MERYEM SURESİ

 

İbn-i Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki:

“Kureyş, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Ashab-ı Kehf'i sorduğu zaman, Allah'ın elçisi onbeş gece beklediği halde, Allah ona bu konuda bir vahiy indirmedi. Nihayet Cibril ona keff suresini indirdiği zaman, Allah'ın elçisi Cibril'e

Ey Cibril! bu sefer işi ağırdan aldın, geciktin dedi.

Bunun üzerine:

Biz ancak Rabb'inin emriyle ineriz. Önümüzde arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na aittir. Rabb'in asla unutkan değildir. 64 (Meryem)

Bu Ayet-i Kerime inzal buyruldu. *

 

 

Sizden cehenneme uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu Rabb'in için kesinleşmiş bir hükümdür. 71

Sonra biz korkup, sakınan kimseleri kurtarırız. Zalimleri de orada diz üstü çökmüş bir halde terkederiz. 72 (Meryem)

İnsanın 71. Ayeti okuduğu zaman ilk anda dehşete ve korkuya düşmemesi mümkün değildir. Ayet son derece açık . Bütün insanların cehenneme uğrayacağını söylüyor. Cenab-ı Hak. Bu uğramanın detayları tam belli değil. Bazı müfessirler, müminlerin sırat köprüsü üstünde cehennemi görüp hızlıca cennete geçecekleri, bazıları, müminlerin de cehenneme gideceği, oraya uğrayacağı, fakat cehennemin soğukluk verip müminleri yakmayacağı belli bir müddet orada gerçek cehennemliklerin durumlarını seyrettikten sonra Allah'ü Teala onları haydi cennetime girin ey sevgili kullarım diyerek cennete hak ettikleri bildirilecek, olarak açıklamışlardır.

72. Ayette ise cevabı, Cenab-ı Hak yine kendisi veriyor. Cehennemden dünyada iken korkan, ondan sakınan .Orada kalmamak için gerekli olan tüm kuralları yerine getiren, emir ve yasakları kendi nefsinde uygulayanların cehennemden kurtaracağını vadediyor. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Habbab Bin El-Eret'ten rivayet olunmuştur. O derki: “As Bin Vail Es-Sehmi'ye, onda olan alacağımı almak için gelmiştim.

Allah'a yemin ederim ki, ben de sen ölüp tekrar dirilmedikçe Hz. Muhammet(sav)'i inkar etmeyeceğim dedim. O

Nee! Ben ölüp tekrar dirilecek miyim? dedi ben:

Evet dedim. Bunun üzerine o:

Benim orada malım ve çocuğum olacak. Sana borcumu o zaman ödeyeceğim dedi.

Diğer bir rivayete göre Vail Es-Sehmi Habbab'a:

Siz cennette altın, ipek ve gümüşün olacağını iddia etmiyor musunuz? dedi. Habbab:

Evet diye cevap verince Vail Es-Sehmi alay ederek:

Öyleyse sana borcumu cennette ödemem için bana mühlet ver. Allah'a yemin ederim ki söylediğin Hak ise ben sana borcumu orada ödeyeceğim. Ey Habbab! Allah'a yemin ederim ki, ne sen, ne de arkadaşların onlara (mallara) benden daha fazla layık değilsiniz dedi. Bunun üzerine:

- Ey Muhammed! Ayetlerimizi inkar eden ve “bana mal ve evlat verilecek” diyeni gördün mü? 77

O, gaybı mı bildi? Yoksa çok merhametli olan Allah'ın katından bir söz mü aldı. 78

Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız. 79 (Meryem)

Cenab-ı Hak Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurdu. *

 

 

Kendilerine güç izzet sağlasınlar diye Allah'tan başka (şeytanları) ilah edindiler. 81

Hayır (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler. 82

Görmedin mi? Biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik. Onları tahrik edip kışkırttıp duruyorlar. 83 (Meryem)

Şeytanlar ahirette kendilerine tapan müşrikler için şöyle diyecekler: Biz onlardan bize tapmalarını istemedik, bu akılsız topluluğun bize tapındığından haberimiz yoktu. Diyecekler. En şerefli mahluk halbuki kendileri idi, ama kendi şeref ve izzetlerini bırakıp bizi kendilerinden üstün gördüler. Halbuki bizim öyle bir lüksümüz yok. Akledip düşünmediler diyecekler. Burada dikkat çeken bir husus da şeytanın Allah'tan aldığı emirle hareket ettiği, insanların küfre sapmalarında seytanın bir fonksiyonunun olmadığı şirke girmiş insan topluluklarını önderlik ettiği çok açık bir şekilde ifade edilmektedir. Sadece kışkırtıcılık, pravakötör vazifesi görmektedir. Bilhassa müslümanların bu ayeti günümüzle irtibatlandırarak iyice düşünmeleri gerekir. *

***

 

 

 

 

 

TAHA SURESİ

 

Dehhak'tan rivayet olunmuştur. O derki:

Hz. Peygamber (s.a.v)'e Kuran-ı Kerim nazil olduğu zaman, ashabı kalkar, (şükür) namazı kılar, var güçleriyle Allah'a ibadet ederlerdi. Bu durumu gören müşrikler:

Bu Kur'an Muhammed'e ancak betbaht olsun diye inmiştir demişlerdi. Bunun üzerine Allah (c.c.)

Ta Ha 1

Ey Muhammed! Biz bu Kur'anı sana bedbaht (güçlük çekesin) diye indirmedik. 2

İçi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle hatırlatma (olsun diye) indirdik. 3 (Taha)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurmuştur. *

 

 

İbn-i Cüreyş'ten rivayet olunmuştur. O der ki Kureyş:

-Ey Muhammed! Rabb'in kıyamet günü bu dağları ne yapacak diye sormuştu. Bunun üzerine:

Sana dağlar hakkında soruyorlar, de ki; benim Rabb'im onları darmadağın edip savuracak. 105

Yerlerini bomboş çırılçıplak bırakacak. 106

Orada ne bir eğrilik göreceksin ne de bir tümsek. 107 (Taha)

Ayet-i Kerimeleri inzal buyurmuştur. *

+++

 

 

 

 

 

VAKIA SURESİ

 

Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman 7

Sağın adamları ne uğurludurlar (yüksek mertebedirler) onlar. 8

Solun adamları ne uğursuzdurlar (bedbahtlardır) onlar. 9

(Hayır yarışında) önde olanlar, (ecirde de) mükafatta da öndedirler. 10

İşte bunlar Allah'a yaklaştıranlardır. 11

Naimt cennetlerindedirler. 12 (Vakıa)

Burada Cenab-ı Hak ahirette müslümanları üç sınıfa ayırıyor. 1- Cennetlik müminler. 2- Cehennemlik müslümanlar (büyük günahkarlar, fasıklar ve zalimler) 3- Takva sahibi olup kesinlikle Allah'ın yap dediklerini yapıp, yapma dediklerini yapmayan, bu yolda da bol bol infak edip, her türlü sıkıntıya rağmen büyük fedakarlık yapanlar .Kısacası Marufu Emr, Münker-i nehyedenler.

Allah huzurunda sağda salihler, solda fasık ve günahkarlar ve en önde sabıklar bulunacaktır. *

 

 

Ebu Hureyre'den rivayet olunmuştur. O der ki:

Onların bir çoğu önceki (ümmet)lerden 13

Azı da sonrakilerden 14 (Vakıa)

Ayet-i Kerime'leri nazil olduğu zaman bu Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ashabına çok zor geldi. Bunun üzerine:

Onların birçoğu önceki (ümmet) lerden 39

Birçoğu da sonraki ümmetlerden. 40 (Vakıa)

Ayet-i Kerimeleri nazil oldu.

O zaman Hz. Peygamber (s.a.v.):

“Öyle ümit ediyorum ki cennet ehlinin dörtte biri ya da üçte biri fakat hayır yarısı sizden olacaktır. Diğer yarısını ise onlarla paylaşacaksınız”.

Not: Bu ayetlere ve hadis-i şerife göre: Peygamberimiz(sav)'in nübüvveti milat “ 0” sıfırdır.

Peygamberimiz(sav)'in nübüvvetinden Hz. Adem(as)'a kadar inananlarla, Peygamberimiz(sav)'in ümmeti eşit. Ashabın üzülmesi de sonraki ümmetlerin az oluşundandı. Sonraki 39 ve 40. Ayetler olayın eşitlendiğini gösteriyor. Bu ayetleri de çok iyi düşünmek lazım. Çünkü bizlere bildirilen peygamberlere tabi olanların sayısını düşündüğümüz zaman sayıları pek fazla değil. Peygamberimiz(sav)'in ümmeti de kıyamet kopuncaya kadar onlara eşit olacaksa, bizler 21. Yüzyıl müslümanları olarak imanımızı bir kere daha gözden geçirmeliyiz diye düşünüyorum. Yoksa mümin olduğumuzu zannediyoruz da.??? En iyisini Allah bilir. *

 

 

Onları hep bakireler olarak (kıldık) yaptık. 36

Eşlerine sevgiyle düşkün hepsi aynı yaşta. 37 (Vakıa)

Bu ayetlerdeki hitap, salih amelleri dolayısıyla cenneti haketmiş mümine kadınlardır. Bu kadınlar, dünyada iken ne kadar yaşlanmış olursa olsunlar, Allah onları gençleştirecek. Cennete genç, güzel ve bakire olarak gireceklerdir. Şayet eşleri salih müminlerse cennette onlarla birlikte olacaklardır. Şayet mümin değillerse, Allah bu mümine kadınları cenneti hak etmiş başka müminlerle evlendirecektir.

