EUZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTANİRRACİYM, BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM.

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla, şeytanın ve cinlerin şerrinden Allah'a sığınırım.

 

FATİHA SURESİ

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla 1

Hamd alemlerin Rabb'i olan Allah'a mahsustur 2

(O) Rahman'dır, Rahimdir 3

Din gününün sahibidir 4

(Rabbimiz) Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım isteriz (dileriz) 5

Bizi doğru yola ilet 6

Nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet); kendilerine gazap edilenlerin ve sapıkların yoluna değil! 7 (Fatiha)

 

Fatiha Suresi Mekke'de inen İlk surelerdendir. Fakat biz de ustadlarımızın gösterdiği hashasiyeti göstererek, nazil olan ilk sure olup olmamasını dikkate almadan Allah'a teslimiyetimizden ve Kur'an'a olan saygımızdan dolayı Fatiha Suresi'ni yazımızın ilk başına aldık. “And olsun, biz sana tekrarlanan yedi ayeti (seb'i mesani) ve o büyük Kur'an'ı verdik” (Hicr, 15/87) ayeti bu sureden söz eder ve ayet sayısını da bildirir.Yine Peygamberimiz (s.a.v) (Buhari Tefsir, 8/2) “Kur'an-ı Kerim'de en büyük sure, Seb'i mesani olan El-hamdülillehi Rabbi'l-alemin'dir.” buyurmaktadır.

Sa'lebi tefsirinde Amr İbni Şurahbil'den; Fatiha Suresi'ni ilk nazil olan sure olduğundan söz eder.

Amr. İbn Şurahbil şöyle anlatır: Kur'an'dan ilk nazil olan “El-hamdülillahi Rabbi'l-Alemiyn”dir. Şöyle ki: Hz. Peygamber(sav) Hz. Hatice'ye gizlice “Bana (aklıma) bir şey karışmış olmasından korktum.” demişti. Hz. Hatice: “O da ne ki? Nereden böyle bir korkuya kapıldın?” diye sorunca, Efendimiz(sav): “Yalnız olduğum bir sırada “OKU!” diye bana seslenildiğini duydum” dedi. Sonra Hz. Peygamber(sav) Varaka İbn Nevfel'e gidip durumu anlatınca Varaka: “Sana bu ses tekrar vuku bulacak olursa olduğun yerde kal, kaçıp orayı terketme, iyice dinle” dedi. Hz. Peygamber(sav)'de öyle yaptı. Cibril geldi ve O'na: “Rahman Rahıym olan Allah'ın adıyla. El- Hamdülillahi Rabb'il-Alemiyn de.” dedi diye rivayet edilmektedir.

Varaka; Hz. Hatice'nin amca oğludur. Cahiliye devrinde hristiyan olmuş, kendi dili arapçanın dışında ibraniceyi de çok iyi öğrenmiş ve İncil'i arapçaya çevirip terceme edip kitap yazabilen yetenekli, fakat yaşlılığından dolayı gözleri görmeyen bir sahıstı. Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Muhammed(sav)'in Varaka ibn Nevfel'in yanına Eşi Hz. Hatice ve yakın arkadaşı Hz. Ebubekir'le gittiği rivayetleri de mevcuttur. Daha fazla bilgi için Bedrettin Çetiner'in Esbabün Nüzul kitabının 3-4-5 ve 13. sayfalarına müracat edilebilir.

 

Kuran'ın ilk suresi olduğu için açılış yapan, açan anlamında “FATİHA” veya “FATİHATÜ'L KİTAP” (Kitabın başı)” denilmektedir. Bu sure, aynı zamanda miftah (açan, anahtar) anlamına da gelir. Bu sure bütün Kur'an-ı Kerim'e de şamildir. Fatiha Suresi'ni okuyan her insan, üzerinde iyice düşünüp tefekkür ettiğinde, daha ilk ayette bile bütünü kavrayabilir.

Ayet-i Kerime'de: “ Alemlerin Rabb'ı olan Allah'a hamd olsun” buyruluyor. Bunun nedeni:

1- İnsanların “Alemin” sözcüğünü iyi kavrayıp, üzerinde düşünüp, galaksileri, yıldızları, güneşi, ayı, dünyayı tefekkür edip (insanın) kendi yaratılışının hikmetini, yaratılış gayesini düşünerek, Allah'a iman etmesini sağlamak. Allah Rasülü (sav)'in de: “ Alem (kainat) ve Kur'an üzerinde tefekkür edin.” buyurmasıyla, Alem ve Kur'an'ın bir bütünü oluşturduğunu, bu sebeple, ne Kainat'ı Kur'an'sız, ne de Kur'an-ı Kainatsız anlamanın mümkün olmadığını dile getirmesi, konunun ne kadar önemli olduğunun bir delilidir. Sadece maddi alemi inceleyip anlamaya çalışan bir insanın yalnızca yarım bilgiye sahip olabileceği gibi, sadece Kur'an'ı inceleyip bilmeye ve anlamaya çalışan müslüman da yalnızca yarım bilgiye sahip olabilecektir. Bütünün kavranması ikisinin de bilinmesine bağlıdır. Bundan dolayı, sadece bu Ayet'in tefsiri için “yeryüzünün suları mürekkep, ağaçları kalem ve kağıt olsa” yine yetmez.

