MÜRSELAT SURESİ

 

Sizi basbayağı bir su (meni)dan yaratmadık mı? 9

Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik, 10

Belli bir süreye kadar; 11

İşte güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz. 12

O gün, yalanlamakta olanların vay haline. 13 (Mürselet)

 

Bu Ayet-i Kerimeyi açıklarkan bir çok müfessirler “ Sağlam karar yeri” olarak ifade edilen yerin annenin rahmi, “Belli bir süreye kadar” ifade edilen zamanı annenin rahminde çocuğun dokuz ay ongün kalması olarak tefsir etmişler. Dikkat edilirse ayette kadına atfedilen bir ibare yok. Benim ayetten yalın olarak hiç bir takıntıya maruz kalmadan anladığım ise; Allah'ın insanı bir damla sudan yarattığı, sonra o suyu (meniyi) sağlam bir karar yeri olan (erkeğin menisinin gizlendiği) ve ihtiyaç hasıl olan bir zamana kadar orada tuttuğu torbadır. Cenab-ı Hak da görmüyor musunuz? buna nasıl güç yetirdiğimizi, sizin bu oluşumu yapmanız mümmkün değilken, niye Rabb'ı, O'nun Peygamberini ve getirdiği Kur'an ayetlerini yalanlıyor sunuz? İşte Ogün yalanlamakta olanların vay haline diye müşrikleri korkutuyor, müminleri de teskin edip yalanlayanların sonları hakkındaki durumlarını bilgilendiriyor diye düşünüyorum. En iyisini Allah bilir.

23.Ayette de bu hayattan sonraki hayatın varlığı kinayeli olarak vurgulanmaktadır.. Allah buyuruyor ki: “Biz sizi hakir bir nutfeden başlatarak insan olarak yetişmenizi sağlamaya kadir iken, sizi tekrar başka türlü yaratma hususunda niye kadir olmayalım.”

Bizim yaratılışımz sayesinde bugün mevcutsunuz. Bizim kudret sahibi olduğumuzun ispatı da sizin varlığınızdır. Bu durumda sizi yarattıktan sonra birkere daha yaratmaktan aciz olmadığımızı bilesiniz uyarısı vardır.

Bu kadar mevcut deliller varken, ölümden sonra dirilişi inkar edenler, inananlara gerici, örümcek kafalı, hürafeci diyenler, o gün gelip çattığında onlar için orası (diriliş yurdu) felaket yeri olacaktır. Aklı olup düşünenlere korkutucu ifadeler kullanılmaktadır. Gerçekten İslam Dini'ni inanmayanların vay haline!!! *

+++

 

 

 

KAF SURESİ

 

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. 16

Onun sağında ve solunda oturan 'iki tesbit edici ve yazıcı' (melek) tesbit edip yazarlarken 19

O söz olarak (herhangi bir şey) söyleyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici (melek) vardır. 20 (Kaf)

Bu üç Ayet-i Kerime'nin iyi anlaşılması için günümüz teknolojisinden örnekle (benzetmeyle) açıklarsak olayı İhlas suresi ile birlikte daha iyi anlarız kanaatindeyim. Bilindigi üzere Bell Gates mirosoft programı geliştirerek dünya çapında bir internet ağının kurulmasına sebep oldu. Hemen hemen her eve her insana ulaşacak kapasitede. Bizler de bireyler olarak bilgisayarlarımızı aldık, geçtik klavyenin başına. Komptür de karşımızda. Fare (maus) ile internette gezinirken biz Bell Gatesin kurmuş olduğu sistemden ayrımıyız? veya bilgisayarımız ondan ayrı mı? Hayır. İşte cenab-ı Hak “şah damarınızdan daha yakınız” derken bizim sistemin içinde olduğumuzu anlatmak istiyor.

Peki, Portallar vasıtası ile internette geziniyorsun. Kötü yere girmek de senin elinde, faydalı yerlere girmekte senin elinde. Portalların, veya ana sistemin başında olanların, senin nerelere girdiğini bilmemesi, kaydını yapmaması, hatta senin bilgisayarında bu kayıtların tutulmaması mümkün mü? Elbette değil. İnsan yaratılış olarak bir tarafı pozitif, diğer tarafı negatif elektrikle yüklenmiştir. İyilikleri pozitif taraf kötülükleri de negatif taraf hükmeder. Bu Kur'an'da sağ, sol olarak tarif edilmiştir. İşte bunlar kendi bilgisayarın olan beynine yazılır. Kayıtta ikiye ayrılır. Negatif ve pozitif olarak. Bu da ayette sağında ve solunda iki melek olarak tarif ediliyor.

Beyinde düşünüp bilgisayarına bağlı olan klavyenin tuşuna basar basmaz kayıt hemen yapılır. Burada da Allah düşüncenin eylem haline dönüşmeden kaydının yapılmayacağını meleklerin ancak eylem haline veya ağzından söz olarak çıkınca orada hazır bulunacaklarını sanki internetteki hız gibi anında yanında, gözünün önünde bitivereceklerini, bundan kaçışın mümkün olmadığını bizlere yanımızda bulunan meleklerin özellikleri hakkında bilgi vererek ona göre davranış içinde olmamızı öğütlüyor.

Bunun yanında sanki; günümüz insanına bu dünya için bile uyarılarda bulunarak, bakın sizin kaydınızda dünyada bir başkaları tarafından tutuluyor. İnternette veya sisteminiz içinde hareket edip gezinirken sonra pişman olacağınız sitelere girmeyin. İleride bu gezindiğiniz yerleri sizin aleyhinizde kullanırlarsa şaşmayın diye de müslümanlara ikazda bulunuyor. En doğrusunu Allah bilir.*

 

 

Onun (insanın) yakın-dostu (şeytan) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırmadım. O (zaten) haktan uzak (dalalet) ve sapıklık içinde idi dedi. (diyecek) 27 Kaf

Bu ayeti kerimede Şeytanın insanı kışkırtıp azdırmadığı , İnsanın zaten haktan koparak sapıklık ve dalalet içinde olduğu , iblis'in kotü yoldaki insanlara yanlış yola sevkedeceği ifade ediliyor ki, bu da Cenabı Hak tarafından Kur'an'ın diğer ayetlerinde de tescil ediliyor.

O halde insanlar yaptıkları kötülüklerin sebeplerini başka yerlerde aramamalıdırlar Cenabı Hak sonuçları değil sebepleri sorgular. Çünkü sonuçları O yaratır. *

 

 

Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; bize hiç bir yorgunluk da dokunmadı. 38 (Kaf)

Bu ayetin açıklaması için FUSSİLET suresi 9 ve 10. Ayetlerin açıklamasına bakınız .*

 

(Habibim) ne derlerse sen şimdilik sabret. Rabb'ini güneşin doğuşundan evvel (sabah namazını) ve batışından evvel (öğle ve ikindi namazını) hamd ile tesbih (ve tenzih) et. 39

Gecenin bir cüzünde secdelerin arkalarında tesbih et. 40

Biz onların (kafirlerin) neler demekte olduklarını çok iyi bileniz. Onların üstünde bir zorba değilsin sen. Onun için benim tehdidimden korkacaklara sadece Kur'an ile öğüt ver . 45 (Kaf)

Mekke döneminde şartlar çok zor olduğu için peygamberimiz (s.a.v.)'i teselli eden çok ayet inmiştir. Bu da şartların gereğidir. Onların saldırgan tutumlarının psikolojik etkilerinden ancak namaz ve zikirle kendini rahatlatabilirsin telkiniyle, günlük hayattaki sıkıntılarımızdan kurtulmanın yolunun, namaz ve zikir olabileceğinin önceliği vurgulanmaktadır. Sen o kafirler üzerinde zorba değilsin. Öğüdünü sadece benden korkacaklara ve kalbi Ban'a ve San'a meyyal olanlara ver diye tembite bulunuyor. Bu ayetler günümüzde aile dahil, sırasıyla meydana gelen en büyük kuruluş ve toplulukların başında yetkili ve etkili olan ve kendi fikirlerini hiç bir

ölçü ve kritere tabi tutmadan (baba da olsa) dayatan, bilhassa kendini müslüman olarak adlandıranlara bir uyarıdır. Maksadın ne olduğunu Allah'tan başka kimse bilemez. *

+++

 

 

 

 

BELED SURESİ

 

Babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki; 3 (Beled)

Bu ayette yüce Allah ilk insan olan Adem (a.s.) ve onun zürriyetinden gelen bugüne kadar gelmiş ve bundan sonra gelecek insanlığa hitap etmektedir. *

 

 

Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve meşakkat içinde yarattık. 4 (Beled)