İbn-i Ebi Hatip, bu ayetin izahı için Hz. Seleme Bin Yezid'in bir rivayetini nakletmiştir. “Rasülüllah bu ayet ile; evli veya bakire olarak ölmüş bu dünyanın kadınları kastolunmaktadır. Onlar cennete bakire olarak gireceklerdir.” buyurmuşlaradır.

Ümmü Seleme cennetteki kadınlarla ilgili Peygamberimiz(sav)'e bir soru yöneltir. Peygamberimiz:

- Bunlar dünyada yaşlanmış, gözleri çökmüş, saçları ağarmış kadınlardı. Allah onları genç ve bakire olarak yeniden yaratacaktır. Birkaç tane kocayla evlenmiş kadın da kocalarının içinden hangisini uygun buluyorsa onunla olacaktır. Kadınlar da erkeklerde (kocaları da) hep aynı 33 yaşında olacaklardır. Erkeklerin de bir hadiste cennette bedenlerinde kıl olmayacağı, sakalları bitmemiş, bıyık yatakları yeni terlemeye başlamış beyaz tenli ve sağlam vücutlu, cazibeli bakışlara sahip 33 yaşında olacakları beyan olunmaktadır. (İmam-ı Ahmet Ebu Hureyre'den nakletmiştir.) *

 

 

Onu(suyu) buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? 69

Dileseydik onu tuzlu ve acı su yapardık. Öyleyse şükretmeniz gerekmez mi? 70 (Vakıa)

Bu ayetleri anlamamak için şuursuz, duygusuz, bilgisiz ve akılsız olmak gerekir. Ayetler açık yoruma gerek yok. *

 

 

Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü? 71

Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? 72

Biz onu bir ibret ve çölde yolculuk yapanlar için yararlı kıldık. 73 (Vakıa)

Arabistan Yarımadası'nda Merra ve Afar isminde iki ağaç türü mevcut. Bu ağaçlar yeşil olmalarına rağmen iki dal birbirine sürtüldüğünde ateş çıkarıyor. Araplar da ateşi bu ağaçtan yakarak elde ediyorlardı.

Cenab-ı Hak bu ağaçtan misal vererek halbuki bunlar sizin için birer nimet olmasına rağmen yine de iman etmiyor sunuz, küfürde ısrar ediyor sunuz uyarısında bulunuyor. *

 

 

İbn-i Abbas derki: “Hz. Peygamber (s.a.v.) sahabeyle sefere çıkmıştı. Bir müddet sonra susadıklarında Hz. Peygamber(sav) onlara: “Söyleyin bana su ihtiyacınızın giderilmesi için Allah'a dua edeyim mi? Ne dersiniz dedi. Fakat belki de bize bu yağmur falan yıldızın batması sayesinde yağdı dersiniz” dedi. Onlar:

-Ey Allah'ın elçisi, bu yıldızların doğup batma zamanı değildir dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) iki rekat namaz kılıp Rabb'ine dua etti. Derhal bir rüzgar esmeye başladı, bulutlar göründü derken yağmur yağmaya başladı. Öyle ki, vadiler su içinde kaldı. Onlar da su kaplarını doldurdular. Bir müddet sonra Hz. Peygamber (s.a.v) ashabından bir toplulukla birlikte, eliyle suluğunu dolduran bir adama rastladı.

Adam:

-Bu yağmur Allah'ın bir rızkıdır diyeceği yerde falan yıldızın batmasıyla su ihtiyacımızı giderdik diyordu. Bunun üzerine Allah:

Hayır yıldızların yerlerine yemin ederim. 75

Bunun büyük bir yemin olduğunu bir bilseniz! 76

O elbette şerefli bir Kur'andır. 77

Korunmuş bir kitaptır. 78

Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz . 79 (Vakıa)

O alemlerin Rabb'inden indirilmiştir. 80

Şimdi siz bu sözümü küçümsüyor musunuz? 81

Rızkınıza şükredeceğiniz yerde, O'nu vereni mi yalanlıyorsunuz ? 82 (Vakıa )

Ayet-i Kerimesi nazil oldu.

 

Not: “O'na ( Kur'ana) temiz olanlardan başkası dokunamaz.” Ayetinin anlamı yüzeysel olarak sadece abdestli ve gusüllü olanlar dokunabilir şeklinde anlaşılacağı gibi beynini, idrakini, düşüncesini ilah ve tanrılardan arındırmamış sadece yaratıcının Allah olduğunu inanmayıp, O'nun tek olduğunu kabul etmeyenlerin de dokunamayacağı ifade edilmektedir. Önemli olan bu anlamdır. Onun için Allah'a iman edenlerin bugün bu ayet üzerinde çok iyi düşünmeleri gerekmektedir. Maksat sadece vucut temizliği mi? Yoksa zihni ve kalbi kötülüklerden temizleyerek arınmışlık mı? *

+++

 

 

 

 

ŞUARA SURESİ

 

Siz insanlardan (cinsel arzuyla sadece) erkeklere mi gidiyorsunuz? 165

Rabb'inizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. 166 (Şuara)

Dünyada yığınla kadın varken, cinsel arzularınızı doyurmak için tüm yaratıklar arasında, yalnızca erkek olanları mı seçersiniz? Dünyada cinsel arzularınızı gidermek için erkekleri seçen tek kavimsiniz. Hayvanlar bile bunu yapmıyorlar.. Sizler hayvanlardan da mı aşağı mahluklarsınız. Yoksa bunu aile planlaması için mi yapıyorsunuz.

Yani işlediğimiz suç sadece bu değil, tüm hayatını kötülükler, dalalet ve sapıklık içinde denmekte. Lut (a.s.)'a eğer bu davandan vazgeçmezsen seni yurdumuzdan kovacağız diyorlar. Sonuçta Lut (a.s.) kendini ve ailesini korumak için Rabb'ine dua ediyor. Sonuç malum. Helak... İsrail ve Filistin civarlarındaki Lut Gölü deniz seviyesinin altında olan dünyadaki tek göldür. *

 

Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık, uyarılıp korkutulanların yağmuru ne kadar kötüdür. 173 (Şuara)

Sonuçta Lut kavmi de yağmur, zelzele, tufan, volkanik patlama, tarihinde görülmedik bir şekilde Allah'ın lütfuyla tabi afetler sonucu yerle bir olmuştur.

Bu olayların M.Ö. 2000 yıllarında olduğu, tahmin edilmektedir. *

 

 

Ölçüyü tam tutun eksiltenlerden olmayın, dosdoğru olan terazi ile tartın. 181-182

İnsanların eşyasını değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. 183

Onu Ruhu'l-Emin (Cebrail) indirdi. 193

Senin kalbine uyarıcılardan olasın diye. 194

Apaçık Arapça bir dille. 195

Şüphe yok ki (Kur'an) o daha öncekilerinin kitaplarında da vardır. 196

İsrailoğullarının bilginlerinin bunu bilmesi de onlar için bir delil değil midir? 197

Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı yine O'na iman etmezlerdi. 198-199 (Şuara)

Bu ayette “Ruhu'l Emin” ünvanının kullanılması, Kur'an'ın Allah tarafından değişim ve sallantıya maruz maddi bir vasıta aracılığı ile değil de hiçbir maddiliği olmayan bütünüyle güvenilir, saf bir ruh aracılığıyla vahyedildiğinin pekiştirilmesi içindir. Bu ruh Allah'ın mesajlarını kendisine emanet edilen şekil ve muhteva içinde aynen getirir. O'nun mesajlarla oynaması ya da onlara şu veya bu şekilde eklemelerde bulunması mümkün değildir.

Emin Ruh onu Arapça dil ile getirdi derken diğer bir ifade ile de Hz. Peygamber (s.a.v.): Hud, Salih, İsmail, Şuayb (selam üzerlerine olsun) gibi peygamberlerin kavimlerini de Arapça bir dil ile korkutan peygamberlerdir şeklinde yorumlanabilir. Bu ayetlerin vermek istediği mesaj bugün için de geçerlidir. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Şairlere ise; gerçekten onlara da azgın-sapıklar uyar. 224

Görmedin mi? Onlar herbir vadide vehmedip durmaktadırlar. 225 (Şuara)

Bilindiği üzere cahiliye devrinde müşrikler arasında edebiyat çok yüksek seviyede idi. Genelde bütün duygu ve düşüncelerini şiirlerle ifade ederlerdi. Bunun için şairlik bayağı ileri seviyedeydi. Fakat bunlar genelde şehveti gıdıklayıcı, aşk ve içki sahneleri tasvir etmek, eğlenmek, alay etmek, gülünçleştirmek, övmek ya da başkaları aleyhine kin, nefret, düşmanlık duygularını uyandırmak, hatta sokaktaki fahişelerle kıyas yaparak evlerindeki iffetli kadınların çekiciliklerini tanımlamaya çalışan insanlarla ve bu şekildeki şiirlerle Allah'ın ayetlerini alay edip yermek için, Peygamberimiz(sav)'i müşrikler, o şairlerle eş değer tutmaya çalışıyorlardı.