2- Dikkat edilirse Ayette: “Alemlerin Allah'ı olan Allah'a hamd olsun” denmiyor. “ Alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun” deniyor. Niçin? Bu noktanın üzerinde durmak gerekir. Çünkü o günkü cahiliye arap toplumu olan Kureyş'li müşrikler, zannedildiği gibi Allah'ın varlığına (çok azı dışında) inkar etmiyorlardı. Allah'ın varlığına inkar etmedikleri, Kur'an'da da defalarca anlatılır. “Onlara sorsan bu kainatı, yıldızları, Ay'ı, Güneş'i kim yarattı? diye. ALLAH derler.” gibi. Peki Allah'ın varlığını inkar etmediklerine göre neyi inkar ediyorlardı Mekke'li müşrikler? (çoğunluk olarak). Allah'ın RABB sıfatını! Hatta hemen hemen müslümanların ve insanlığın tamamının bildiği meşhur Firavun bile, kendisinin Allah olduğunu değil, Rabb olduğunu iddia ediyordu. Nitekim Nazirat Suresi'nin 24. Ayeti bu görüşümüzü teyit etmektedir. Bu ayette Cenab-ı Hak Firavun için: “ Ben sizin en büyük Rabbinizim. dedi” Ve Kızıl Deniz'de helaka uğradığı zaman Firavun yine : “Ben Musa'nın Rabb'ine iman ettim” demişti buyurmaktadır. (Bu inkar biçimi insanlık tarihi boyunca geçerlidir. Çünkü; Bütün insanlar genellikle tarih boyunca Rabb olmayan bir tanrıya inanmak istemişlerdir.) Rabb ne demek? terbiye eden, besleyen büyüten, eğiten, öğreten, yaratan demektir. Yaratan olduğuna göre de, aynı zamanda yarattıklarını koruyan, yoldan çıkınca düzelten, yarattığının sahibi, yücelik, efendilik, güç yetirme, emir ve nehy eden gibi manalara gelmesine rağmen, Onlar: Allah'a; Allahlık vasfın sana ait. Rabb'lık sıfatı bize yahut bana ait diyerek yeryüzünde insanlara hükmederek, onları terbiye edip eğiten, öğreten, onlar üzerinde tasarruf sahibi olan biziz. Haşa sen bu işlere karışma diyorlardı. Onun için Cenab-ı Hakk'ın, Peygamberimiz (sav)'e gönderdiği ilk emir olan “Yaratan Rabb'inin adıyla oku.” da, Hem de Kur'an'ın başlangıç suresi olan Fatiha'da aynı şeyi, aynı kuralı vurguluyor. Kısaca ifade etmek gerekirse; Cenab'ı Hak: Kullarının çoğunluğunun neyi itiraz edeceklerini, hangi sıfatlarda yanılgıya düşüp sapıtacaklarını bildiği için, hem ilk nazil olan ayette, o günkü Kureyş'li müşriklere, hem de Fatiha'yı Kur'an'ın başına koymakla kıyamete kadar gelecek müslümanlara ve bütün insanlığa, hataya düşecekleri konuyu dikkat çekiyor. Bugün yaşadıklarımıza bakınca bu vakıa bile başlı başına bir mucizedir. Çünkü: Yeryüzünde Allah'ın varlığına inkar eden çok az, ama anladığım kadarıyla da Allah'ın sıfatı olan Rabb'lığına inkar eden milyarlarca insan var. Allah'ı ahiret işini karıştırıyorlar ama dünya işini karıştırma olunca 1400 yıl önceki gibi kızılca kıyamet kopuyor. Bu durum ise “Ben başkanımı biliyor ve seviyorum.” ama “Yöneten başkanımı sevmiyorum” veya “idare eden başkanımı istemiyorum” demeye benziyor.

O zaman başkanlığın tarifi nedir? Kukla. “Allah bilir siz bilmezsiniz.”