Bu ayette de meşakkatten maksat insanın dünyaya eğlence ve dinlenme için gelmediği, aksine bu dünyaya zorluklar içinde geldiği, sıkıntı ve meşakkatlere sabredip asıl mutluluğun buradaki eziyet ve sıkıntı sonucu ahirette olduğu (tabiki bu dünyayı kendileri için diğer insanların sırtına binip cennet yapanların değil) vurgulanmıştır. Dikkat çekmek gerekirse Hz. İbrahim (a.s.)'dan beri Mekke şehrinde ve Kabe civarında canlı olarak vahşi hayvanlar bile güvende iken peygamberimiz (s.a.v.) ve müminler güvende değildi. *

 

 

O kendisine kimsenin asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? 5 (Beled)

İnsanoğlu dünyada bu durumda iken bile istediğini yapıp, bundan hiç hesaba çekilmeyeceğini mi sanıyor? Halbuki kendi takdirinin başkasının elinde olduğunu dünyada iken bile görüyordu, kendisi çok acizdi. Dünyada karunlar kadar bile zengin olsan o mevcudu korumak için sabahlara kadar sıkıntı içinde uykusuz geçiriyordu. Korkudan korumalarıyla geziyordu. Bu dünyaya gelmek nasıl senin elinde değilse, herkes kendi üstünde birinin var olduğunu düşünüyorsa, bütün insanlığın üstünde de onu hesaba çekecek kimsenin olmadığını nasıl düşünülebilir. Cenab-ı Hak bu ayette de insanoğlunu uyarıyor. Onlara soru sorarak düşünmelerini telkin ediyor. *

 

 

Sonra da iman edip birbirini sabrı tavsiye eden ve acıma tavsiye edenlerden olmaktır. 17 (Beled)

Bu ayette de Allah iman etmenin esas olduğu, bu esasında iyiliklere, güzelliklerle, sabırlı olmakla, insanları acıyıp onlara kol kanat germekle, imanın içinin doldurulacağını aksine kuru imanın bir işe yaramayacağını açıklamaktadır. *

 

 

İşte bunlar (iman edenler) Ashab'ül Yemin ahirette kurtuluşa erenlerdir. 18 (Beled)

Buradaki sağdan maksat kurtuluşa ermek demektir. Yoksa günümüzde sağcılık anlamında değildir. (Günümüzdeki sağcılık kapitalist anlamındadır.) *

 

 

Ayetlerimizi inkar edenler ise işte onlar (solun) ahirette hüsrana uğrayanlardır. 19 (Beled)

Buradaki solda bugünkü anlamda değildir. Ahirette hüsrana uğrayıp cehenneme gidenler anlamındadır. *

+++

 

 

 

 

TARIK SURESİ

 

Şimdi insan hangi şeyden yaratıldığını baksın. 5

O atılıp dökülen bir sudan yaratıldı. 6

Ki o erkeğin belkemiğinden kadının da göğüs kemikleri arasından çıkıyor. 7 (Tarık )

Bu ayette Cenab-ı Hak insan üreme organlarının yani erkeğin menisiyle kadının yumurtasının hangi bölgede olduğunu da vurguluyor. 21. Asrın ilmi gelişmesiyle 7. Asrın ilmi gelişmesi karşılaştırıldığında üreme organlarının bulunduğu yerin tespiti çok ilginç. Akıl sahipleri ve düşünenler için ibret alınacak bir ayet. *

+++

 

 

 

 

KAMER SURESİ

 

Kıyamet saati yaklaştı (yakınlaştı) ve ayda yarıldı. 1 (Kamer)

“Ay yarıldı” ifadesi kıyametin meydana geleceği saatin yakın oluşunun ve bu kainatın çöküşünün başladığının bir işaretidir. Ayrıca ay gibi büyük bir kitlenin yarılışı, meydana geleceği bildirilen kıyametin apaçık bir delilidir. Çünkü eğer ay yarılabiliyorsa yıldızların da bulundukları eksenden (yörüngeden ayrılmaları) mümkündür. Dolayısıyla kainattaki düzen, nizam her an alt üst olabilir. Kainatta hiçbir şey( zincirin halkaları gibi) birbirlerinden bağımsız olmadıkları için bu nizamın sonsoza dek devam etmesi mümkün değildir. İşte kıyamet bu imkansızlığın doğal sonucudur. Bu astramomik ve astrolojik dengeyi bozmak için de insanlık büyük bir yarış içindedir. Öyle görünüyor ki; insanlık kıyametin kopması için var gücüyle çalışmaktadır. Allah da bu istek ve arzunun sebeplerinin hazırlanması sonucu kıyametin yaratılma işlemini gerçekleştirecektir. En iyisini Allah bilir. *

 

 

“And olsun ki biz Kur'anı zikr (ile öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp, düşünen var mı?” 17 (Kamer)

İnsanlara hakikati anlatmanın bir vasıtası da geçmiş kavimlerden ibret almaları için geçmiş kavimlerin başlarına gelen kötü akıbetlerin hatırlatılmasıdır.

Bu vasıta da Kur'an'ın insanlara doğru yolu gösteren delil ve telkinleridir. Bununla beraber sizler, kolay olan ikinci yolu (yani Kur'an-ı) bırakıp da azaba uğrayan kavimlerin takip ettikleri yolu uymakta ısrar ediyorsunuz.

Bu nasihat ve öğütlerin nedeni azap gelmeden önce sizlere kurtuluş yolunu göstermek ve kendiniz için daha kolay yolu seçerek azaptan kurtulmanızı sağlamaktır. Tarihten ibret alınsaydı tarih tekekrrür eder miydi? Allah insanlığa tarihten ibret alıp kötülük yapmamalarını, iman edip hem kurtuluşa ermelerini hem de insanların mutluluk içinde yaşamalarının kurallarını bildirip öğüt veriyor. (Burada istisnalar hariç) Sanki yine de siz bildiğinizi okursunuz der gibi bir ifade var. En iyisini ve en güzelini Allah bilir. *

***

 

 

 

SAD SURESİ

 

İbni Abbas der ki: Peygamberimiz(sav)'in amcası Ebu Talip hastalanınca Kureyş'liler O'nu ziyarete gelmişlerdi. Bu sırada Hz. Peygamber (sav)'de O'nu ziyarete geldi. Ebu Talib'in yanında bir kişilik oturacak yer vardı. Ancak Ebu Cehil, O'nun oraya oturmasını engel olmak için yerinden kalkı ve Ebu Talib'in yanına oturdu. Sonra da Kureyş'liler, Hz. Peygamber (sav)'i Ebu Talib'e şikayet ettiler. Ebu Talip: “Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun diye sordu? Hz.Peygamber (sav): “Onlardan tek bir kelime istiyorum. Bu öyle bir kelimedirki, onun sayesinde tüm araplar, Kureyş'lilere boyun eğecek ve acemler de cizye ödeyeceklerdir.” Buyurdu. Ebu talip : “Ne! tek bir kelime öyle mi? (Ondan kolay nevar dercesine hayret ifade ediyordu) dedi. Hz. Peygamber (sav): “Evet tek bir kelime” buyurdu. Ve devamla : Ey amca! “La ilahe İllallah” deyiniz dedi. O zaman Kureyş'liler: Ne! Tek bir ilaha mı? biz bunu öteki dinde (hristiyanlıkta) bile işitmedik. Bu bir uydurmadan başka bir şey değildir. Diye çıkıştı ve çekip gittiler. Bu hadise üzerine Cenab-ı Hak:

 

Sad, o öğüt dolu Kur'ana yemin olsun ki 1

O inkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler. 2

Biz kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ettiler ama artık kurtulma zamanı değildi. 3

Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesini şaştılar da o kafirler şöyle dediler.“ B u bir büyücüdür, bir yalancıdır.” 4

İlahları tek bir ilah'a mı indirecek? Bu gerçekten şaşılacak bir şeydir. 5

Onların ileri gelenleri şöyle diyerek kalkıp gittiler. “Yürüyün ve ilahlarınıza sabırla bağlı kalın. İşte sizden beklenen gerçekten budur!” 6

Biz son dinde de bunu işitmedik. Bu zorlama uydurmadan başka bir şey değildir.” 7

Kur'an aramızdan O'na mı indirilmiş? Hayır onlar benim vahyim hakkında kuşku içindedirler. Hayır onlar henüz benim azabımı tatmadılar. 8 (Sad)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurdu.*

 

 

Onların söylediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü O zikir ve tesbih ile bize yönelmişti. 17

Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi. 18

Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla birlikte tesbih ederlerdi. 19