Şairler vadilere giderler orada düşünerek hayal kurup, insanların şehevi arzularını kabartan duygulu şiirler söylerlerdi.( Bilindiği üzere şiirlerde hayal gücü olduğu için yapılamayacak, uygulanması mümkün olmayan ifadeler yer alır.) Bunlarla Kur'an-ı eş tutmak akıl sahipleri için mümkün değildir. Kur'an'ın hüküm ve ifadelerinde uygulamaya konulamayacak hiçbir ayet yoktur. Tamamen insanın yaşam tarzına uygundur. Cenab-ı Hak bu ayetiyle onların şiirleri yapılmayacak şeylerdir. Kur'an'ın ifadeleri ise tamamen insanların yaşamlarına fıtratlarına uygundur. İlaveli, mübalağalığı birşey yoktur anlamında peygamberimiz(sav)'e; o günün şairlerini yeriyor, onların durumlarının sapıklık olduğunu bildiriyor. *

 

Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylemektedirler. 226

Ancak iman edenler sahih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokca zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar başka. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir. 227 (Şuara)

Bu ayette şu dört niteliğe sahip şairler istisna edilmektedir.

Allah'a peygamberlerine, kitaplarına ve ahirete inananlar.

Günlük hayatlarını muttaki, günahtan uzak ve her istediklerini söyleyemeyecek kadar ahlaki sınırlara bağlı olanlar.

Edebi eserlerinde ve yaşantılarında Allah'ı çok ananlar.

Kişisel nedenlerle başkalarına hicv etmeyen kişisel, ırki ve ulusal önyargılarla intikam almaya kalkmayan ve gerçeğin desteklenmesi için gerektiğinde edebi yeteneklerini, zalim ve hainler karşısında savaş silahları gibi kullananlar.

Zulmedenler de, sırf inatları nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.v.)'i büyücü, şair, deli ve büyülenmiş olmakla suçlayarak İslam'ı yenilgiye uğratmak isteyen ve diğer insanların kafalarını karıştırarak onları Rasülüllah'ın mesajından ve davetinden yüz çevirmeye itenlerdir. *

***

 

 

 

 

NEML SURESİ

 

(Belkıs) dedi ki: Ey ileri gelenler! Bu işimde bana görüş bildirin, siz herşeye şahit etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim. 32

(Önde gelenler) dediler ki: “Biz güç, kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir. Artık sen bak, neyi emredersen biz uygularız. 33

(Belkıs) “Gerçekten hükümdarlar, bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar. Ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar. İşte onlar böyle yaparlar. 34

Ben onlara bir hediye göndereyim de bir bakayım elçiler neyle dönerler . 35

(Elçiler hediyelerle) Süleyman'a geldiği zaman: Sizler bana mal ile mi yardımda bulunmak istiyorsunuz? Allah'ın bana vermekte olduğu, size verdiğinden daha hayırlıdır. Belki siz hediyelerinizle sevinip öğünebilirsiniz. 36 (Neml)

Hz. Süleyman (a.s.) Sebe'lilerin hükümdarı Belkıs'a müslüman olmaları için hak dine davet ediyor. Ayette belirtildiği gibi Belkıs da kurmaylarıyla fikir alışverişinde bulunuyor. (Şura Toplantısı) Sonuçta son kararın hükümdar olan Belkıs'ın vermesi gerektiği hususunda fikir çıkıyor. Ama bunun yanında da şura üyeleri kendilerinin çok güçlü, savaş tekniklerinin çok ileri ve onlardan daha yüksek olduğunu belirtiyorlar.

Belkıs erkek hükumdarların genelde bir ülkeye girdikleri zaman orayı yaşanmayacak hale getiriyorlar diyerek, savaşın iyi birşey olmadığını, sorunun barışcıl yollardan çözülmesi gerektiğini düşünerek, Hz. Süleyman (a.s.)'a hediyeler göndermek suretiyle O'nu denemek istiyor. Yine ileri gelenlere: Hz. Süleyman'a hediyeler gönderelim onun gönlünü almış oluruz. Eğer hediyeleri alıp kabul ederse o hak peygamber değildir. Onlarla savaşalım. Eğer hediyeleri kabul etmeyip geri iade ederse, o hak peygamberdir. Onun dinini kabul edelim diye şurada konuşuyor. Sonra Belkıs'ın düşündüğü gibi Hz. Süleyman (a.s.) hediyeleri kabul etmiyor ve geri iade ediyor. Benim amacım mal mülk değil, sadece hak dini kabul etmenizdir diyor. Sonuç olarak Belkıs'ın sarayı, İfrit adında bir cin vasıtasıyla Hz. Süleyman(as) huzuruna getirilip Belkıs'a gösteriliyor Sebe'lilerin (Belkıs'ın kavminin) hak dini kabul etmeleri sağlanmış oluyor.

Buradan çıkarılacak çeşitli dersler var. Bu ayetleri özellikle seçtim ki aklı olanlar, düşünenler hak dini kavrasınlar.

Belkıs'ın kadın olmasından dolayı daha mülayim daha insancıl ve daha barışçı olması.

M.Ö. 2000 yıllarında olmasına rağmen ülkesini şura ile yönetmesi.

Ayırt etme yeteneğinin güçlü olması, insanları hediyelerle sınayıp sonuca gitmesi, hediyenin kararlara etkileyeceği öngörüsü.

Hz. Süleyman (a.s.)'ın da Belkıs'ın ve kavminin (Sebeli'lerin) müslüman olduklarının vahyolunması sonucu İfrit adındaki cin ile tahtını getirtip hem onu memnun etmesi, hem de Allah'ın ilahi mucizesini gösterip kalplerinin daha da tatmin olmasını sağlayarak mükafatlandırması.

Alt yapı ve fıtrat itibariyle adaletli olan insanların kalplerinin, İslam'ı kabulde hazır olması.

Bu yüzden Cenab-ı Hak Peygamberimiz(sav)'le 13 yıl Mekke döneminde müşriklerin kalbine hitap ederek İslam'ı ısındırarak, sadece imani esasları kademe kademe bildirerek, alt yapı oluşturarak hükümlere hazır hale getirilmesi, Medine döneminde ise bu hazır hale gelen kalplerle kural ve hükümleri uygulattırarak bütün insanlığa model olacak bir toplum sunması.

İbret almak isteyenler için alınacak çok dersler var ama, tabiki anlayana ve aklı olana.*

 

 

Dağları yerinde donmuş gibi sabit görürsün , oysa onlar bulutlar gibi hareket ederler. Bu her şeyi mükemmel olarak var eden Allah'ın bir fiilidir ........ Neml 88

Bu Ayet-i Kerime dünyanın yuvarlak olduğuna ve O'nun kendi etrafında döndüğüne ihtilafa meydan vermeyecek kadar net bir delildir. Çünkü dünyaya sabit dağların hareketi ancak üzerinde bulunduğu dünyanın hareketi ve dönmesiyle mümkündür. Düz olduğu tahmin edilen dünyaya bağlı olan dağların hareketi mantıksız olduğundan dünya kendi etrafında dönmeli ki dağlarda hareket etmiş olsun.

+++

 

 

 

 

KASAS SURESİ

 

Ebu Hureyre derki: Hz. Peygamber (s.a.v.) ölüm döşeğindeki amcası Ebu Talib'e amca:

“La ilahe İllallah” de ki; kıyamet gününde, O'nunla senin lehinde şehadette bulunayım.

-Ey Muhammed! Kureyş'in beni ayıplamasından ve onu böyle hareket etmeye ölüm korkusu sevketti, demesinden korkmasaydım, seni memnun etmek, seni sevindirmek için O sözü söylerdim dedi. Bunun üzerine Allah (c.c.):

-Ey Muhammed! Sen sevdiğini doğru yola eriştiremezsin ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi bilir. 56 (Kasas)

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurdu.

İnsanlara bir fikri zorla kabul ettirmek isteyenlere uyarı. Evladın da olsa!!! *

 

 

Vahidi'nin naklettiğine göre Haris Bin Abd Menaf, Peygamberimiz (s.a.v.)'e gelerek :

Senin söylediklerinin hak olduğunu biliyoruz. Ancak bizi sana tabi olmaktan alıkoyan, arapların bizi yurdumuzdan atmaları korkumuzdur. Çünkü; onların hepsi inanç bakımından bize karşı birleşmiş durumda, bizim ise onlarla başa çıkacak gücümüz yok demişti. Bunun üzerine Allah (c.c):

Dediler ki: “Seninle birlikte doğru yola girersek yurdumuzdan atılırız. Onları katımızdan rızık olarak herşeyi (verdiğimiz) ürünün toplandığı, güvenli ve kutsal bir yere yerleştirmedik mi? Ama onların çoğu bilmezler. 57 (Kasas)

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurdu. *

 

Mücahit der ki:

Şimdi kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve kendisi bu söze kavuşan kimse; sırf dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir? 61 (Kasas)

Ayet-i Kerimesi Allah tarafından, Hz. Peygamber (s.a.v.) ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur.

Kuşeyri ve Sa'lebi derler ki: Doğru olan görüş şudur ki; bu ayet-i kerime, Allah'ın kendisini cennete sokacağı vadine kesin olarak inanan, dünyanın her türlü belasını sabreden her mümin ile dünyanın türlü nimetlerinden, zenginliklerinden afiyet içinde yararlanan, fakat ahirette cehenneme girecek olan her kafir hakkında nazil olmuştur. *

 

(Karun) böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: “Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri de bizde olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir dediler. 79

Kendilerine ilim verilenler ise: “ Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır. Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz” dediler. 80 (Kasas)

78. Ayette, Karun, bana bu serveti Allah, keyfiyet ve mükemmelliğimi gözönünde bulundurarak verdi. Eğer böyle biri olmasaydım. Allah tüm bunları bana vermezdi. Yani Allah'ın tüm nimetleri bana vermiş olması, benim O'nun gözdesi olduğumun bir işareti, bir delilidir diyordu. Cenab-ı Hak başka bir ayetinde; “ suçlular da daima her

türlü kötülükten beri olan, en iyi kimseler olduklarını iddia etmişlerdir. Kötülüklerini bile iyilik yaptıklarını iddia ederek yaparlar” buyurmaktadır.