Bu konuyu daha da somutlaştırarak açıklamak gerekirse Örneğin: Allah'ın varlığını kabul edip O'nun Rablığını kabul etmemek, kadının varlığını kabul edip onun annelik sıfatını kabul etmemeye benzer ki, böyle bir reddin ne akılla, ne de mantıkla izahı mümkün değildir. Çünkü kadının doğurganlık özelliği vardır. Dünyaya getirdiği yavrusunun, hem beslenmesinden hem eğitiminden sorumlu hem de yavrusunun tasarrufundan hak sahibidir. Geleneksel olarak da bu kural tarih boyunca aynıdır. Anne ve baba çocuğunu, bırakın evlat sahibi olmayı, torun sahibi olduğu halde bile evladını gözetmeyi, onu korumayı, ona yardım etmeyi kendinde hak sahibi görür. (Bu hak sahipliğini iyi kullanan, annenin babanın tecrübelerinden iyi faydalanan evlat, ayaklarını sağlam basar, kurda kuşa yem olmaz. Allah'ın Rablık sıfatını kabul edip O'na kul olmaya çalışan insan da sapıtıp nankör olmaz. Zaten anne bu özelliklere sahipse annedir. Yoksa anne olmanın mantığı olmaz ki. Nasıl ki, evladın annesine itiraz edip, anası olduğunu reddetmesi annesinin, annelik vasfını halel getirmezse, insanların Allah'ın Rabb sıfatını kabul etmemeleri O'nun Rabb'lığına halel getirmez. Yani onun itirazı Allah'ın Rabb olmadığı anlamına gelmez. O'nun insanlar üzerindeki tasarruf sahipliği devam eder ve sadece yaratılan kullar kendi kendilerini aldatırlar. Bundan dolayı aldanan kullar nankör ve zalim, aldanmayıp Rabb'ın istediği doğrultuda hareket eden kullar ise muttaki olurlar. Allah bütün insanları aldanmayan kullarından eylesin.

Konunun net olarak anlaşılması, olayın daha iyi kavranması için günümüz toplumuyla o günkü cahiliye arap toplumunu kıyaslayarak incelememizi sürdürecek olursak. Cahiliye dediğimiz arapların inanış şekillerini şöylece sıralayabiliriz.

1- Allah'a inanıp, O'nun Rabb'lığına ve ahiretin varlığına inanmayanlar.

2- Allah'a ve ahirete inanıp ama Rabb'lığına inanmayanlar. (müşrik hanifler(müslümanlar)

3- Ne Allah'a ne Rabb'lığa ne de ahirete inanmayanlar. (maddeciler)

4- Allah'a ve ahirete inanıp, Rabb'lığın nasıl ve nice olacağını bilmeyenler ve bunun için sürekli tefekkür edenler ki işte dördüncü maddede sayılanlar; Peygamberimiz (sav)'i de içine alan gerçek (mümin) haniflerdir. Onun için Peygamberimiz (sav)'i Cenab-ı Hak: Hira Mağarası'nda “Yaratan Rabb'inin adıyla” veya “Alemlerin Rabb'ı olan Allah'ı hamd ederek” “OKU!” derken, Rabb'ın özelliklerinin yaratmak, kerem sahibi ve bilinmeyeni öğretmek olduğunu vurgu yaparak O'nu mükemmelliğe ulaştırıyor.

Fatiha Suresi'nin Yüce Kitabımız'ın başına konma sebeplerinden bir tanesi budur diye düşünüyor yine en iyisini Allah bilir diyorum *

+ + +

 

 

 

 

ALAK SURESİ

 

Oku!Yaratan Rabb'in adıyla, 1

O insanı alaktan yarattı. 2

Oku! Rabb'in en büyük kerem sahibidir. (cömerttir.) 3

O Rabb ki; kalemde yazmayı öğretti. 4

İnsana bilmediği şeyleri öğretti. 5 Alak

Hz. Peygamber (s.a.v) Miladi 610 yılının Ramazan ayında Mekke'de tefekkür ve ibadet için Hira Mağarası'nda bulunduğu sırada ilk olarak Cebrail (a.s.) gelmiş ve “OKU!” demiş. “Ben okuma bilmem” deyince bu söyleşi üç kez yenilenmiş ve bu arada Cebrail(as) O'nu kolları arasında sıkmış, üçüncü defada Cebrail(a.s) bu surenin ilk beş ayetini vahyederek O'na abdest alıp namaz kılmasını öğretmiş, Peygamberimiz(sav)'e ilk vahiy bu şekilde gelmiştir.

Buradaki “Oku”'dan maksat benim anladığım kadarıyla kendini, insanı ve kainatı anla, varlığı kavra anlamındadır. Yüce Allah; Peygamberimiz(sav)'e önce insanlar için dizayn edilmiş olan alemi kavratıp, sonra o varlığın içinde insanı yarattığını, -ki O Allah çok kerem sahibidir- insanlara kalemle yazmayı, bunun sonucunda da bilmediği bilgileri öğretip insanlara ilim sahibi yaptığını anlatarak, Rasülü'ne geçmişe ve mevcuda yönelik konularda bilgilendiriyor.