Biz onun mülkünü güçlendirmiş ve kendine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme yeteneği vermiştik. 20

Bir de tapınağın duvarına tırmanan davacıların haberi sana ulaştı mı? 21

Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu. O'na korkma dediler. Biz iki davacıyız. Birimiz diğerine haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çıkar. 22

“Bu benim kardeşimdir. Onun doksandokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken “onu bana ver” dedi ve konuşmada bana çok baskı yaptı. 23

Davud dediki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarının arasına katmakla haksızlık etmiştir. Şüphesiz ortakların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp ve salih amel yapanlar bunun dışındadır. Ama onlar da ne kadar azdır! Davud bizim kendisini denediğimizi düşündü. Rabb'inden bağışlanma diledi. Eğilerek secdeye kapandı. Ve tevbe ile Allaha yöneldi. 24

Biz de bundan dolayı onu bağışladık. Çünkü yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır. 25

-Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık . İnsanlar arasında adaletle hükmet. Heva ve hevesine uyma ki, bu heves seni Allah yolundan saptırır. Çünkü Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır. 26 (Sad)

 

Hz. Davud (as) kitap (ZEBUR) verilen Peygamberlerdendir. O'nun özelliği ve gücü, ibadete olan tahammülündendi. Çünkü o bir gün oruç tutar, birgün yerdi. Gecenin ancak üçte biri kadar uyur geri kalanını ibadetle geçirirdi.

Davud (as)'ın zikir ve tesbihine dağlar ve kuşlar nağme ve ahenkleriyle katılırlardı. Bu durum Hz. Muhammed(sav)'in elindeki taşların tesbihine benzetilmiştir. Nitekim başka bir ayette “Ey dağlar! Onunla birlikte çınlayın.” buyrulmuştur. Ayette geçen davacılarla ilgili olarak kitap ehli Hz. Davud(as)'ı itham altında bırakan nakillerde bulunmuşlardır. Buradaki koyunu, doksandokuz kadın olarak değiştirmişler, Hz. Davud(as) güya göz koyduğu kadının kocasını savaşta ön safa sürerek ölümünü sağlamış ve onun dul eşini almış ve benzeri iddialarda bulunmuşlardır.

Kur'an, Hz. Davud (as)'ın büyük Peygamberlerden biri olduğunu bildirir ve kendisine isnad edilen suçlamaları bir Peygamberin masumluk sıfatıyla çelişki görür. Zaten ayetten de anlaşılacağı üzere Ehli Kitablıların isnat ettikleri konuyla ilgili bir ifade sözkonusu değildir. Ancak davacılar duvarın üstünden atlayıp başka bir maksatla mescide girmiş, bu koyunla ilgili hikayeyi davacı yakalanınca uydurmuş olabilir. Burası çok önemli değil. Önemli olan verilmek istenen mesajdır. Hikayeler değil.

24. Ayette güçlü sermayenin küçük sermayeyi yutması kötüleniyor. Ve tekelcilik reddediliyor. Malların karıştırılarak yapılacak ortaklıklarda sadece inanan ve salih amel işleyenlerin, diğerlerinin hakkını koruyabileceği, diğer yandan iman ve ameli olmayanların yaptıkları ortaklıklarda ise haksızlık yapılabileceği ihtimali vurgulanıyor.

 

ORTAKLIK

 

İslamda ortaklık kitap sünnet ve sahabe uygulamasına dayanır. Ebu Hureyre'den nakledilen kutsi bir hadiste: “ İki ortak birbirlerine hiyanet etmediği sürece üçüncüsü Ben'im.(Allah) Eğer onlar birbirine hiyanet ederse, Ben aralarından çekilirim” buyrulur. (Ebu Davut) Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Allah'ın kudret eli, ortaklar birbirine hiyanet etmediği sürece onların üzerindedir.” Karın paylaşımı ortakların serbestçe belirlediği şartlara göre olur. Zarara katlanma ise sermaye oranlarına göredir.

Şirket ortaklarının belirleyip onayladıkları İslami hükümlerle çelişmeyen ana sözleşme maddeleri, yöneticiler ve ortaklar için bağlayıcıdır. Çünkü; müminin verdiği sözlere, yaptığı anlaşmalara, karşı taraf bozmadığı sürece uyma zorunluluğu vardır. “Ey iman edenler! Akitlerinizi yerini getiriniz. (Maide1) “Verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen söz sorumluluğu gerektirir.” (İsra 34) Ayetleri mucibince mümin sözünü tutmalıdır.

Hz. Peygamber (sav)'ın şu Hadis-i Şerifi ortaklık konusunda genel bir ilkeyi belirler:

“Müslümanlar kendi aralarında belirledikleri şartlara uyarlar. Ancak haramı helal, helali haram kılan şart bunun dışındadır. (Tirmizi Ahkam 17)

İslamda sekiz kadar ortaklık çeşidi vardır. Konumuz bu olmadığından ben sadece genel olarak aldım. Bu konuda bilgiyi, ihtiyacı olan sekiz maddeyi ilmihallerden öğrenebilir.

 

Halife'nin anlamı ise : Başkasının yerine geçerek, onun adına görev yapmak veya tasarrufta bulunmaktır. Fıkıh terimi olarak: Hz. Peygamber (sav) den sonra islam toplumunu islam hükümlerine uyarak yönetmek anlamında kullanılmıştır. İslam yönetiminin hem teorik hem de pratik açıdan kendine özgü olan bu makamı elde edenler, kendinden önceki yönetici adına yeryüzünde insanları adaletle yönetmelidirler. Asrı saadette Peygamberimiz(sav)'in vefatından sonra O'nun adına Hz. Ebubekir(ra) halife olmuştu. O'nun vefatından sonra da Ashab Hz. Ömer(ra)'e, “Rasülüllah'ın halifesi Hz. Ebubekir, O'nun da halifesi Hz. Ömer.” demeye başladılar. Bu durumu el koyan Hz. Ömer(ra) bir gün şurasını toplayarak Hz. Ebubekir(ra)'n halifesi denmesi yerine (bunun sonu gelmeyeceğinden) Emiral Mümimin=Müminlerin Emiri denmesi kararlaştırılarak halife ismine son verildi. Ondan sonra İslam dünyasında Halife makamı yeniden gündeme gelmiş, hatta Allah'ın halifesi olarak kullanılmış, bu yanlış uygulama ve anlam yirminci yüzyıla kadar devam etmiştir. Biraz dikkat edilecek olursa “Halifetullah” deyiminde şirk kokusu bile vardır. Çünkü: Peygamberler dahil hiç kimse Allah'ın Halifesi değildir. Sadece onlar ve insanlar yeryüzünde birbirlerinin halef ve selefidirler. Yine En iyisini Allah bilir diyelim. Ayette de halifenin vasfının ne olması gerektiği, fazla izah'a gerek bırakmayacak şekilde açıkca ifade ediliyor. *

 

 

Göğü yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu inkar edenlerin düşüncesidir. O inkar edenlerin ateşten vay haline. 27

Yoksa biz iman edenleri ve salih amel işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allahtan korkanları yoldan sapanlar gibi mi tutacağız? 28

Bu sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki; onun ayetlerini okuyup düşünsünler ve akıl sahiplari öğüt alsın. 29

Biz Davud'u Süleyman'ı bağışladık. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü O sürekli olarak Allah'a yönelirdi. 30

Deki: “Gerçekten ben malı Rabb'imi hatırlamak için sevdim. Sonunda atlar perde arkasında kayboldu. 31

Hani kendisine akşam üstü üç ayağının üstünde duran cins koşu atları sunulmuştu. 32

Onları bana getirin dedi. Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. 33

Andolsun biz Süleyman'ı denedik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra o bize yöneldi. 34

Süleyman dedi : Rabb'im beni bağışla! Bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk ver. Gerçekten sen çok bağışta bulunansın. 35

Bunun üzerine biz rüzgarı ona boyun eğdirdik. Rüzgar onun buyruğu ile istediği yere tatlı tatlı akıp giderdi. 36

Her tür bina ustalığı yapan ve inci çıkarmak için denize dalan şeytanları 37

Ve zincirlerle bağlanmış olan diğerlerini de (onun emrine verdik) 38

İşte bu bizim bağışımızdır. Artık hesapsız olarak dilediğine ver veya elinde tut. 39

Onun için bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır. 40 (Sad)

 

Fahrettin Razi bu 32. Ayetin tefsirinde savaş atları beslemek bizim dinimizdeki gibi Süleyman(as)'ın dininde de menduptu der. Süleyman (as) savaşa ihtiyaç duyup atları eğitim yaptırdıktan sonra şöyle dedi: Ben bunları dünyada haz almak için değil, Allah'ın dinimi güçlendirmesi için seviyorum. Atlar toz bulutu içinde kaybolunca Süleyman(as) geri getirilmelerini istemiş ve onları bizzat okşayarak tımar etmiştir. Süleyman (as) söz konusu atların kendi önünden geçmesinden çok hoşlanıyordu.

