sav) de bunu destekler mahiyette: “Bir saatlik düşünme, yetmiş yıllık nafile ibadetten hayırlıdır” buyurmuştur. Yine de en iyisini Allah bilir *

 

(Habibim) sen onların hidayet bulmalarına (ne kadar) hırs göstersen (arzu etsen de) şüphe yok ki: Allah dalalette bırakacağı kimselere bu hidayeti nasip etmez. Onların (azaplarını önleyecek) bir yardımcıları da yoktur. 37

Onlar Allah'ın yarattığı herhangi bir şeye (dikkatle) bakmadılar mı ki onların gölgeleri bile zelil zelil Allah'a secdekar (secde edici) olarak durmadan sağa sola dönüyor. 48 (Nahl)