Peygamberimiz(sav)'in ben okuma bilmem dedikten sonra bu ayetlerin inmesi Peygamberimiz(sav)'in “Oku”'yu, bir yazıyı oku anlamında anladığının düzeltilmesi içindir. Cenab-ı Hakk'ın: Kitabı oku, yazıyı oku, anlamında “OKU!” demiş olması, Rasülü'nün ümmi olduğunu bile bile kitap okuma gibi emir vermesi, O'nun İlim sıfatına aykırılık arz eder ki, böyle bir düşünce tarzı isabetli değildir kanaatindeyim. Onun için Peygamberimiz(sav)'e gelen ilk vahyin Fatiha'nın;

“ Rahman ve rahıym olan Alla'ın adıyla, Alemlerin Rabb'ı olan Allah'a hamd et.” Ayetlerinin olması daha isabetli ve mantıklıdır diye düşünüyorum. Yine en iyisini Allah bilir. *

 

 

Cabir B. Abdullah'tan Hz. Peygamber'in (s.a.v.)'in şöyle dediği rivayet olunmuştur. “Hira'da bir ay müddetle inzivaya çekilmiştim. Müddetimi doldurduğumda Hira'dan indim.Vadinin ortasına doğru yürüdüğüm sırada birden birinin bana seslendiğini işittim; ama kimseyi göremedim. Başımı kaldırdım, bir de ne göreyim, Hira'da bana gelen melek sema ile arz arasına oturmuş duruyor. Korkumdan derhal eve dönerek beni örtün diye iki kere seslendim. Bunun üzerine Allah:

 

Ey elbisesine bürünen, 1

Kalk uyar, 2

Rabb'ini yücelt, 3

Elbiseni temizle, 4

Pislikten uzak dur. 5 Müddessir

Ayet-i Celileleri'ni inzal buyurdu. (Müddessir-Buhari) *

 

 

 

İbni Abbas'tan rivayet edilmiştir. O der ki: “Hz. Peygamber (s.a.v) birgün namaz kıldığı bir sırada, Ebu Cehil çıkıp geldi ve Peygamberimiz (sav)'e:

Ben seni (Kabe'de) namaz kılmaktan men etmemişmiydim dedi. Onun bu sözüne kızan Hz. Peygamber (s.a.v.) derhal O'na çıkışıp azarladı. O'nu tehdit etti. Bunun üzerine Ebu Cehil:

Sen bu vadide benden daha fazla adamı olan, benden daha güçlü birinin olmadığını bildiğin halde, buna rağmen beni tehdit mi ediyorsun? dedi. Bunun üzerine Allah (c.c):

 

Gördün mü? şu seni men edeni 9

Namazı kılarken bir kulu 10

Ne dersin? ya o peygamber doğru yolda ise. 11

Ya da kötülüklerden sakındırmayı emrediyorsa 12

Ne dersin? bu kişi de yalanlıyor ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa? 13

Bu kişi Allah'ın herşeyi görmekte olduğunu bilmez mi? 14

Hayır, hayır, hayır! Eğer bu kişi (inadın)dan vazgeçmezse, biz onu alnından yakalayacağız . 15

O yalancı günahkar(ın) alnında(ki) saçından 16

Öyleyse o hemen meclisini çağırsın 17

Biz (de) zebanileri çağırırız 18

Sakın (Habibim) ona boyun eğme

Secde et, yaklaş. 19 Alak

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurdu. *

+ + +

 

 

 

 

KALEM SURESİ

 

İbn-i Cüreyd der ki: Müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v) hakkında, onun mecnun olduğunu, içinde şeytan bulunduğunu söylüyorlardı. Allah onların bu iddialarını reddetmek ve onları yalanlamak için,

 

Sen Rabb'inin nimeti sayesinde mecnun değilsin. 2 Kalem

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurdu.

Ve yine Hz. Ayşe validemiz (r.a.) der ki; bana Hz. Paygamber (s.a.v.)'in ahlakı soruldu.

Onun ahlakı Kur'an'dı. Kur'an'ın razı olduğuna rıza gösterir, kızdığına kızardı. Ne doğuştan ne de sonradan kötü biri değildi. Pazarlarda bağırmazdı, kötülüğü kötülükle mukaveme etmez, fakat o affeder hataları görmezden gelirdi. Yüce Allah Peygamberimiz(sav)'in güzel vasıflarını:

 

Ve sen büyük bir ahlak üzeresin! 4 Kalem

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurarak pekiştiriyor, tasdik ediyor. (Düşünen herkes bu ayetten kendisine ders çıkarabilir.) *

 

 

Çoğunluğa göre: “Zenim” (soyu damgalı) kişi, Velid İbn-i Muğire olup, babası iktidarsız olduğu için annesi O'nu bir çobanla ilişkisinden almış ve babası O'nu 18 yaşında tanımıştı. Ancak zengin olduğu için Velid tek ziyafette 20.000 dirhem harcar, fakat yoksullara tek dirhem vermezmiş. Bunun üzerine:

 

Çok yemin eden, değersiz alçak, kusur araştırıp leke süren, ikiyüzlülük edip söz getirip götüren, hayra hep engel olan, saldırgan olup hakları çiğneyen, günah işleyen kaba şerefsiz ve sonra soysuz olan hiçbir kimseye mal ve evlat sahibi oldu diye boyun eğme! 10-14 Kalem

Ayet-i Kerime inzal buyrulmuştur.