Geçici olarak da olsa Allah'ı unutması, otoritesinin simgesi olan parmağındaki yüzüğü kaybetmesine sebep olmuş, ancak tövbe edince eski güç ve egemenliğine kavuşmuştur.

Kitap Ehli Hz. Süleyman(as)'ın mührünü ona ihanet eden bir eşinden cinlerin ele geçirdiğini ve kırk gün süre ile Hz. Süleyman(as)'ın kılığına girerek tahtını işgal etiklerini ileri sürmüşlerdir. Fahrettin Razi ise; bu ceset meselesini şöyle açıklamıştır:

a- Hz. Süleyman İnşallah demeyi unuttuğu için eksik doğan bir çocuğunun tahtta bırakılması

b- Şiddetli bir hastalıkla tahtta bir ceset gibi durması

c- Kendisine bela konusunda bir korku ve endişe verilerek tahtında bir ceset gibi durması.

Sonunda Cenabı Hakk'a tövbe ve istiğfar ile bu devri sona ermiştir.

Cesede gerçek anlamı verdiğimizde, başkasının katlettiği bir insanın cesedi ile birden karşılaşan ve bütün deliller kendi aleyhine gelişen bir kimsenin o anda Allaha sığınıp yönelmesi gereğine bir işaret olduğuda açıktır.

Hz.Peygamber(sav) Cenab-ı Hakk'ın imkan vermesi üzerine bir gece kendisine gelen cinlerden bir ifriti mescidin direğine bağlamış ve bunu diğer sahabiler de görmüştür. Hz. Peygamber(sav) de bu hadise üzerine Hz.Süleyman(as)'ın yaptığı yukarıda geçen 35. Ayetteki duayı okumuştur. (Buhari tefsir 38/2)

Rüzgarla ilgili ayette de en ucuz ve çevrecilik bakımından en temiz enerji kaynağı olan rüzgardan, deniz taşımacılığı yanında kara taşımacılığından da yararlanılabileceğine işaret vardır. Günümüzde rüzgar ve elektrik santralleri bu gelişmenin sonucudur.

Örneğin arabanın motoru elektrikli olsa, bu bir dinamo ile bağlansa sadece arabayı hareket ettirecek kadar. Sonra enerji depolansa araba hızlandıkça rüzgarla dinamo döndürülürse bedava yakıt meydana gelmez mi?

Türk bilim adamları bunu düşünmeli, boşuna petrol parası ödememelidir diye düşünüyorum. *

 

 

 

Yüce melekler topluluğu tartışırken, benim (onlar hakkında) hiçbir bilgim yoktur. 69

Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgiler) bana vahyolunuyor. 70

Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. 71

Onu tamamlayıp içine de Ruhumdan üflediğimde hemen O'na secdeye kapanın. 72

Bunun üzerine meleklerin hepsi birden secde ettiler. 73

Yalnız İblis etmedi. Büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. 74

Allah dedi: “Ey İblis!“ İki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın? Yoksa yücelerden mi oldun? 75

İblis dedi ki: “Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın.Onu ise çamurdan

yarattın” 76

Allah dedi: “Hemen çık oradan. Artık sen kovuldun. 77

Şüphesiz kıyamet gününe kadar benim lanetim senin üzerindedir. 78

İblis dedi ki: “Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre ver.” 79

Allah dedi: “Haydi sen süre verilenlerdensin.” 80

O belirli günün vakti gelip çatana kadar. 81

İblis dedi: “Senin büyük gücüne yemin olsun ki, onların tümünü mutlaka azdıracağım. 82

Yalnız onlardan ihlas'a erdirilmiş kulların bunun dışındadır. 83 (Sad)

 

Mele-i Ala: Allah'ın konuşmak üzere melekleri, topladığı yüce meclistir. Hz. Adem'in yaratılışı ile ilgili Bakara Suresi'nde, Melekler: “Ey Rabb'imiz sen yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek kimse mi yaratıyorsun? Biz bir kusur mu işledik? Ne güzel sana ibadet ve taatımızı yapıyorduk. Sana Hamd ile tesbih ediyoruz.“ buyurdular. (Bu ayet aynı zamanda bu günkü insanlık yaratılmadan önce yine bir insan topluluğunun yaratıldığına delildir. Yoksa insanın fesat çıkaracağını melekler nereden biliyor da bu soruyu Cenab-ı Allah'a soruyorlar) Adem'e ve insana genel olarak “beşer”denilmesi derisinin açık ve çıplak olması yüzündendir. Bu yüzden insan tarih boyunca giysi ihtiyacı duymuştur. Diğer canlıların giysileri yaratılışında fiziki bedenindedir. İblis cinlerin babası olup o zaman meleklerden idi. Hem de sayılı meleklerden. İblis'in de küfür ehli olacağı zaten ezeli ilimde belli idi . (Beyzavi Medarik Sad 74) Herşeyi Allah yarattığı halde, Hz Adem için, “İki elimle yarattım.” denilmesi. O'na şeref kazandırmak ya da ana babadan doğmak gibi bir aracı olmaksızın direk yaratma kastedilmiş olabilir. İblis'in mühlet istemesi, kıyamet koparken ilk Sur'a üfleyinceye kadardır.(Zaten iblis'in görevi orada bitiyor.) Burada Cenab-ı hak halis, muhlis ve takvalı kullarını koruma altına almış, şeytanın onlara bir şey yapması mümkün değil. *

 

 

Allah dedi: “İşte bu doğrudur ve ben şu gerçeği söylüyorum: 84

(İblis'e) Elbette sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım! 85

Deki: Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum.Ve ben olduğundan başka görünmeye çalışanlardan da değilim. 86

Bu (Kur'an)Ancak alemler için bir öğüttür . 87

Onun haberinin doğruluğunu bir süre sonra çok iyi bileceksiniz. 88 (Sad)

 

Abdullah İbni Mesud da (ra) şöyle demiştir: “Ey insanlar! Bir şey bilen bildiğini söylesin. Bilmiyorsa Allah en iyisini bilir” desin. Çünkü kişinin bilmediği şey için bunu Allah daha iyi bilir demesi ilimdendir. Nebi (sav)'e Allah'u Teala 86. Ayet'i bunun için indirdi .(Buhari tefsir 38-3) Bu ayeti kerimelerden herkes ibret almalı. Çünkü ayetler her devirde, herkesin hitabı kendi üzerine alması muhtemel, muhtevalıkta inzal buyrulmuşlardır. Son ayeti kerime kime hitap ediyor diye bana sorsalar? 21.Yüzyıla hitap edilmiş ve Peygamber(sav)'de (Haşa) aramızda diye cevap veririm. Ayetler o kadar gerçekçi, yalın ve açık ki, sanki bize şimdi hitap ediyor. Her insan kendi hissesini düşen anlamı çıkarabiliyor. Ayetlerin muhtevası her asrın insanlarına canlı olarak hitap eder nitelikte. Yazım diliyle değil, konuşma diliyle nazil olmuş. Konuşma diliyle yazılan kitabı anlamak için 5N.1 K sistemini ( Ne? Ne zaman? Nerede? Nasıl? Niye? Kim?) uygulayarak okuyanın da hitabı kendi üzerine alması lazımdır. Aksi halde alınması gereken mesajı alması ve anlaması mümkün değildir. *

***

 

 

 

 

ARAF SURESİ

 

And olsun ki; biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere: “Adem'e secde edin dedik” Onlarda İblis'in dışında secde ettiler. Sadece İblis secde edenlerden olmadı.” 11 (Araf)

Burada şunu söylemek gerekir. Bizim için ilk insanın yaratılışını tam olarak anlamak çok zordur. Bunun için yaratıcı olmak gerekir, o da insan değil Allah'tır. Günümüzde yaratma kelimesi çok kullanılmaktadır. Bu yoktan var etme anlamında değil, fikir üretme, icat etme, buluş anlamında olması gerekir. Çünkü insan yok olan birşeyi var edemez. Ancak daha önce var olup da insan tarafından bilinmeyen şeyleri keşfedebilir, bulabilir. Materyalleri kullanarak yeni bir icat oluşturabilir. (Burada kastedilen yaratma, elementlerin-materyallerin yaratılmasıdır.) Buda insan için mümkün değil, kainatın yaratıcısı Allah'ın işidir. Ayetten de anlaşılacağı üzere bizim söyleyeceğimiz şudur;

Herşeyden önce Allah (c.c.) kendi bilinmekliği için Adem (a.s.)'ın yaratılmasını takdir etti, karar verdi. Bu yaratma maksadı için gerekli olan maddeleri (materyalleri –elementleri) hazırladı. Bilahere ona insan şeklini verdikten sonra, Adem (a.s.) canlı bir varlık için vucut bulduğunda ona kendi ruhundan üfledi. (Tıpkı bilgisayara CD'nin sokulup, programın yüklendiği gibi) ve ona bütün insanlığın temsilcisi olarak meleklerin secde etmesini istedi. Herkes secde etti. Ama İblis (şeytan) secde etmedi.