Cenab-ı Hak bu ayetlerde; Karun gibi meşru olmayan yollardan zengin olmaktansa az ama meşru yollardan kazanılan nimetlerin daha iyi olacağını, tabi ki bunun günümüz dünyasında zor olduğunu, ama müminlerin sabretmeleri gerektiğini, bu zorluk ve eziyetlerin karşılığı ahirette cennetle mükafatlandıracağını, bunun için dünya hayatında çektiğiniz eziyet çok zannetmeyin, burası kısa, aslolan ebedi hayattır, sabredip bu zorlukları katlanın diye tesellide ve müjdede bulunuyor. *

 

 

Sonunda onu(karunu) da konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi. 81

Dün onun yerinde olmayı dileyenler, (sabahleyin kalktıklarında): “Vay demek ki Allah kullarından dilediğinin rızkını genişletip yaymakta ve kısıp daraltmaktadır. Eğer Allah bize lutfetmiş olmasaydı. Bizi de şüphesiz batırırdı. Vay gerçekten küfre sapanlar ferah bulamaz demeye başladılar. 82

İşte Ahiret yurdu. Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere armağan kılarız. (En güzel) sonuç da takva sahiplerinindir. 83 (Kasas)

Ayetlerde anlatım çok açık ve tercüme düzgün, herkesin anlayabileceği şekilde. Yalnız yükseklere pek heves etmemek lazım. Şeyh Edebali'nin, oğlu Osman Gazi'ye öğüdünde dediği gibi. “Yüksekte yer tutanlar alçaktakiler kadar emniyette değildir.” Hele hele bu yükseklik gayri meşru yollardan elde edilmiş ise... En iyisini Allah bilir.*

+++

 

 

 

 

 

İSRA SURESİ

 

İnsan, hayra olan duası gibi şerre de dua eder. Çünkü insan çok acelecidir. 11 (İsra)

İnsanlar kızgınlık nedenleriyle kendisine, ailesine, malına (Allah belamı versin gibi) beddua eder. Eğer Allah insanların acele ve kızgınlıkla her istemiş olduğu bedduayı kabul etseydi ve ona icabet edip karşılık verseydi, yeryüzünde insan kalmazdı. Nitekim müşriklerden Nadr İbni Haris “Ey Rabb'imiz! Eğer bu din hak ise bizim cezamızı ver.” diye bedduada bulunmuş. Allah da onun olmasını istediği duasını kabul etmiş ve sonunda boynu vurulmuştu.

Bu ayetin inmesinin sebebi de Mekke'li müşriklerin saçma isteklerindendir. Peygamberimiz(sav) azapla korkuttuğu için alay ederek öyleyse azabı hemen versin demeleri üzerinedir. Cenab-ı Hak sanki şöyle demektedir.

“Ey akılsız insanlar topluluğu! İyilik isteyeceğinize azap istiyorsunuz. Allah'ın azabının uğradığı topluluğun çektiklerini görmüyor musunuz?” *

 

Biz geceyi ve gündüzü birer ayet (delil) olarak yarattık. Sonra Rabb'inizin lütfundan rızık arayasınız, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece ayetini (delilini) silip yerine aydınlatıcı olarak gündüz ayetini getirdik. İşte biz herşeyi açık açık anlattık. 12 (İsra)

Burada insanlara ve müslümanlara ince bir mesaj vardır. Gece ile gündüz birbirine zıttır. Yeryüzü de zıtlıklarla doludur. Eğer böyle olmasaydı hayatın kıymeti bilinmezdi. Dünyada herkes doğuştan müslümanlığı kabul

etmiş, hiç kafir olmasa mücadele edecek şahıs bulamazsın. O zaman da hayattan zevk ve tat alamazsın. Bütün insanlar eşit bilgiyle yaratılmamıştır. Eşit bilgiyle yaratılmış olsaydı öğrenmenin, bilimin ne anlamı olurdu. Herkes farklı farklı olacak, herkes bilgisini, görgüsünü, kültürünü birbirlerine anlatarak iletişim diyaloğu kurulacak. Her birey ve topluluk sonuçta mutlu olacak. Bu iktisatta bile böyle. Her zaman insan sıkıntı içinde olmaz, her zaman da varlık içinde bulunmaz. Bir varlığın bir darlığı, bir darlığın bir varlığı olur. Yeter ki hak yoldan sapıtılmasın. *

 

 

Kurtubi İbn-i Abbas'ın şöyle dediğini nakleder:

Kim doğru yola gelirse, kendisi için doğru yola gelmiş olur. Kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseyi azap etmeyiz. 15 (İsra)

Ayet-i kerimesi, Velid Bin Muğiyre hakkında nazil olmuştur. O birgün Mekke'lilere:

Ey Mekke'liler! Muhammed'i inkar edip bana tabi olun! Bütün günahlarınız benim üzerime olsun demişti. Buna göre ayetin manası Velid “sizin günahlarınızı taşıyamaz. Çünkü herkesin günahı kendinedir.” *

 

 

Rabb'in kesin olarak şunları emretti. Ondan başkasına ibadet etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa. Sakın onlara “öf” deme ve onları azarlama. Onlara güzel söz söyle. 23 (İsra)

Bu ayette sadece Allah'tan başkasına tapmamak yetmez, aynı zamanda O'na kulluk vazifesini harfiyyen yerine getirin. O'nun yap dediğinin yapın, yapma dediğini yapmayın anlamı da çıkar.Yine burada Allah artık Medine döneminin başlayacağına dair uyarılar veriyor. Allah'ın mabud, kanun koyucu ve hakim olarak kabul edilmesi gerektiğinin işaretlerini bu ayetle vermeye çalışıyor.

Cenab-ı Hak bağlayıcı hükümlerini emretmeyi ilk olarak toplumun temeli olan aileden başlıyor. Aile içinde anne-baba ve çocuklar olarak düzenin nasıl olması gerektiğinin ilk işaretlerini veriyor. Artık sadece imani esaslar değil, hukuk bölümlerine geçişin ilk adımları atılıyor. Alt yapı olarak müslümanların dönüşümü hazırlanıyor. *

 

 

Akrabaya hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmış'a da. (Sakın) israf ederek saçıp savurma. 26 (İsra)

Bu ayet de son derece açık. Bağlayıcı hükümler emir olarak peşpeşe geliyor. Bunlar (emirler) her bireyin yapabileceği şeyler. *

 

 

Elini boynuna bağlı olarak asma. Onu büsbütün de açma. Sonra kınanmış, pişman olmuş bir durumda oturup kalırsın. 29 (Isra)

Burada “elini boynuna bağlı olarak asma” cümlesi malından tasadduk etmede cimrilik yapma. “Onu büsbütün de açma”, yani hepsini dağıtma. Savurgan ve müsrif olma. Ne cimri ne de savurgan ol. Her zaman orta yolu tut.

İbn-i Mesut'tan rivayete göre bu ayetin nuzul sebebi şöyle:

“Bir kadın oğlunu Hz. Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna gönderip gömlek isteyince Hz. Peygamber (s.a.v.)”

Yanımda verilecek bir şeyim yok dedi.

Çocuk eli boş dönünce annesi ona: “Yine O'nun yanına git, gömleğini ver de.” dedi. Çocuk Peygamberimiz (s.a.v.)'in huzuruna varıp gömleği isteyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) gömleğini çıkarıp ona verdi. Bunun üzerine yukarıdaki ayet nazil oldu demektedir. (İbn-i Cerir) *

 

 

Zinaya yaklaşmayın, şüphe yok ki o çirkin bir hayasızlık ve kötü bir yoldur. 32 (İsra)

Bu ayette de Cenab-ı Hak, zinaya yaklaşmayın derken, hem bireyi hem de toplumu hitap etmektedir. Zinaya yol açacak sebep ve illetlerin ortadan kaldırılması hususunda emir vardır. Çünkü Mekke'de müşrik toplumda zina çok yaygındır. İnsan ile hayvan arasında zina hususunda bir fark yoktu. *

 

 

Erginlik çağına erişinceye kadar -oda en güzel bir tarz olması dışında- yetimin malına yaklaşmayın, ahde vefa edin. Çünkü ahit bir sorumluluktur. 34

Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve dosdoğru bir tartıyla tartın. Bu daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir. 35

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur. 36

Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne de dağlara boyca ulaşabilirsin. 37 (İsra)

34. Ayet sadece ahlaki bir tavsiye niteliğinde değildir. Böyle şahısların haklarının İslamın hukuki normları belirlendikten sonra koruma altına alınması ifade edilmektedir. Dünyadaki sorumluluğun ve yetimin hakkının korunması zorunluluğunun dışında, ahirette de sorumlu ve hesap verecekleri malumdur.

35. Ayet çok açıktır. Bununla ilgili ayetlerde daha önce açıklama yapılmıştı. Ölçü ve tartıdaki düzgünlükler toplum yararına da fayda sağlar. Hilesiz alışverişlerin toplumu ve bireyi mutlu edeceği açıktır.

“Bilmediğin şeyin ardına düşme” ayetinin anlamı da çok açık. Günlük hayatımızda bile bilmeden öğrenmeden birçok konularda şüphe ve zanla hüküm veririz. Sonuçta da çok yanıldığımız olmuştur. İyice araştırıp incelemeden bazı konuların, bazı sonrunların arkasına düşüp ithamda bulunulmamalı. Bazı kamu binalarında şöyle bir yazı vardır. “Birşey duyduğun, gördüğün zaman 24 saat geçmeden karar verme” hakikaten çok doğrudur. Yani buradan, duyumlarla hareket etme anlamı çıkmaktadır. Tahmin ve zanla insanları yargılama, onlar hakkında hüküm verme anlamı da çıkar.