 

Burada yüce Allah, kafirlerin ruh ve davranışlarını deşifre ederek onlara boyun eğilmeyeceğine dair tembihte bulunuyor. *

 

 

Kendilerine ayetlerimiz okunduğu zaman “Eskilerin masalları” dedi. 15

Biz yakında onun hortumunun üstüne damga basacağız. (Burnunu sürteceğiz) 16 (Kalem)

 

İşte kendisinde bulunan bu sıfatlar yüzünden sonunda onun ne halde olacağına dair Allah'ü Teala Velid Bin Muğire'nin şahsında bütün kafirleri ve müşrikleri uyarıyor. Bu Ayet-i Kerimeler'in Ahnes Bin Şürayk, Esvet Bin Abd Yağus hakkında nazil olduğu da söylenir. *

+ + +

 

 

 

MÜZZEMMİL SURESİ

 

Sa'd bin Hişam'dan rivayet olunmuştur. Sa'd bin Hişam derki: “ Hz. Ayşe'ye:

-Bana Resulullah (s.a.v.)'in gece namazlarından bahsetmedin dedim. O bana:

-Müzzemmil Suresini okumuyor musun? diye sordu

-Evet okuyorum dedim. O:

-Allah bu surenin başında gece namazlarını farz kılmıştı.

 

Ey örtüsüne bürünen 1

Geceleyin kalk (namaz) kıl; yalnız gecenin birazında (uyu) 2

Gecenin yarısında (kalk), yahut bundan biraz eksilt 3

Veya üzerine ilave et ve ağır ağır Kur'an oku. 4 (Müzzemmil)

 

Bu ayetler üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) ile ashabı bir sene müddetle gece namazı kıldılar. Öyle ki çok namaz kılmaktan ayakları şişerdi. Allah bu surenin sonunu 12 ay müddetle semada tutmuştu. Nihayet bu surenin sonunda müslümanlara kolaylık getiren.

 

Ey Muhammet! Şüphesiz Rabb'in, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinde biraz, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde (namaza) kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah takdir eder, sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiği için tevbenizi kabul etmiştir. Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun, Allah içinizden hastalar olacağını başkalarının, Allah'ın fazl keremini aramak için yeryüzünde dolaşacaklarını, bir başkalarının ise Allah yolunda savaşacaklarını bilmektedir. O halde: KUR'AN'DAN KOLAYINIZA GELENİ OKUYUN, namazı kılın, zekatı verin, Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun. Kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah, çok bağışlayan çok esirgeyendir. 20 (Müzzemmil)

Ayeti'ni Allah inzal buyurdu.

 

Böylece gece namazları farz iken nafile oldu. Hayırların da ölmeden önce verilmesi gerektiğini Cenab-ı Hak bildiriyor. *

+ + +

 

 

 

MÜDDESSİR SURESİ

 

Müddesir Suresi'nin 30. Ayeti inmezden evvel Bera'dan rivayete göre yahudilerden bir gurup, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ashabından birine, cehennemin bekçilerini sormuştu. O da Hz. Peygamber (s.a.v.)'in huzuruna varıp O'nu durumdan heberdar etti. Bunu üzerine o saat Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Cenab-ı Hak:

 

Üzerinde ondokuz (muhafız melek) vardır. 30 (Müddessir)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

 

Bu Ayet-i Kerime nazil olduktan sonra Ebu Cehil:

-Ey Kureyş topluluğu Muhammed sizi ateş ile azap edecek olan Allah'ın ordularının 19 kişiden ibaret olduğunu iddia ediyor. Oysa sizler sayıca daha çoksunuz. Sizlerden 100 kişi onlardan biri ile başedemez mi? dedi. Ebul Esedd ise:

-Ey Kureyş topluluğu! 19 bekçi sizi asla korkutmasın çünkü ben sağ omuzum ile onların onuna, sol omuzum ile de dokuzuna karşı sizi korurum dedi. Bunun üzerine Allah'ü Teala:

 

Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden yapmışızdır. Onların sayısını da inkar edenler için de bir imtihan vesilesi kıldık ki, böylece kendilerine kitap verilmiş olanlar iyice inansın. İman edenlerin imanı artsın, kitap verilenler ve iman edenler şüpheye düşmesinler. Kalplerinde hastalık bulunanlar ile kafirler de “Allah bu (19) misallemeyle neyi murat etti.” desinler. Böylece Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola iletir. Rabb'inin ordularını ancak kendisi bilir. Bu insanoğluna bir öğütten ibarettir. 31 (Müddessir)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