Hz. Adem (a.s.)'in yaratılışından sonra İblis ile Cenab-ı Hak arasında konuşma geçiyor. Adem (a.s.)'ın

cennetten kovulması gibi hadiseler anlatılıyor. Merak edenler bu sureyi okuyarak detaylı öğrenebilirler. Çünkü konu çok açık. *

 

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: Cahiliye devrinde kadın hac sırasında (İnsanların peygamberimiz(sav) gelmeden de hac ibadeti için tavaf ettiklerine delildir.) Kabe'yi avret mahallerinde sadece bir bez parçası olduğu halde çıplak bir şekilde şöyle diyerek tavaf ederlerdi. “Bugün bir kısmı ya da tamamı göründü; ama (bez parçasıyla örttüğü mahalden) ondan örttüğüm yerin görünmesini helal etmem. Bunun zerine Cenab-ı Hak :

-Ey Ademoğulları! Her mescide girişinizde güzel elbiselerinizi giyinerek gidin. Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez. 31 (Araf)

Ayeti kerimesini inzal buyurdu.

Böylece elbise giymekle emrolundular. Hacda erkeklerin ihramlı, kadınların elbiseli olmasına delildir.

Ayrıca buradakı “ israf”ı sadece yiyecek ve içeceklerimizi saçıp savurma, har vurup harman savurma veye sadece çanak tabak sıyırma gibi zahiri anlamda anlamlandırmamak lazımdır. Vucudun ihtiyacından fazla yemek içmek de bir israftır. Çünkü vucut yediğimiz içtiğimiz gıdalardan kimyasal yanma ve özümleme sonucu hücreler vasıtası ile ihtiyacını alır. Geri kalan fazlalık ise, ya yağ olarak vucudunda depolanır, fazladan yük oluşur, yada dışkı vasıtasıyla poseptik çukuruna atılır. Genelde israfın karşılığı olan tutumluluğun halk tarafından yemekten sonra canak tabak sıyırmak gibi algılandığından; bu yanlış anlamlandırmayı düzeltmek için bu ayet-i kerimeyi buraya aldım. *

 

 

Her ümmetin (taktir edilmiş) bir süresi, bir eceli vardır. Binaenaleyh o süreleri (müddetleri) gelince ne bir saat öne geçerler, ne de bir saat geri bırakılırlar. 34 (Araf)

Burada “Her ümmete belli bir süre verilmiştir.” İfadesi yıl, ay, gün ve saat olarak sınırlandırılmış değildir. Aynı zamanda, bir zaman diliminin sonunda derhal sırası gelmiş bir topluluğun ortadan kaldırılması, helakı, yok edilmesi demek de değildir. Bu muteber bir toplum olarak gücünü göstermesi için herbir topluluğa verilmiş olan imkanların bir ahlaki sınırının bulunduğunu belirler. Bu sınır iyi ameller ile kötü amellerin nisbetine göre belirlenir.

Allah'ü Teala bir topluluğa iyi işleri, kötü işlerine, amellerine nisbetle daha aşağı seviyeye düşünceye kadar musamaha eder, ve bu sınır aşılınca (bardak taşınca) o günahkar ve rezil topluluğa artık bir mühlet, sınır verilmez. Yani kötülükler iyiliklerden çok olacak.

Not: Mantıklı düşünen biri, günümüzdeki hükmedenle yüce Allah'ın hükmü arasındaki farkı hemen anlayabilir. (Akıl sahiplerinin düşünmesi bakımından kıyaslıyorum.) Bir cezaevini doldurmayacak kadar az sayıda bir grubun yapmış olduğu fiilden dolayı bütün toplum cezalandırılıyor veya mükafatlandırılıyor. Yani ğünümüzde mükafat veya ceza azınlıklara göre belirleniyor çoğunluklara göre değil. *

 

 

Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, onun halkı yalvarıp yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk (yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz. 94

Sonra kötülüğün yerini iyilikle değiştirdik. Öyle ki onlar çoğaldılar ve: “Atalarımıza da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve genişlik dokunmuştu.” dediler. Bunun üzerine, biz de onları kendileri hiç şuurunda değilken ansızın tutup yakalayıverdik. 95

Eğer o memleketelerin halkı iman edip de (küfür ve isyandan) sakınmış olsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden nice bereket (hazineler sayısız bolluklar) açardık. Ancak onlar (peygamberlerini) yalanladılar ve biz de kazanmakta oldukları (küfür ve isyan) yüzünden onları tutup yakalayıverdik. 96 (Araf)

Bu ayetlerde Allah, peygamberler gönderdiği kavimlerde uygulamış olduğu hususi, genel ve müşterek usulü anlatmaktadır.

Ne zaman bir topluma bir peygamber gönderilse, Allah orada bulunan halkın kibrini kırmak, mütevazi bir şekilde mesajı kabule hazır hale getirmek için birtakım zorluklarla ve felaketlerle etki eder.

Bu sünnete uygun olarak da Allah peygamber gönderdiği kavimlere kıtlık ve hastalık göndermiş, onları çeşitli ekonomik darboğazlara sokmuş, savaşlarda yenilgilere ve buna benzer felaketlere uğratmıştır. Bütün bunlar onların kibir ve gururlarını kırmak güç ve kuvvet zenginliğine olan aşırı güvenlerini sarsmak içindir. Bu sayede kalpleri ve akılları verilen mesajları alıcı hale gelsin. Bu halde iken de Allah'ın peygamberi vasıtasıyla göndermiş olduğu ilahi mesajı almıyorlarsa bu sefer de o insanlar bolluk ve refahla şımartılır. İşte bundan sonra artık o topluluk için sonun ne olduğu ne olacağı açıkça dile getiriliyor. Aynı kıtlık ve bolluk Peygamberimiz(sav) döneminde de yaşanmıştır. Hatta Ebu Süfyan'ın önderliğinde Mekke halkı Peygamberimiz(sav)'e gelerek ondan bu kıtlığı kaldırması ve uzaklaştırması için Allah'a dua etmesi için yalvarmışlardır.

Bu ayetlerin vermek istediği mesajı bizim atasözümüzle de özetlemek gerekirse: “ Güzelliğine güvenme bir sivilce yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım yeter.” Aklı olana ibret alana ne güzel bir mesajdır.

Peygamberimiz (s.a.v.) bu durumu şöyle özetlemektedir. “Dert ve musubet, inanan için bir azaptan felaha çıkana kadar ona yardımcı olur. Münafığın hali ise sahibinin kendini niçin bağladığını ve niçin çözdüğünü anlamayıp aval aval bakan merkebe benzer .” *

 

 

Andolsun, biz de Firavun aile (çevre) sini belki öğüt alıp-düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık. 130

Onlara bir iyilik geldiği zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük de isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler. 131

Onlar: "Bizi büyülemek için bize mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler. 132

Bunun üzerine biz de, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkâr bir kavim oldular. 133
Başlarına iğrenç bir azab çöküverince, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip gideriverirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz." 134
Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-gideriverdik, onlar yine andlarını bozdular. 135

Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalan saymaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. 136 (Araf)

 

135. Ayete kadar 94-95-96. Ayetlerin tercemesi gibi bu ayet o 3 ayeti Hz. Musa dönemini anlatarak teyid ediyor.

Hz Musa kıssası 136. Ayetten sonra da devam ediyor, merak edip öğrenmek isteyenler Kur'an-ı Kerim meallerinden okuyabilirler 169'a kadar.