36. Ayet insanların belli bazı mevkileri, (şan, şeref, makam, mevki, kariyer) elde ettiklerinde geldiği yeri unutmamaları insanlara ve topluma tepeden bakmamaları gerektiği anlamındadır. Tabi ki bunun yerel anlatımı da vardır. Mekke kadınları ve soyluları hep bunu yapıp halkı tepeden bakarlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)'e ve müminlere siz öyle yapmayın anlamında, uyarı ve tavsiyedir. *

 

 

Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, O'nu tesbih ederler. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız. Şüphesiz ki O yumuşak davranan çok bağışlayandır. 44 (İsra)

Kur'andaki mekki ve medeni surelerde yer gök çok defa zikredilmesine rağmen sayı olarak ilk bu ayette zikredilmektedir. Burayı birçok müfessirler açıklamamış ve kapalı geçmişler. Fakat bu ayetin nuzul sebebi olsa konu daha iyi anlaşılacak ama ben bulamadım. Nuzul sebebi olmasa da ayette cahiliye devrinde de göklerin sayısının 7 olarak bilindiğine işaret vardır. Günümüzde bilim adamları tarafından açıklanan şimdiki bildiğimiz 7 galaksinin var olduğu, yerküreden uzaya doğru 7 katmandan oluştuğu bilinmektedir. Bilim adamlarına göre sırasıyla:

Atmosferin dünyaya en yakın olan katmanı TROPOSFER dir. Atmosferin toplam kütlesinin %90'nını oluşturur. Troposferin üzerindeki katman STRATOSFER dir. Stratosferde ultraviyole ışınlarının emildiği katmana OZONOSFER adı verilir. Ozonosferin üzerinde bulunan tabakaya da MEZOSFER adı verilir. Mezosferin üzerinde TERMOSFER yer alır. İyonize olmuş gazlar termosferin içinde İYONOSFER adı verilen bir katman oluştururlar. Dünya atmosferinin en dış tabakası 450 km den 950 km . ye uzanır. Bu katmana EKZOSFER adı verilir. Bu ayetten başkada Kur'an'da yedi gök, Bakara 29 ve Fussulet 12. Ayetlerde geçmektedir.

Ayetin devamından anlaşılacağı üzere kainatta O'na tesbih etmeyen O'nun yarattığı fıtrata uygun hareket etmeyen canlı cansız hiç bir varlık yoktur. Ama insan müstesna . (Çünkü onda cüzi irade var) Siz yaratılışınıza uygun hareket ve davranışlarda bulunsanız, düzen hiç değişime uğramayacak. Her şeyi insan olarak siz cüzi iradenizle bozduğunuz,. Sünnetullah'a aykırı hareket ettiğiniz için kurulmuş olan düzeni bozup tesbih etmiyorsunuz. Anlamını da çıkarabiliriz. Yine en doğruyu Allah bilir. *

 

 

Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık. 45

Ve onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen Kur'anda sadece Rabb'ini (bir ve tek) (ilah olarak) andığın zaman, nefretle kaçar vaziyette gerisin geriye giderler. 46 (İsra)

Burada ahirete inanmayanların Kur'an'dan faydalanamayacakları konusunda ilahi kurala işaret edilmektedir.

Ahirete inanmanın doğal sonucu, böyle bir kimsenin Kur'an'ın mesajına karşı, kalbinin katılaşması ve kulakların sağırlaşmasıdır. Çünkü Kur'an'ın daveti ahiret inancına dayandırılmaktadır.

Eğer bir kimse ahirete inanmıyorsa Kur'an'ın davetini hiçbir zaman değerli bulmayacak ve anlamak istemeyecek, aksine eliyle tuttuğu, gözüyle gördüğü cismani şeylerin peşinde koşacak. Doğal olarak onun kulakları, mesajı dinlemeyecektir. Hiçbir zaman da bu ilahi mesajlar onların kalplerinin derinliklerine inmeyecektir. Allah (c.c.) bu psikolojik gerçeği gözler önüne sermektedir.

Siz mevcut durumunuzla bir fazilet abidesi olduğunuzu sanıyorsunuz. Oysa ahirete inanmamanız ilahi kurala uygun olarak size isabet eden bir felakettir denmektedir. Son olarak ne yaparsan yap onlar inanmayacaklardır. Hani şöyleleri vardır. Bilgiyi ondan faydalanmak için değil de karşıdaki muarızını silah olarak kullanmak için edinirler, aynı bu tipler gibi. Cenab-ı Hak inanmayanların durumunu bildiği için bilginin silah olarak kullanılmasını engel oluyor. *

 

 

Kullarıma söyle: Sözlerin en güzelini söylesinler. Çünkü şeytan, aralarına girer; zira şeytan, insanın apaçık düşmanıdır. 53 (İsra)

Bu Ayet-i Kerime'de Cenab-ı Hak ister müslümanlar kendi aralarında konuşurken, isterse müslümanların müşriklerle konuşmaları sırasında olsun güzel sözler söyleyerek hitap etmelerini, onlara kışkırtıcı sözler söylememelerini, aralarında tartışırken sert davranmaktan kaçınmalarını tavsiye etmektedir. Çünkü böyle diyaloglarda şeytan hemen ortaya çıkar. İyi diyaloğu, anlaşmayı bozmak ister. İster müslim, ister gayri müslim olsun şeytanın vesvese tesiri altında kalır. Çünkü şeytan bütün iyiliklerin düşmanıdır. Şeytanın oyununa gelip sert ve inatçı tartışmalardan kaçınılmasını emrediliyor. Böyle ortamı ancak tatlı dille ve güzel sözle yumuşatabileceğini bütün insanlığa tavsiye ediyor.

“Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” atasözü de Ayet-i Kerime'yi destekliyor. *

 

 

Hiçbir memleket (ülke, şehir) hariç olmamak üzere, biz onları kıyamet gününden evvel ya helak edeceğiz, yahut şiddetli bir azap ile azaplandıracağız. Bu o kitapta öylece yazılıdır. 58 (İsra)

58. Ayet-i Kerime'de Cenab-ı Hak müşrikleri, kafirleri daha doğrusu, Hak din İslam'ı inanmayanları uyarıyor. Kıyamet gününden evvel yapmış olduğu kötülüklerden dolayı helak veya yok edeceğiz. Bu azabı ve helakı dilinize dolayıp durmayın, o gelecek. Bu hadiseyi biz kitapta Levh-i Mahfuzda yazdık. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

-Ey Kureyşliler! Siz Habibim'den benim mucize göstermemi istiyorsunuz. Halbuki ben sizi çok iyi tanıyorum ve biliyorum ki size mucize gelse de siz yine inanmayacaksınız. İnanmazsanız azabım şiddetli olur. Onlar da aynı sizin gibi söylediler (yani sizden önceki kavimler) ama sonuçta yine inanmadılar. Semud'a dişi deve verdik yine inanmadılar ve sonunda helak oldular.

Biz mucizelerimizi öyle laf olsun diye göstermeyiz. Mucize geldiğini (çünkü o sizi korkutmak, uyarmak içindir) gördüğünüz halde ya inanıp teslim olursunuz ya da yok olursunuz. Başka bir tercih hakkınız yoktur.

Biz de sizi bildiğimiz için belki bugünkü şartlarda Bana, Peygamber'ime inanmıyorsunuz ama daha sonra sizin içinizde iman edecekler var. Yaşın yanında kuru da yanmasın diye sizin istediğiniz türden bir mucize göstermiyorum, ama aklı olanlar için zaten Allah'ın mucizesi Kur'andır. Bundan daha iyi mucize olamaz diye hem Peygamberimiz (s.a.v.)'e teskin emekte hem de müşrikleri uyarmaktadır.

Yalnız 58. Ayet beni çok düşündürüyor. Birçok tefsire baktım, farklı bir yorum göremedim. Tek tek incelenecek olursa:

1. Hiçbir ülke farkı gözetilmeksizin (yani dünya)

2. Kıyamet kopmazdan yani dağlar, taşlar, denizler toz, bulut olmazdan önce

3.Ya helak edeceğiz yahut şiddetli bir azapla azaplandıracağız.

4. Bu kitapta öylece yazılıdır.

Şimdi bu sıralamayı yaptıktan sonra, benim anladığım kıyametten önce bir helakın, bir bozgunun, bir azabın olacağı. Daha o bozgun gelmedi ve yaşanmadı. Ben bu şekilde düşünüyorum, en iyisini Allah (c.c.) bilir. Yalnız şunu ifade edeyim ki; ben bu yazıyı yazdıktan sonra Güney Doğu Asya'da Büyük bir deprem ve sonucunda tusunami meydana gelerek yüzbinleri geçen insanlar öldü. Arkasından da ABD'de KATRİNA TAYFUNU meydana gelerek aynı Tusunami'nin benzeri sahiller ve şehirler su altında kalarak yüzbinlerle ifade edilen insanlar helak oldu. İbret alınması gereken bir durum.