 

Ayette geçen “on dokuz” sayısı üzerinde insanların ruhi ve ahlaki güçlerinin analizini yapıp sınıflandırarak bu sayının sır ve hikmetini açıklamaya çalışıp çeşitli yorumlar getirmişler. Ayetten anlaşılacağı gibi 19 cehennem bekçileridir. 19 sayısı ise Peygamberimiz(sav)'e sınamak isteyen yahudilere bir cevaptır. Önceki kutsal kitaplarda da mevcut olduğu için bu sayı zikredilmiştir. Yoksa on dokuz sayısının özel bir sırrı yoktur. Sayıya sır yüklemek isteyenler başka dinlerden etkilenenlerdir. İllede sır aranmak isteniyorsa: Kainatta ve Kur'an'da sır olmayan bir şey yok ki. İnsan kendine ve etrafına baksa sırdan başını kaldıramaz. Her şey birbirine bağlı olarak özenle ve düzenle inşa edilmiş. Dünyadaki mevcut düzeni bozan sadece insanlar. İnsanların dışında yeryüzünde hiç bir mahluk bu esrarlı düzeni bozmuyor. Cenab- Hak: Yeryüzündeki isyankar ve çıkarcı insanların, düzenin ara taşları(harçları)ndan olan ekelojik dengeyi bozacaklarını bildiği için kıyametten haber veriyor. Yoksa durduk yerde kıyamet niye kopsun. *

 

 

Böyle iken onlara ne oluyor ki, adeta yırtıcı hayvanlardan (arslandan) ürküp kaçan yaban eşşekleri gibi (hala) öğütten yüz çevirip duruyorlar. 49-50-51 (Müddessir)

 

Bu ayetlerde de kafirler ayıplanmakta, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in çağrısına sırtlarını dönmeleri (kendi atasözleri gereği) vahşi eşeklerin kendilerine görünen yırtıcı (aslanlardan) hayvanlardan kaçmaları gibi İslam'dan kaçmalarının nedenleri sorgulanmaktadır. Eşşek sözcüğü ilgimi çektiği için bu ayetleri buraya aldım, benim için önemliydi. *

 

 

Bununla birlikte Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. Koruyacak olan da bağışlayacak olan da O'dur. 56 (Müddessir)

 

Bu ayet ile insanlarda mutlak olarak tercih ve irade kabiliyetinin olduğuna ortaya koyan diğer ayetler arasında çelişki (zıtlık) varmış gibi görüldüğünden ayetler çeşitli kelâmî ekollere mensup alimler arasında tartışma konusu olmuştur. Halbuki böyle bir çelişki yoktur. Cenab-ı Hak, bizim ezelde bugün cüz-i irademizle ne yapacağımızı bildiği için O öyle dileyip yazmıştır.

Kulun bu günkü yaptığı ile, Cenab-ı Hakk (bizim) kulunun böyle yapacağını bildiği için yazdığı Külli irade örtüşüyor. Sonuçta o fiil, kulun istemesi, Allah'ın yaratma iradesiyle tevafuk ediyor. Allah'ın dilem

dilemesi gerçekleşiyor. Bu şöyle misallendirilebilir: Küçük çocuk elindeki çay bardağından çay içmektedir. Çocuğun hal ve hareketleri anne veya baba tarafından gözlemlendiğinde çocuğa tembih edilir. Yavrum yavaş, bardağı düşüreceksin. Sonuçta çocuk bardağı elinden düşürür. Baba veya anne demedim mi bardağı elinden düşereceksin diye? Çocuk da nereden bildin bardağı düşürüp kıracağımı der. Herkesin başından geçmiştir. Bunu bilmek için kahin olmak gerekmez. Büyük iradenin (annenin babanın) tecrübesi, düşüncesi beyin ve akli yapısı, bunu seziyor. Aynen bunun gibi. Allah yarattığı ve yaratacağı kulun ne gibi hareketler yapacağını, nasıl davranacağını bildiği için onu öyle yazıyor. Zaten bu dünyada kimin ne yapacağı, kimin iman edip etmeyeceği belli. Yüce Allah insanoğlunu dünyaya gönderip orada sebeplerini halkettirmeden direk olarak ruhları cennet veya cehenneme soksaydı kul sebeplerin kendisinin isteği üzerine meydana geldiğini görmeyeceğinden adaletin tecelli etmediğini düşünecekti. Bu nedenle Allah, adaletin tecellisini kolaylaştırmak, kulun itiraz hakkını elinden almak için insanlara bu maddi dünyayı yaratmıştır. Onun için bu dünya imtihan dünyasıdır. Yine de en iyisini ve en doğrusunu Allah bilir.