Hz. Allah Musa (a.s.) ile ilgili ve onun kavmi arasındaki akitleşmeleri anlattıkta sonra. Bu kadar olay, hadise ve ibretten sonra ......... Hala akıl erdirmeyecek misiniz? Hala ibret almayacak mısınız? 169

Diye sorarak Musa ve kavmiyle ilgili hikayeyi tamamlıyor ve bütün insanlığa ait hususları Peygamberimiz(sav)'e vahyetmeye başlıyor. *

 

 

(Ey Peygamber! Şu zamanı hatırlat ki) Hani Rabb'in Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı. “Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?” (demişti de) Onlar da “Evet (sen bizim Rabb'imizsin) şahit olduk” demişlerdi. (Bu) kıyamet günü: “Biz bundan habersizlerdik” demenizi önlemek içindi.” 172 (Araf)

Bu ayetin en güzel açıklaması Peygamberimiz (s.a.v.)'den gelmiştir. Ubeyd Bin Ka'ab der ki: Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayeti açıklarken: Allah ruhlar aleminde bütün (yaratacağı) insanları topladı. Onları türlere ve yaşadıkları devirlere göre kümelere ayırdı. Onlara insan suretini ve konuşma kabiliyetini verdi. Sonra onlardan bir ahit aldı ve buna bizzat kendilerini şahit tutarak “Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?” diye sordu. Onlar da “Hiç şüphe yok ki sen bizim Rabb'imizsin” diye karşılık verdiler. Sonra Allah: “Hesap gününde bizim bilgimiz yoktu diyerek” mazaret ileri sürmeyeseniz diye yerleri, gökleri ve babanız Adem'i bu konuda şahit olmaya çağırıyorum. O zaman benden başka ibadete layık hiçbir şeyin olmadığını ve benden başka ilah olmadığını iyice kafanıza yerleştirin. Bana herhangi birşeyi ortak koşmayın. Sizlere benimle yaptığınız bu anlaşmayı devamlı hatırlatacak peygamberlerimi ve kitaplarımı göndereceğim” dedi. Buna bütün insanlar “Şahadet ederiz ki; yalnızca sen bizim Rabb'imiz ve ilahımızsın. Senden başka ilah ve Rab yoktur” diyerek cevap verdiler. Peygamberimiz(sav)'in bu açıklamasından sonra üstüne başka söz söylemeyi kendime zül kabul ediyorum. Çünkü herşey açık. Aklı olup da düşünenler için. Bu ayet ve hadis, bütün yazılan dini kitapların başında olmalı diye düşünüyorum. *

 

 

Katade şöyle der: Kureyş Hz. Peygamber (s.a.v.)'e

-Ey Muhammed! Seninle bizim aramızda bir yakınlık var. Öyleyse kıyametin ne zaman kopacağını bize bir sır olarak söyle dediler. Bunun üzerine yüce Allah (c.c.):

Ey Muhammed! Sana kıyamet vaktinini ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: “Onu ancak Rabb'im bilir. Onun vaktini O'ndan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin ağırlığını kaldıramayacağı, o saat size ansızın gelecektir. Sen sanki onu biliyormuşsun gibi onu sana soruyorlar. Deki; onu bilmek, ancak Allah'a mahsustur ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler. 187 (Araf)

Ayet-i Celilesi'ni inzal buyurdu.*

 

 

Ebu Hureyre'den rivayet olunmuştur; O der ki: Hz. Peygamber (s.a.v.)'den Kur'an öğrenme hususunda ashab son derece aceleciydi. Öyleki Hz. Peygamber (s.a.v.) birşey okuyunca onlarda onunla birlikte okurlardı. Bunun üzerine ...... İbni Abbas der ki: Hz Peygamber (s.a.v.) farz namazları kılarken cehren okurdu. Ashab da seslerini yükselterek okurlardı ve dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kıraatını karıştırmasına sebep olurlardı. (ve okunanı anlaşılmaz hale getirirlerdi.) Bunun üzerine Allah:

Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun. umulur ki; esirgenmiş olursunuz. 204 (Araf)

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurdu.

Rabb'ini sabah akşam yüksek olmayan bir sesle kendi kendine ürpertiyle yalvara yalvara ve için için zikret gaflete kapılanlardan olma. 205 (Araf)

 

Dini tebliğ etme gibi vazifesi bulunanların ve bunu kendilerine meslek edinenlerin sokakta düğün yapıp da bağıra bağıra Kur'an okuyan ve okutan insanların bu ayetten alacakları çok büyük dersler olmalı diye düşünüyoyum. Çünkü dinlemeyenleri de sorumluluk altına sokuyorlar. Yani çifte yanlışlığa sebep oluyorlar.*

+++

 

 

 

 

CİN SURESİ

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: “Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabından bir toplulukla birlikte Ukaz panayırına gitmek için yola çıkmıştı. Üzerlerine alevli yıldızlar gönderilmek suretiyle şeytanların (cinlerin) gökten haber almaları önlenmişti. Bu durumu gören şeytanlar (cinler) kendi topluluklarına döndüler. Onlara;

-Size ne oldu diye sordular? Onlar:

-Üzerimize alevli yıldızlar gönderilerek gökten haber almanız engellendi dediler.

Bunun üzerine onlar:

-Sizin gökten haber almanızı engelleyecek mutlaka birşey olmuştur. O halde sizin gökten haber almanızı engelleyen bu şeyin ne olduğunu anlamanız için tüm arzı doğusundan batısına kadar dolaşın dediler. İçlerinden Tıhami'ye doğru yönelen cinler Ukaz panayırına gitmek için NAHLE'de bulunan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına vardılar. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabına sabah namazı kıldırıyordu. Kur'anı işitince ona kulak verdiler ve:

-Vallahi sizin gökten haber almanızı engelleyen budur dediler. Sonra buradan topluluklarına dönerek.

-Ey halkımız! Biz doğru yola ulaştıran harikulade bir Kur'an dinledik. Ona iman ettik, o halde Rabb'imize hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız dediler. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Ey Muhammed! Deki: “Cinlerden bir topluluğun Kur'anı dinledikleri ve şöyle söyledikleri bana vahyolundu. Doğrusu biz doğru yola ulaştıran harikulede güzel bir Kur'an dinledik. Ona iman ettik. O halde Rabb'imize hiçkimseyi ortak koşmayacağız. 1-2 (Cin)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

Burada Peygamberimiz(sav)'e sadece cinlerin sözü vahyolunmuştur. 1 ile 15. ayetler cinlerin konuşmalarının vahyidir.

Cinler konuşmaya devam ediyor.

Bize gelince, bizden müslümanlar da var. (Müslüman olmayıp) doğru yoldan sapanlar da var. Kim İslam'a girmişse işte onlar doğru yolu bulanlardır. 14

Doğru yoldan sapanlara (İslam'a girmeyenlere) gelince, işte onlar cehenneme odun olmuşlardır. 15 (Cin)

Burada cinler var mı, yok mu akli yönden tartışmaya girmeye gerek görmüyorum. 21. Yüzyıla girdiğimiz bu yıllarda görünmeden dünyanın bir ucundan bir ucuna kablosuz enerji nakledilebiliyorsa. Televizyonlarda görüntüler, radyolar dalgalarla seslerini ulaştırabiliyorlarsa, hal böyleyken hala cinin varlığını kabul etmeyen insanlara bizim diyeceğimiz birşey yok. Allah ıslah eylesin. *

+++

 

 

 

 

YASİN SURESİ

 

İbni Abbas der ki: “Hz Peygamber (s.a.v.) Mescid-i Haram'da sesli olarak Kur'an okuyordu. Onun bu okuyuşundan rahatsız olan bazı Kureyşliler onu yakalamak için yerlerinden kalktılar. Birden bire elleri boyunlarında toplanıverdi. Gözleri kör olup görmez oluverdiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v)'in yanına gelerek:

- Ey Muhammed! Allah aşkına ne olur bizi bu durumdan kurtar diye yalvardılar.

İbni Abbas der ki: “Kureyş'in hiçbir kolu yoktur ki, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in onlarla akrabalığı mevcut olmasın. (Yani Peygamber (s.a.v.) bütün Kureyşlilerle akrabadır) 10'a yakın amcası oldugu söylenir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) onların içinde bulundukları beladan kurtulmaları için dua etti ve kurtuldular. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Yasin 1

Hikmetli Kur'ana and olsun ki; 2

Sen elbette gönderilmiş elçilerdensin. 3

Dosdoğru bir yol üzerinde 4

(Kur'an) güçlü ve üstün olan, esirgeyen bağışlayan (Allah'ın) indirdiği kitaptır. 5

Babaları uyarılmamış ve bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik) 6

And olsun ki: onların çoğunun üzerine o azap sözü gerçek olmuştur. Artık inanmazlar. 7

Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelerine kadar dayanmıştır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. (Kendilerini Kaf Dağı'nda zannederler.) 8

Biz onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylece onları örtüverdik, artık görmezler. 9

Onları uyarsanda uyarmasanda onlar için birdir. (farketmez) Çünkü onlar iman etmezler. 10 (Yasin)

Ayet-i Celile'lerini inzal buyurdu.