Ben yanlış anlamıyorsam (yanlış anlamayı temenni ederim) Bu ayet'i kerimeden anladığım (yine en doğrusunu Allah bilir) Nuh Tufanı gibi bir tufan olmadan kıyametin kopmayacağıdır. Şahsi kanaatim, sanki dünyadaki olayların seyri o yöne doğru gidiyor gibi. Çünkü insanlık medeniyetinin hemen hemen sonuna gelindi. Çünkü maddi anlamda bilişim çağından sonra zihin okuma çağından başka bir çağ kalmadı. Bundan sonra Olsa olsa boyut değiştirme (ışınlanma) çağı olurki; o da kıyametin kopması demektir. Yine en iyisini Allah bilir. *

 

 

İbn-i Abbas der ki: Mekkeliler Hz. Peygamber (s.a.v.)'den safayı kendilerine altın yapmasını, ziraat yapabilmeleri için Mekke etrafındaki dağları ortadan kaldırmasını istemişlerdi. (Kabe'ye gidenler bilir, etrafı hep dağdır.) Yüce Allah bunun üzerine Peygaberimiz (s.a.v.)'e:

“Onlardan işi ağırdan almayı mı yoksa istedikleri mucizeyi onlara vermemizi mi dilersin? Yalnız bil ki: Mucize verildikten sonra yine inkar ederlerse, onlardan önceki milletleri helak ettiğim gibi onları da helak ederim.” (daha sonra müslüman olacaklar da helak olur.) Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v): “Hayır, o halde mucize istemem. Onlarla işi ağırdan almayı tercih ederim” buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah:

Bizi (Kureyş'e) ayetler (mucizeler) göndermemizden alıkoyan sebep, önceki (kavimlerin) onları (mucizeleri) yalanlamış olmalarıdır. Biz Semud'a açık bir mucize olarak o dişi deveyi verdik. Fakat onlar deveyi öldürerek kendilerine zulmettiler. Halbuki biz mücizeleri ancak korkutmak için göndeririz. 59 (İsra)

Ayet-i Kerimesini inzal buyurdu. *

 

 

Bir zaman meleklere hani; Adem'e secde edin demiştik, İblis'in dışında hepsi secde ettiler. İblis: Ben bir çamur olarak yarattığın kişiye mi secde edeceğim? (asla etmem) demişti. 61

Yine (İblis) dedi ki: Şu benden üstün kıldığın bu kişiyi gördün mü? Andolsun ki beni kıyamet gününe kadar ertelersen (bu fırsatı verirsen) onun soyunu pek azı dışında, kendime bağlarım. 62

Allah şöyle dedi: Haydi git! Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki (sen de dahil) hepinizin cezası cehennemdir. Bu sizin için eksiksiz ve yeterli bir cezadır. 63

Onlardan gücünün yettiğini sarsıntıya uğrat. Onlara karşı yaya ve atlılarını topla, mallarına ve çocuklarına ortak ol. Kendilerine sözler ver gerçi şeytan onlara sadece ve sadece aldatmak için söz verir. 64

Şüphesiz benim (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir etki gücün yoktur. Vekil olarak Rabb'in yeter. 65 (İsra)

Yüce Allah (c.c.) dilemesinin gereği yeryüzünde nesillerin üremesi için Adem (a.s.)'ı topraktan yaratıyor. Daha önce de cin taifesini yaratmıştı. İşte cinlerin efendisi İblis, kendisinin yerine kendisinden üstün Hz. Adem yaratılınca O'na secde etmekten onu tanımaktan imtina ediyor. Allah'ın dışındaki hükmetme iradesi yer değiştiriyor, üstünlüğü Cenab-ı Hak; cinlerin elinden alıp insana veriyor. İblis buna karşı çıkıyor ve Hz. Adem'e topraktan olduğunu bahane ederek secde etmiyor.

Yine İblis Cenab-ı Hak'tan aman dileyerek ne olursun müsade et bana fırsat ver, Ben Adem (a.s.)'ın soyunu, onların benden üstün olmadıklarını pek azı dışında Yüce Rabb'im sana göstereyim diyor. Burada şeytan da Allah'ın sevgili kullarının olacağını, onlara etki edemeyeceğini yaratılıştan kötülüklere meyyal ve kötü olacak olanları etki edebileceğini biliyor. Allah'tan kendi zihniyeti ve tıynetinden olan kişilere etkilemesi için izin istiyor. Sakın bu ayette (haşa) Allah'la pazarlık ediyormuş gibi bir yanlış anlamaya meydan verilmemeli. Çünkü Allah kimseyle pazarlık yapmaz. Öyle bir durum Allah'ın Hılkat sıfatına aykırı olur. Burada aman dileme, izin isteme, yalvarma var.

Öyleyse “Haydi git! Sana o izni verdim. Onları aldatman için istersen bütün avaneni, yani kafir cinlerini, taifeni topla. İster yaya olsun, isterse araçlarla olsun nasıl olursa olsun çocuklarıyla, mallarıyla dünyayı meylettir. İster şatafatlı sözler söyle, nefisleriyle, canlarıyla, mallarıyla onları delil göstererek kandır. İstersen onları aldatmak için umut verici sözler ver. Gücünün yettiğini yerinden oynat, onları cehennemlik yap.” (Yine burada ince bir ayrıntı var. Gücünüzün yettiğini yani kendi gücünün de sınırlı olduğunu, benim verdiğim güç kadar yapabilirsin. Ben de sana dünyada aldatabileceğin insanlar kadar güç verdim. Onları aldatmanda benim bilgim dışında değildir gibi ince bir nüans var.)

-Ey İblis! Sen boşuna uğraşıyorsun. Bana iman eden, Peygamberlerimi tanıyacak olan kullarım üzerinde senin hiçbir etkin yoktur.

Burada dikkat edilirse hem şeytan iman edecekleri ayrı tutuyor, hem de Cenab-ı Hak onların ayrı bir statüde olduklarını belirtiyor. “Vekil olarak Rabb'in yeter” cümlesinin üzerinde çok durulması gerektiği inancındayım. *

 

 

Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte çağıracağımız gün, kimlerin kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını (sağından) okurlar. Ve en küçük bir haksızlığa uğratılmazlar. 71 (İsra)

Not: Benim bu Ayet-i Kerime'yi özellikle seçmemin nedeni, bir yanlış anlamayı düzeltmek içindir. Bazı uyanık kişiler buradaki “imameyn” kelimesini yanlış yerlerde kullanarak, bak herkesin ahirette bir imamı, bir lideri, bir şeyhi olacakmış, onlarla ahirette Allah müminleri huzuruna çağıracakmış, dünyada imamsız, yani şeyh, cemaat lideri vs. tabi olmayanlar, ahirette arasatta kalacaklarmış. O nedenle dünyada her müminin bir lidere bağlanması gerekirmiş. Şeyhsiz olan mümin yolunu sapıtırmış gibi ifadelerle avamı kandırmaya çalışıyorlar. Bu yanlışı düzeltmek için bu ayeti açıklama gereği duydum. Ayetten de anlaşılacağı üzere bu ayetteki imamdan kasıt her ümmet peygamberiyle, tabi olduğu milletiyle anlamındadır.

Elbette bu dini alim kişilerden öğreneceğiz. Ama alimlerin her söylediği mutlak doğru değildir ki. İnsan beşerdir şaşar. Benim sözüm uyanık olanlara değil, aklıyla, fikriyle, düşüncesiyle sorgulamadan her denileni baş sallayanlara. Belli bir mevkideki yöneticilerle bazı insanlar nasıl aracısız konuşabiliyorlarsa onlara ulaşabiliyorlarsa, bir mümin de Allah'ın sevgili kulu olmakla O'na aracısız ulaşabilir. Ama kendisi Allah'a Aynel yakıyn değilse, o mümin önce kendi imanı ve Allah'a bağlılığını sorgulaması gerekir. Yüce Allah'a vesileli de ulaşılır vesilesiz (direkt) de ulaşılır. Ulaşmanın yolunu kişi kendi karar vermesi gerekir. Bir alim Allah'a ulaşmak için benimle rabıta kurman gerekir diyorsa, o alimin ilmi iblistendir. Dikkat edilmesi gerekir. Çünkü hiç bir peygamber bile beni aracı veya vesile edinerek Allah'a ulaşın O'na kulluk edin dememiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'in geliş ve Kur'an'ın O'na indiriliş nedeni bu vesile ve aracıları ortadan kaldırmaktır. Müşrikler de putlara tapmıyorlardı. Onları sadece Allah'a ulaşmada aracı ediniyorlardı. Onun için müşrik oldular. Çok dikkat edilmesi gereken bir konu. En iyisini Allah bilir. *

 

 

Said Bin Cübeyr'den rivayet olunmuştur. O der ki: Hz. Peygamber (s.a.v.) Hacer-ul Esved-i selamlıyordu. Kureyş'liler O'na -Ey Muhammed! Sen de gelip bizim ilahlarımıza el sürmedikçe seni Hacer-ul Esved-i selamlamaya bırakmayacağız. (Seni selamlattırmayacağız) demişlerdi. O zaman Hz. Peygamber (s.a.v.) içinden kendi kendine:

Onların söylediklerini yapsam ne çıkar. Çünkü Allah, benim bu putları tapmayacağımı biliyor ve bu putlardan tiksindiğimi de biliyor. (diye düşündü)

Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Az daha onlar seni, sana vahyettiğimizden ayırarak ondan başkasını bize iftira etmen için fitneye düşüreceklerdi. İşte o zaman (onlar) seni dost edinirlerdi. 73

Sana sebat vermemiş olsaydık; ant olsun ki; azda olsa onlara meyledecektin. 74

O taktirde sana. Hayatında ölümünde kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı bir yardımcı da bulamazdın. 75 (İsra)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurmuştur. *

 

 

İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirip yan çizer, ona zarar dokununca da umutsuzluğa düşer. 83 (İsra)

Bu ayet insanların halet-i ruhiyesini ortaya koyuyor. Halbuki ne rızkımız bol olduğu zaman sevinmeliyiz ne de elimizden gittiği zaman üzülmeliyiz. Her zaman itidalli olup orta yolu bulmalıyız. Onun için, her zaman Cenab-ı Hak'ka “Yarabbi! Ne çok verip azdırdığın, ne de az verip yerdirdiğin kullarından eyleme” diye duada bulunmalıyız. *

 

De ki: Eğer insan ve cin toplulukları bir araya gelseler, bu Kur'anın bir benzerini bir araya getirmek için toplansalar onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa (yardım etse) bile O'nun bir benzerini getiremezler. 88 (İsra)

Müşriklere, Cenab-ı Hak'kın bu teklifi Kur'an'da birçok yerde yapılmaktadır. Burada Yüce Allah müşriklere meydan okuyor. Şu gerekçelerle:

Kur'an dil, uslüp, öne sürdüğü deliller, anafikir, öğretiler ve gayble ilgili haberler öyle bir mucizedir ki işte meydan okuyorum getirin O'nun gibi.