Bir başka düşüncemize göre de Cenab-ı Hak; yüz çevirme, inat ve düşmanlık bakımından inkarcıların gösterdiği olumsuz tavra karşı Peygamberimiz (s.a.v.)'in üzülmemesi için O'nu teselli babından Ayet-i Kerime'yi inzal buyurmuştur. Peygamberimiz(s.a.v.)'in; müşriklerin elebaşlarının, yakın amcalarının, en yakınında bulunan pek çok dost ve akrabalarının, düşman oldukları düşünüldüğünde ne kadar zor durumda olduğu teselliye ne kadar ihtiyacının bulunduğu kendiliğinden hissedilecektir. Nihayetinde Peygamberimiz(sav) de bizler gibi yiyip içen, bedeni ve ruhi ihtiyaçları olan bir insandı. Aynı tepkiler bizim üzeremizde olsaydı, ne halde olurduk düşünmekte yarar var. *

* * *

 

 

TEBBET SURESİ

 

İbni Abbas der ki: Yakın arkadaşlarını uyar, onları İslam'a davet et, Ayet-i Kerimesi nazil olduğu zaman Hz. Peygamber (s.a.v.) Safa tepesine çıkıp:

Ey sabahçılar! Ey falan falan oğulları! diye seslendi. Sesini duyanlar etrafında toplanınca onlara:

-Söyleyin bana bu dağın arkasında düşman süvarilerinin bulunduklarına size hücum etmek istediklerine haber verseydim bana inanır mıydınız? dedi. Onlar:

-Evet inanırdık; çünkü senin yalan söylediğine hiç şahit olmadık dediler. O zaman Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Öyleyse, önümde şiddetli bir azabın olacağını size haber veren ve size gönderilen bir elçi, uyarıcıyım dedi.

Hz. Peygamber(sav)'in sözlerine kızan Ebu Leheb derhal yerinden kalkarak:

-Ellerin kurusun! Bizi buraya bunun için mi topladın? dedi. (Bazı hadis-i şeriflerde Ebu Leheb'in eşinin Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yoluna dikenler attığı da zikredilir.)

Bunun üzerine yüce Allah (c.c.):

 

Ebu Leheb'in iki eli kurusun; Kurudu ya 1

Malı ve kazandıkları kendine bir yarar sağlamadı 2

Alevi olan bir ateşe girecektir. 3

Eşi de odun hamalı olarak boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) vaziyette. 4 (Tebbet)

Bu surenin tamamını inzal buyurmuştur.

 

Şunu hatırlatmak gerekir ki: Ebu Leheb Peygamberimiz (sav)'in amcası, Ebu Leheb'in karısı ise yine Peygamberimiz (sav)'in amcası olan Ebu Sufyan'ın kızkardeşi Ümmi Cemil'dir.

Bu olay Kur'an-ı Kerim'de, vuku bulmuş gibi mazi sıygasıyla anlatılmıştır. Elin kırılmasından ve kurumasından maksat ölmesi demektir. Ebu Leheb Rasülullah'ı yenebilmek, O'nu küçük düşürmek için varını yoğunu ortaya koymuştur. Ebu Leheb'in çok cimri ve ahlaksız olduğu, bir defasında Kabe'den iki altın ceylan heykeli çaldığı rivayet edilir. Hatta O Kureyş'in en zengin dört kişisinden birisidir. Müşriklerin ölüm kalım savaşı verdiği Bedir'e bütün Kureyş'in ileri gelen liderleri gittiği halde O dörtbin dirhem alacağına karşılık yerine As Bin Hişam'ı göndermiştir.

Bu ayetin hükmü dünyada tecelli etmiştir. Bedir Savaşı'nda İslam düşmanlığında azgın, Ebu Leheb'in arkadaşları olan Kureyş'in ileri gelenleri öldüğü zaman O çok üzüldü ve sadece 7 gün yaşayabildi. Çiçek hastalığına benzer bir hastalıktan öldüğü için cesedini hiç kimse kaldırmadı. Ceset çürümeye başladı ve herkes O'nun oğullarını kınayınca, oğulları ücretli bazı zenciler tutarak bir hendek kazdırmışlar, sopayla iterek oraya ölüyü defnettirmişlerdir. Ebu Leheb'in en köklü yenilgisi ise kızları ve oğullarının hepsinin İslam'ı kabul etmesi olmuştur. *

+ + +

 

 

 

TEKVİR SURESİ

 

Güneş katlanıp dürüldüğünde. 1

Yıldızlar karardığında. 2

Dağlar yürütüldüğünde. 3

Gebe develer salıverildiğinde. 4

Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında. 5

Denizler ateşlendiğinde. 6

Nefisler eşleştirildiğinde. 7

Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda. 8

Hangi günahtan ötürü öldürüldü? diye. 9

Amel defterleri açıldığında. 10

Gök sıyrılıp alındığında 11.