Yine İbn-i Abbas der ki: Bu topluluktan hiçbiri iman etmemiştir.

Tebliğ için ibret var. Peygamberimiz (s.a.v.)'in sabrını taktir edip iman etmemek imkansız. Ne yazık ki!!!

Sabretmiyorlar. *

 

 

Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz. Hemen artık onlar karanlıkta kalıvermişlerdir. 37 (Yasin)

Bir kimse sadece bu ayetin anlatmak istediği hadise üzerinde bile düşünse, bu nizamın ardında, kudret ve hikmet sahibi güçlü bir iradenin olduğunu görecektir.*

 

 

Güneş de kendisi için (önceden tespit edilmiş) olan varacağı ve duracağı bir zamana doğru akıp gitmektedir.38

Ay'a gelince biz onun içinde bir takım uğrak yerleri taktir ettik; sonunda o eski bir hurma dalı gibi döner. 39 (Yasin)

Bu sayılan gezegenler daha önceleri sabit oldukları varsayılıyordu hatta dünya düz kabul ediliyordu. Bugün ise bu gezegenlerin 10 veya 100 mil hızla hareket ettikleri kabul edilmektedir. Astronomi bilginlerine göre güneşin tüm sistemiyle birlikte saniyede 20 km . hızla hareket ettiği bildirilmektedir.

Bence astronomik bilgilerle daha derine inmek doğru değil. Pozitif ilim denilen şey sürekli olarak icat ve keşiflerle değişkendir. Şu anda değişmeyen ise kainatın nizamıdır. Değişmeyeni değişenle açıklamak mantık kuralları açısından yanlıştır. Çünkü dün doğru denileni bugün yahut yarın yeni icat ve keşifle yanlış diyebilmek mümkündür. İnanan inanır, inanmayan inanmaz demek gerekir. *

 

 

İbn-i Abbas der ki: (As Bin Valid veya Uhey Bin Halef) Hz. Peygamber (s.a.v.)'e çürümüş bir kemik getirerek onu ufalamaya başladı ve Peygamberimiz(sav)'e:

-Ey Muhammed! Allah bu kemikleri böyle çürüyüp dağıldıktan sonra mı diriltecek diye alay ederek sordu? Hz. Peygamber (s.a.v.):

Evet! Allah onu diriltecek ve sonra seni cehennemin ateşine sokacak diye cevap verdi.

Bunun üzerine:

İnsan kendisini bir nutfeden (embriyodan) yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da bu çürümüş kemikleri kim yaratacak diyerek bize misal vermeye kalkar. 77-78

-Ey Muhammed! Deki: Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilendir. 79

Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Siz de ondan ateş yakarsınız. 80

Bu gökleri ve yeri yaratan onların benzerini yaratamaya kadir gücü yeten değil midir? Elbette kadirdir. Çünkü o yaratan, bilendir. 81

Bir şeyi dilediği zaman. O'nun buyruğu sadece o şeye “OL” demektir. O da hemen oluverir. 82

Herşeyin hükümranlığı elinde olan ve sizinde kendisine döneceğiniz, Allah; herşeyden münezzehtir. 83 (Yasin)

Bu Ayet-i Kerimeler Cenab-ı Hak tarafından inzal buyruldu. *

+++

 

 

 

 

FÜRKAN SURESİ

 

İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur. Bu tatlı, susuzluğu giderici. Bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerini karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur. 53

Ve insanı bir sudan yaratıp ona soydan gelen ve evlilikten doğan bir hısımlık veren O'dur. Rabb'inin herşeye gücü yeter. 54 (Furkan)

Bu Ayet-i Kerimede anlatılmak istenen tatlı ve tuzlu suyun birbirine karışmadığıdır. Beşeri bilim tarafından 20. Yüzyılda ayetin değindiği konu yeni keşfedilip insanlığın bilgisine sunulmuştur. Güney Afrika'nın CapeTown şehri yakınlarında iki okyanus suyunun biri tatlı diğeri tuzlu olarak birbirlerine karışmamaktadır. Bu durum okul kitaplarında öğretilmektedir. *

 

 

İbn-i Mesut derki: Hz. Peygamber (s.a.v.)'e

Hangi günah daha büyüktür? diye sordum.

O:

-Seni yaratan Allah'a eş koşmandır. Buyurdu, ben;

-Sonra hangisi diye sordum.

Peygamberimiz (s.a.v):

-Seninle birlikte yemek yemesinden korktuğun çocuğunu öldürmen buyurdu.

Yine ben:

-Peki sonra hangisi diye tekrar sordum.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Komşunun karısıyla zina etmendir.

Bunun üzerine Allah peygamberimiz (s.a.v.)i doğrulamak maksadıyla :

 

Onlar Allah ile birlikte başka bir ilaha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar. Zina etmezler; kim bunları yaparsa günaha girmiş olur. (Cezaya çarpıtılır.) 68

Kıyamet gününde azabı kat kat (iki kat) yapılır ve o azabın içinde alçaltılmış olarak sürekli kalır. 69

Ancak tevbe eden, iman edip salih amel işleyen kimseler bunu dışındadır. İşte Allah bunların (tevbe edenlerin) kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır. Çok merhamet edendir. 70 (Furkan)

Ayet-i Kerimelerini inzal buyurmuştur. *

+++

 

 

 

 

FATIR SURESİ

 

Gökleri ve yeri yaratan, ikişer üçer dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah'a hamd olsun. O yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir. 1 (Fatır)

Burada elçi ifadesi Allah'tan Hz. Peygamberimiz (sav)'e mesaj getiren melekler olduğu gibi, tüm kainatta Allah'tan aldıkları emirleri yerine getiren ve uygulayan melekler anlamında da kullanılmıştır. Bu ayetin inmesindeki gaye şu olabilir. Mekke'li müşrikler, melekleri Allah'ın kızları olarak kabul ediyordu. (Bugün yurdumuzda bile birçok eserlerde kanatlı kız şeklinde resimler satılmaktadır. Çocuklarımız ve halkımız meleği o şekilde algılamaktadır. Bu hurafenin Mekkeli müşriklerin cahiliye devrinde inandıkları melek portresinden alındığı bilinmelidir.)

Oysa bunlar sadece Allah'ın hizmetkarları, O'nun emirlerini yerine getirmek için nasıl koşuşup dururlarsa aynı şekilde melekler de kainatın gerçek hükumdarı olan Allah'ın emirlerini yerine getirmek için uçuşup dururlar. Meleklerin Allah'ın hükümranlığında söz hakkı yoktur.

Bizler bilimsel olarak Allah'ın dediğinden başka meleklerin kanatları hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkına sahip değiliz. Ancak Allah meleklerin kanatları hakkında, insanların kuşlar için seçilmiş olan sıfatları melekler için de kullanmıştır. Bu ayetten ayrıca dörtten fazla kanatlı meleklerin de olduğu anlaşılmaktadır.

Abdullah Bin Mesut'tan rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s.a.v.) Cibril'i 600 kanatlı olarak gördüğünü söylemiştir.Yine Hz. Ayşe'den bir rivayetle Peygamberimiz(sav) Cibril'i 2 kez asli şeklinde, 600 kanadı olduğunu ve bütün ufku kaplamış olarak gördüğünü söylemiştir.

Cenab-ı Hak bu ayetinde kısaca Allah'ın ortağı yoktur. Allah'ın ortağı olduğu hususundaki tüm düşünceler asılsızdır. Kainatta yegane güç ve kudret sahibi Allah'tır. Rızk ondandır. Fayda ve zarar verebilecek yalnız O'dur. O'nun dışında başka yaratıklardan herhangi bir menfaat ummasınlar. Yalnız ve yalnız Ben'den umsunlar ve dilesinler demektedir. Anlayana ve aklı olanlara. *

 

 

İbn-i Abbas der ki: Peygamberimiz (s.a.v.):

-Allah'ım dinini, Ömer Bin Hattap ya da Am Bin Hişam Ebu Cehil'den biri ile hangisini daha çok istersen onunla güçlendir diye dua ettiği için bu:

Kötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse (iyi kimse gibi) olur mu? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Öyleyse onlara üzülerek kendini yıpratma! Çünkü Allah onların ne yaptıklarını bilendir. 8 (Fatır)

Ayet-i Kerimesi nazil olmuştur. Allah Hz. Ömer'e hidayet nasip etmiş. Ebu Cehil'i saptırmıştır. Bu ayet ikisi hakkında nazil olmuştur. *

 

 

Allah sizi topraktan yarattı sonra bir damla sudan, sonra da sizi çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın hiçbir dişi, gebe kalmaz ve doğuramaz da. Ömür sürene (ömrü olana) ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır. 11 (Fatır)

Bu ayette hitap, normal insanlara yöneltilmiştir. Rahat anlamaları bakımından.