Hz. Muhammed uydurdu diyorsunuz. Siz Hz. Muhammed'i tanıyordunuz. 40 yaşına kadar ondan öyle bir söz hasıl oldu mu? Olmadı. Öyleyse bu Kur'an O'nun sözü değil.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur'an-ı okuyor sonra sizinle konuşuyor. Konuşmasında ona benzer bir cümle bulabiliyor musunuz? Hayır. O halde bu Kur'an benim vahyimdir gibi mantık sifsilesi de yürütülebilir. Yalnız üçüncü madde bütün insanlığın anlaması bakımından bir ölçüdür. Örnek: Hadis-i Şerif'lerden bir sayfa yazı derleyiniz, bir sayfa da Kur'an'dan. Her ikisini de ezberleyip okuyun veya en güzel sesli hafızlara okutturun, insan sözüyle ilahi kelam anında fark edilir. Hangisinin Kur'an hangisinin hadis olduğunu dağdaki çoban bile anlar. Allah aklı olup düşünenelerden eylesin. *

 

 

 

İbni-i Abbas'tan rivayet edilmiştir.

Rabia'nın iki oğlu Utbe ve Şeybe, Ebu Süfyan Bin Harb, Velid Bin El-Muğire, Ebu Cehil, Abdullah Bin Ümeyye, Umeyye Bin Halef, Vail ile diğer başka kimseler Kabe'nin arkasında toplanmışlardı. Birbirlerine: Gelin Muhammed'e gidip onunla konuşup tartışalım ve günah bizden gitmiş olsun dediler ve yanına varıp:

-Ey Muhammed! Biz araplar arasında senin kavminin başına getirdiğin meselenin benzerini kavminin başına getiren başka bir adam bilmiyoruz. Sen atalarımıza sövüp saydın, dinimizi kötüledin. Bize akılsızlar dedin. Putlara (ilahlara) dil uzattın. Birliğimizi dağıttın. Sonra aramızda yapmadığın kötü iş kalmadı.(Buradaki kötülük, onların fikirlerini muhalif olma anlamındadır.) Sen ortaya attığın bu sözlerle, mal ele geçirmek istiyorsan, mallarımızdan sana birşeyler toplayalım, hepimizden zengin olasın. Yok, sen bu hareketinle şeref peşinde isen, seni kendimize başkan yapalım . Sen bir saltanat istiyorsan seni kendimize melik edinelim. Yok sana bu görüşleri getiren cin ise ve sana da tasallut ettiğini görüyorsan, seni tedavi ettirmek için mallarımızı harcayalım. Seni iyi ettirelim veya ödevimizi yapmış olup sorumlu durumdan kurtulalım dediler.

Bu sözleri duyan Rasülülllah(sav):

-Dediğiniz şeyler bende yok. Beni cin de kaplamış değildir. Sonra sizin için ortaya attığım mesele ile ne mallarınızı ne de aranızda şeref sahibi olmayı, ne de başınızda hükümdar bulunmayı istiyorum. Ancak Allah, beni size bir elçi olarak yolladı. Bana bir kitap indirdi. Sizin için müjdeleyici ve korkutucu olmamı bana emretti dedi.

-Hz. Peygamber (sav)'in sözlerini duyan Kureyş'liler O'na:

-Ey Muhammed! Sana yaptığımız tekliflerden birini veya bir kısmını kabul etmiyorsan, sen insanlar arasında memleketimizin en dar memleket olduğunu, suyumuzun en az olduğunu, yaşayışımızın en güç olduğunu biliyorsun. Bunun için seni bize gönderen Rabb'ine söyle de, bizi sıkıştıran şu dağları kaldırıp uzaklaştırsın. Memleketimizi genişletsin. Bu memlekette Suriye ve Irak ırmakları gibi ırmaklar akıtsın. Babalarımızdan dedelerimizden bu dünyadan geçip gitmiş olanları bize diriltsin. Bunları yapmazsan, Rabb'inden söylediklerini tasdik edecek bir melek göndermesini söyle. Yine Rabb'inden sana bağ, bahçe, hazineler, altından, gümüşten yapılmış saraylar vermesini iste. Böylece Rabb'in bunlarla hayatını kazanmak için seni çalıştırmaktan kurtarmış olur. Çünkü sen de hayatını kazanmak için bizim gibi pazarlarda alışveriş yapıyorsun. Bunları da yapmazsan, göğü üzerimize yık. Hani sen Rabbim dilerse bunu yapar diye iddia ediyordun? Zira bunları yapmadan asla sana inanmayız dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) kalkınca, O'nunla birlikte Abdullah Bin Ebi Ümeyye de kalktı ve O'na:

-Ey Muhammed! Kavmin sana bazı tekliflerde bulundu. Kabul etmedin sonra senden Allah katındaki değerini anlamak için kendileri için bazı şeyler istediler. Onları da yapmadın. Yine senden kendilerini korkuttuğun azabı çabuklaştırmanı istediler, bunu da yapmadın. Allah'a yemin ederim ki; sen göğe bir merdiven kurup ona tırmanıp ve gözümün önünde göğe çıkıp oradan beraberinde açık bir kitap ile dediğin gibi peygamber olduğuna tanıklık edecek dört melek getirmedikçe asla sana inanmam. Vallahi bunu yapsan bile sana tastik edeceğimi zannetmiyorum dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Bu hadiseler üzerine Allah: Abdullah Bin Ebi Umeyye'nin Peygamberimiz (s.a.v.)'e söylediği sözleri nakleden bu:

Dediler ki: Yerden göğe bize bir pınar fışkırtmadıkça sana inanmayız. 90

Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden oluşan bir bahçen olup aralarından ırmaklar fışkırtmadıkça (fışkırtmalısın) 91

Yahut zan ve iddia ettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürmelisin, yahut onları ve melekleri karşıma getirmelisin.”Onlar senin doğru söylediğine şahitlik etmelidirler.” 92

Yahut altından bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Maamafih sen bizim üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız. De ki: Rabb'imin şanı yücedir. Ben sadece elçi olarak gönderilen bir insan değil miyim? 93 (İsra)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurdu. *

 

 

And olsun ki; biz Musa'ya açık açık dokuz mucize vermiştik. İşte İsrailoğullarına sor. Musa kendilerine geldiğinde Firavun O'na: Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum demişti. 101 (İsra)

Bu ayet Mekke'lilerin Peygamberimiz (sav)'den mucize isteklerine verilen üçüncü cevaptır. Bundan önceki 90-93. Ayetlerde Peygamberimiz(sav)'den neler istediklerini nuzul sebepleriyle ortaya koymuştuk. Buna rağmen Hz. Musa'nın kavmi, Firavun ve avanesi, O'nun göstermiş olduğu bütün mucizelerine inanmamışlar. Hz. Musa'nın asa ile denizi yarma mucizesi Firavun'un sonunu getirmişti. Cenab-ı Hak, bu ayetlerle daha önceki müşriklerin istekleri için inen ayetlere atıfta bulunuyor. Mucizenin sonucuna inanmayıp helak olacakları için sürekli geçmiş kavimlerden örnekler veriyor. Buna rağmen müşrikler mucize isteklerine devam ediyorlar. Bu ayette de Yüce Allah Hz. Musa'ya verilen dokuz mucizeyi tekrar hatırlatıyor. O devirde genelde yahudiler, Mekke'de bulundukları ve müşrikler de yahudilere güvendikleri için Allah, Hz. Musa (a.s.)'a atıfta bulunarak, O'na verilen mucizeyi hatırlatıyor.

Burada anılan 9 mucize şunlardır:

1. Büyük bir yılana dönüşen asa (taştan su çıkarması) (İbni Abbas)

2. Musa (a.s.)'ın güneş gibi parlayan ve beyaz olan sağ eli.

3. Sihirbazların tümünün sihirlerinin bozulması.

4. Kıtlık

5. Tufan

6. Çekirge

7. Buğday güvesi

8. Kurbağa

9. Kan afeti (Turun İsrailoğullarını üzerine kalkması)

Burada Hz. Musa (a.s.)'a söylenen sözlerle Hz. Peygamber (s.a.v.)'e söylenen sözler birbiriyle uyuşmaktadır.

“Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz.”

Kimilerine göre de şu dokuz yasaktır:

1. Allah'a eş koşmak.

2. Haksız yere adam öldürmek.

3. Zina etmek.

4. Faiz yemek.

5. Büyü yapmak.

6. Suçsuz insanı emire teslim etmek.

7. İsraf yapmak.

8. Namuslu kadına iftira etmek.

9. Savaştan kaçmak. *

 

 

İbn-i Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: Hz. Peygamber (s.a.v.) birgün Mekke'de namaz kılıp dua etti. Dua ederken:

-Ya Allah, Ya Rahman demesi üzerine müşrikler:

-Şu dinsize bakın! Bizim iki ilah'a dua etmemizi yasaklarken, kendisi iki ilaha birden dua ediyor, dediler.

Yine İbn-i Abbas'tan: Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabına namaz kıldırırken Kur'an-ı Kerim'i yüksek sesle okurdu. Müşrikler Kur'an-ı duydukları zaman Kur'an'a, O'nu indirene, O'nu getirene diye söverlerdi. Bunun üzerine yüce Allah (c.c.):

 

De ki: “İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en güzel isim O'nundur. Namaz kılarken sesini yükseltme, gizli de okuma ikisi arasında bir yol tut.” 110 (İsra)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

 

Bu nuzul sebeplerinden anlaşıldığına göre Peygamberimiz(s.a.v.) namazı yüksek sesle kıldırıyor, onun akabinde duayı da yüksek sesle yapıyordu. Buna istinaden bu ayet inzal oluyor. *

 

 

Muhammed Bin Ka'b El-Kurazi'den rivayet olunmuştur. O der ki: “Yahudiler ile hristiyanlar, Allah çocuk edindi” dediler.-Araplar da senin çağrına icabet ediyoruz. Senin ancak bir ortağın (şerikin) vardır ki, o da senindir. Sen ona da onun sahip olduklarına da sahipsin- dediler. Bunun üzerine:

Ve de ki: övgü (hamd) çocuk edinmeyen, mülke ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı da yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'adır. Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et. 111 (İsra)

Ayet'i Kerimesi inzal olunmuştur.

Müşriklere, yahudilere ve hristiyanlara burada açık bir uyarı vardır. Allah'ın, kendilerinin uydurduğu gibi hiçbir yardımcıya ve çeşitli bölgelere yönetecek ilahlara, tanrılara ihtiyacı yoktur. Allah büyüktür de demektedir. Nuzül sebebinde müşriklerin ne dediği, niçin müşrik olduklarının iyi analiz edilmesi gerekir. 21.Yüzyıl İslam dünyası dikkat. *

***

 

 

 

 

YUNUS SURESİ

 

İbn-i Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: Allah (c.c.), Hz. Muhammed (s.a.v.)'i Peygamber olarak göderdiği zaman, Arapların tamamı ya da bir kısmı onun Peygamber'liğini inkar ederek “Allah'ın Peygamberi insan olmasından beridir (uzaktır) dediler.” Bunun üzerine Yüce Allah:

İçlerinden bir adama, insanları uyar ve iman edenlere Rabb'leri katında kendileri için yüksek bir doğruluk derecesi bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz insanlara tuhaf mı geldi ki; o kafirler: Bu şüphesiz apaçık bir sihirbazdır dediler. 1 (Yunus)

Ayet-i Kerimesini inzal buyurdu. *

 

 

Şüphesiz ki; sizin Rabb'iniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra da işleri idare ederek arşa istiva edendir.(hükmünü koyandır.) O'nun izni olmadan hiçkimse şefaatçi olamaz. İşte özellikleri size anlatılan Rabb'iniz olan Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hala düşünmüyor musunuz? 2 (Yunus)

Bu ayeti kerimede Cenab-ı Hak: Gökleri ve yeri, yani insanların ihtiyacı olan evreni altı aşamada yarattığını. Sonra arşa hükmünü koyarak sünnetüllahı sabitlediğini. Kainatın bir kural dahilinde işlediğini, Yine Allah'ın izni olmadan kimsenin bu kuralı değiştiremeyeceğini ifade etmektedir. Öyleyse o düzene (Sünnetüllah'a) uyun. Kurulmuş olan düzendeki ekolojik dengeyi bozmayın. Rabb'iniz olan Allah'ın, emir ve yasaklarını uyarak kulluk vazifenizi yerine getirin demektedir. Hala düşünmüyor musunuz? demekle de: Sünnetüllah'ı bozan insaoğluna ince ve nazik bir tehdit vurgulanmaktadır. *

 

 

Güneşi ışıklı ve ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için O'na menziller taktir eden O'dur. Allah bunları ancak bir gerçeğe ve hikmete binaen yaratmıştır. O bilen bir kavme ayetlerini böyle açıklamaktadır. 5 (Yunus)

Bu ayetten de anlaşıldığı gibi bizim cahiliye devri dediğimiz çağda da bir çok gerçekler ilmi olarak tesbit edilmiş, o devirde de Kur'an'ın hitap ettiği kavim, zannedildiği kadar cahil değilmiş. Güneş, ay ve yıldızları inceleyen astronomi ilminde bayağı ileriymişler ki, Cenab'ı Hak Ayetinde; “ O bilen bir kavme ayetlerini böyle açıklamaktadır” hitabında bulunmaktadır. Aynı zamanda Ayette durağanlık değil bir süreklilik, devamlılık ifadesi mevcuttur. Bu hitabın küresel ve evrensel olduğunu gösterir. *

 

 

Eğer Allah, insanlara hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de alalacele verseydi. Elbette onlara ecelleri hükmedilir (Hepsi helak olup gider)di. İşte biz bize kavuşmayı ummayanları böyle azgınlıkları içinde serseri serseri dolaşmalarına meydan veriyoruz. 11

İnsana sıkıntı dokunduğu zaman yanı üstü, yahut otururken veya ayakta iken bize dua eder. Fakat biz onun sıkıntısını açıp giderdik mi, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıya bizi çağırmamış gibi (yine eski yolunda devam eder, döner) gider. İşte haddi aşanların amelleri böyle süslenmiş (kendilerine hoş gösterilmiş) tir. 12 (Yunus)

Bu iki Ayet-i Kerime'nin nuzul sebebine baktığımız zaman Mekke'de yedi yıl süren o uzun kıtlık dönemi sona ermişti. Tabiatıyla bu kıtlık puta tapanlara, onlara inananlara büyük bir darbe vurmuş, Allah'a ibadete sevk edici bir dürtü olmuştu. Çaresizlik içindeki Mekke'nin ileri gelenleri, hatta Ebu Süfyan defalarca Peygamberimiz(sav)'e gelmiş, Allah'a dua edip kıtlığın giderilmesini, bu hususta yardımcı olmasını istemişti. Fakat kıtlık gidip, yağmurlar yağmaya, refah avdet etmeye başlayınca yine isyana başladılar. Kötü ameller işlediler. Müminlere karşı baskı ve şiddet daha da arttı. Böylece Allah'a ısınan kalpler yeniden onu ihmal etmeye başladı.

Buna rağmen Allah (c.c.) kerem ve rahmetini göstermekte acele ettiği gibi onlara günahlarına karşılık azarlama, muaheze etmekte acele etmez. Şu halde onlar, Allah'tan tıpkı kıtlığın üzerlerinden çabuk kaldırılmasını istemeleri gibi, isyanlarına karşılık da azabının çabuklaşmasını istiyorlar. Bu bizim yolumuz değil, biz onlara tüm azgınlık ve isyanlarına rağmen, günahlarından tevbe etmek için mühlet vermekteyiz. Defalarca uyarılar göndermekte ve vadeleri doluncaya dek zaman tanımaktayız. Ceza yasası daha sonra yürürlüğe girer ve girmekte. Bunlara karşılık onların yolu sufli bir yoldur. Bu yol, beyinsizlerin ve akılsızların yoludur. Azap indiğinde Allah'ı anmaya yakınıp yakarmaya ve boyun büküp dua etmeye başlarlar. Fakat refah, bolluk ve huzur içindeyken Allah'ı unuturlar. Aslolan hem kıtlıkta hem bollukta Allah'ı bol bol anmaktır. Ayrıca bu ayetle duaların hangi şekillerde yapılacağına dair bir işaret vardır.*

 

 

De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse deki: Peki siz yine de korkup sakınmayacak mısınız? 31 (Yunus)

Bu ayetten de anlaşılacağı üzere cahiliye döneminde müşrikler Allah'a inanmıyor değillerdi. Müşrik olmalarına delil şuydu. Onlar yağmur, dolu, kar, tabi afetler, insanın yaratılışı, kainatın oluşumu, yer ve gök vs. bütün bunların Allah tarafından yaratıldığını Allah'ın bunları idare ettiğini, olağanüstü hadiselerin Allah'tan geldiğini inanıyorlardı. Sadece neye inanmıyorlardı?

Kişinin özel işlerinin kendilerinden olmadığına

Yönetim biçiminin kendilerinin sahip olmadığına

Peygamberliğin Hz. Muhammet(sav) gibi yetim ve ümmi birine gelmesine, Mekke'nin ulularından olmadığına

Toplumsal ilişkilerde, adalet, eşitlik, kölelik, miras, kadın-erkek ilişkisi, kısacası ezilen insanların haklarına sahip çıkıldığı için kendileri açısından zillette gördükleri insanların izzet seviyesine çıkmalarını, kendileriyle eşit muamele yapılmasına,

Düzenin değişmesini kalplerde ve uygulamalarda devrim, (ihtilal) yapılmasına, karşı çıkıyorlardı.

Mekke'liler neden müşrik sayılmışlar? Adı üstünde yaratan yüce Allah'a putlarla ortak koşuyorlar ve O'na ulaşmada putları aracı olarak kullanıyorlardı. Yoksa Allah'a inanmasalar hac ibadeti mi olurdu. Bilindiği gibi Hz. İbrahim (a.s.)'dan günümüze Kabe'de ve Mekke'de hac ibadeti hiç ara vermemiştir.