İlk olarak insanın topraktan yaratıldığı daha sonra nutte halindeki embriyolarla nesillerin devam ettiği vurgulanmaktadır.

En önemlisi de insanın ömrü daha doğmadan tayin edilmiştir. İnsanın ne kadar ömür süreceği daha önce kararlaştırılmış ömrün kısa ya da uzun olması Allah'ın taktirine bağlıdır. Buradan nasıl olsa ömür tayin edilmiş, güvenli olmak için tedbir almaya ne gerek var anlamı çıkarılmamalı. Çünkü: Allah biliyor ama insan bilmiyor. İnsan sonuçtan değil sebeplerden sorumludur. Ezelde insanın dünyada yapacağı bütün söz, hareket ve fiiller sonucunda o ömür taktir ediliyor. *

 

-Ey İnsanlar! Siz Allah'a (karşı fakir aciz olan) muhtaçlarsınız. Allah ise Ganiy, hiçbir şeye ihtiyacı ve muhtaç olmayandır. Zengindir ve övülmeye layıktır. 15

Dileyecek olursa sizi yok eder ve sizin yerinize yepyeni bir halk getirir. 16

Bu Allah'a göre güç, zor değildir. 17 (fatır)

Bu ayetlerle bütün insanlara hitap ediliyor. Ayetler son derece açıktır ve tevile, yoruma gerek yoktur.*

 

 

Gerçekten Allah'ın kitabını okuyanlar namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli veya açık infak edenler (dağıtanlar) kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti (kazancı) umabilirler. 29 (Fatır)

Yani ayette sıfatı sayılan işleri yapan kişilerin yapmış oldukları fiillerin karşılığını alacakları vurgulanmaktadır. Bir ayrıntı, Namazla infak beraber zikrediliyor. Kur'an'ın müteaddit ayetlerinde bu böyledir. Bence dost seçilirken dikkat edilecek kriterlerden biridir. Namaz ve infak. Veren elden hiçbir zaman korkmaya gerek yoktur. Alan elin yanına bile yaklaşılmamalı. Şunu da belirtmemde fayda var. Verenden kastımız, kendi alın teriyle kazandığıdır. Yoksa havadan kazandıklarından değil.

Çünkü Allah; onların mükafatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır. Şükrün karşılığını verendir. 30 (Fatır) *

 

 

Abdullah Bin Ebi Evfa der ki: Bir adam Peygamberimiz (s.a.v.)'in huzuruna gelerek

-Ey Allah'ın elçisi! Uyku Allah'ın bu dünyada gözlerimizi dinlendirdiği nimetlerdendir. Acaba cennette de uyku var mıdır? diye sordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Hayır yoktur, çünkü uyku bir nevi ölümdür. Cennette ise ölüm yoktur buyurdu.

-Peki onların rahatlıkları nedir? diye sordu.

Ancak bu soru Peygamberimiz (s.a.v.)'e ağır geldi ve:

-Orada yorulmak diye birşey yoktur. Onların her işi rahattır buyurdu. Bunun üzerine Cenab-ı Hak :

O (Rab) bizi lütfuyla sonsuzluk yurduna yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ve ne de bir usanç gelecektir. 35 (Fatır) Ayeti kerimesini inzal buyurdu.

İnkar edenlere de cehennem ateşi vardır. Orada onlara ne ölümle hükmedilir ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir. İşte biz her nankörü (küfürde ileri giden herkesi) böyle cezalandırırız. 36

Onlar orada (cehennemde) Rabb'imiz bizi çıkar (önce) yaptığımız kötülüklerden dolayı salih amel işleyelim diye feryad ederler. Size (dünyada) öğüt alacak olanın öğüt alacağı kadar bir süreyle yaşatmadık mı sizi? (Halbuki) size (dünyada iken) uyarıcı da (Peygamber de) gelmişti. (fakat inanmadınız) Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. 37 (Fatır)

35. Ayette cennetin nasıl olacağı anlatıldıktan sonra 36 ve 37. Ayetlerde kafirler için cehennem anlatılıyor. Cehennemde de neler diyecekleri ifade ediliyor. Cehennemliklerin iyi amel işlemek için Allah'tan af dileyip tekrar dünyaya dönmek istemeleri ve bu geri dönüş isteminin gerçekleşmesi Sünnetüllah'a aykırı olduğu gibi akla ve mantığa da aykırıdır. Çünkü kainat nizamı ve evren ileri doğru gidip boyut değişimine uğramaktadır. Yani İnsan ve evren bir dakika önceki insan ve evren değildir. Dünya hayatında bile hiçbir zaman geri dönüş yoktur. Dün geçmiştir. Yarının geleceği meçhuldür. An şu anda yaşadığındır. Değerlendirdiysen değerlendirdin. Değerlendirmediysen sonra değerlendireyim yoktur. Yalnızca pişmanlık ve tevbe kapısı açıktır. Bu kural, bu dünyadaki insanlar arasındaki ilişkilerde de böyledir.

Ayette öğüt alabileceğiniz kadar ömür vermedik mi sorusuyla: İyi ve kötü arasını ayırabilmenin mümkün olduğu ve hesaba çekilmeyi hak edici bir yaş limiti kadar yaşatıldığı vurgulanmaktadır.

Sorumluluk, yaşamış olduğun yaşa göre artacaktır. Hatta bir kimse uzun süre yaşamış olmasına rağmen Allah'a inanmayarak yaşamışsa Allah'a karşı kendisinin hiçbir özrü bulunmayacaktır.

Nitekim Hadis-i Şerif'te (Ebu Hureyre Bin Sad) Peygamberimiz (s.a.v.): “Şayet bir kimse kısa bir ömür yaşamışsa onun için küçük bir özür söz konusudur. Ancak 60 sene ve daha fazla yaşamışsa artık onun için hiçbir özür ileri sürme imkanı yoktur.” buyurmuştur. Yani kafirler için uzun ömür dezavantajdır. (Buhari, Nesei, İbni Cerir, İbni Ebi Hatim) *

 

 

Kureyş'liler Hz. Muhammet (s.a.v.)'e nübüvvet gelmezden önce: Şayet Allah, bizden (Kureyş'lilerden) bir

peygamber göndermiş olsaydı, ümmetlerden hiçbiri yaratıcısına bizden daha itaatkar olamaz. Peygamber'ini bizden daha iyi dinleyemez. Kitabına bizden daha iyi sıkı bağlanıp sarılamazdı diye söylerlerdi. (İbni Ebi Hatim)

Kureyşin sözlerini delalet ederek Cenab-ı Hak:

Onlar kendilerine eğer uyarıcı bir peygamber gelirse, hiç kuşkusuz herhangi bir toplumdan daha çok doğru olacaklarına dair Allah'a yemin etmişlerdi. Sonra kendilerine bir uyarıcı (bir peygamber kendi soylarından olmasına rağmen) gelince. Bu onların nefretlerini arttırmaktan başka birşey yapmadı. 42 (fatır)

Ayet-i Kerime'yi inzal buyurdu. *

 

 

Yeryüzünde büyüklük taslamalarını ve kötü tuzaklar kurmalarını arttırdı. Kötü tuzak ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilerin (kavimlerin) kanunundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda bir değişiklik olmaz; Siz Allah'ın kanununda bir sapmada (bulamazsınız) bulunmaz. 43 (Fatır)

Bu ayette de Peygamberimiz (s.a.v.)'in kendi kavimlerinden olmasına rağmen döneklik yapıp, Peygamberimiz(sav)'e tasdik etmedikleri için (sebebi olarak da kibir ve gurur oluşu ifade ediliyor.) Kureyş'lilerin tuzak ve hilelerinden bahsediliyor. Önceki tevhit dinlerinde ne varsa Kur'anda da elbette onun olacağı hükümlerinde bir değişikliğin olmayacağı vurgulanıyor. Eğer siz kendi arzunuz ve nefsinize göre bir kitap, bir peygamber bekliyor idiyseniz (sizin kötülüklerinizi kabullenici olarak) beyhude beklemeyin. Allah'ın kanununda sapma olmaz diye Kureyş'li müşrikleri uyarıyor. Yapmış olduğunuz kötülük ve tuzaklardan hiçbir şey çıkmaz. Ancak kendi kendinize kötülük yapmış olursunuz açıklamaları yapılıyor. *

+++