Cehennem kızıştırıldığında. 12

Cennet yaklaştırıldığında. 13

Herkes ne getirmiş olduğunu bilecektir. 14

Hayır. Yemin ederim; gündüz sinip gece geri gelen yıldızlara. 15

Akıp akıp yuvasına gidenlere. 16

Kararmaya başlayınca geceye. 17

Aydınlanmaya başlayınca sabaha yemin ederim ki; 18

Şüphesiz bu değerli bir Elçinin (Cebrail) sözüdür. 19

O Elçi güçlü arşın sahibi, katında çok itibarlıdır. 20

O orada sözü dinlenen güvenilendir. 21

Arkadaşınızı cin çarpmış değildir. 22

And olsun ki O, Cibril'i apaçık ufukta görmüştür. 23

O (Cibril) gayb hakkında cimri de değildir. 24

O (Kur'an) kovulan bir şeytanın sözü de değildir. 25

Durum böyle iken siz nereye gidiyorsunuz. 26 (Tekvir)

 

Ahmed ibn Muhammed ibn İbrahim es-Sa'lebi kanalıyla Selman ibn Musa'dan rivayete göre Allah'ü Teala:

O (Kur'an) ancak alemler için ve sizden doğru yolda gitmek isteyenler için bir öğüttür. 27-28 (Tekvir)

Ayet'i Kerime'sini inzal buyurduktan sonra Ebu Cehil ve avanesi: “Madem ki iş bizim isteğimize ve irademize bırakılmıştır; istersek doğru oluruz, istemezsek doğru olmayız” demeleri üzerine Yine Allah'ü Teala:

Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz. 29 (Tekvir)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurmuştur.

 

Bu ayetlere göre bir gün yıldızlar sönecek ve ışığını yitirecektir. Kıyamete yakın H 2 O moleküllerinden müteşekkil olan denizlerin suyu hidrojen ve oksijene ayrışacak ve yanacaktır. İnanç ve amelde benzer kişiler birbirleriyle toplandığında yahut ruhlar bedende birleştiğinde bu yazıcı meleklerin yazdığı defterler, sahibi ölünce dürülecek, hesap günü bütün bu defterler tekrar açılacaktır. Yer ile gök arasındaki atmosfer alındığında (düşünmek bile istemiyorum) direkt yıldız ve gezegenlerle karşı karşıya kalındığında dehşetli ve müthiş, insan mantığının almayacağı olaylar cereyan eder.

Hz. Peygamber(sav)'in Cebrail (as)'ı gerçek suretinde iki kere gördüğü söylenir. İlki Hıra dağı'ndan sonra, bütün ufku kaplamış vaziyette, ikinci olarak da Mirac'ta Sidre-i Münteha'nın yanında görür.

Cebrail(as) gayb hakkında verdiği bilgilerden dolayı suçlanamayacağı gibi “ Cebrail (as) gördüğü ve bildiği gayb bilgilerini Peygamber(sav)'e bildirmede, eksiklik ve cimrilik yapmaz ” denmektedir.

Hakikaten bu Sure'yi okuyup düşündüğün zaman, insan dehşete düşer ve sadece Allah'ın müttaki kulları bundan etkilenir. Yoksa şeytanın teslim aldığı aklı evvellerin bu ayetlerden ibret alması mümkün değil, onların durumu sadece Allah'a kalmıştır.

Zaten Cenab-ı Hak 27 ve 28. Ayetlerde öğüt ve ibret almanın hakikati arayanlar için olduğunu belirterek öğüdü de böyle kişilerin alacağını açıklıyor. Yüce Allah, insanların nihai kararda “Allah'ın dilemesi” dışında yapacakları bir şeyin olmadığını da beyan buyuruyor. *

+++

 

 

 

A' LA SURESİ

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur. O der ki: “Cibril; Hz. Peygamber (s.a.v.)'e vahiy getirdiği zaman Hz. Rasülullah(sav) unuturum korkusuyla, surenin başını tekrar etmedikçe Cibril (a.s.) ayetin sonuna geçmezdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Sana okutacağız; sen de unutmayacaksın. 6 (Ala)

Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurdu. Bazı tercümelerde de “Sana Kur'anı okutacağız da. Sen de asla unutmayacaksın” şeklindedir.

Bu ayette Kur'an'ı kendisine vahyedenin Allah olduğunu, Allah dilemedikçe vahiyden hiç birşey unutmayacağını, bunun için endişelenmesinin gereksiz olduğunu O'na düşenin sadece insanlara davet ve hatırlatmak olduğunu, bu hatırlatmaların onlara fayda verebileceği, görevinin bundan ibaret olduğu gibi huhuslarda Peygamberimiz (sav)'e bir uyarı bir tembih vardır. *

+ + +

 

 

 

LEYL SURESİ

 

Ebu Bekir Sıddık (r.a.); Yüce Allah yolunda türlü işkencelere maruz kalan yedi köleyi azat etmiştir ki, Bilal, Amr Bin Füheyre ile müslüman oldukları için işkenceye uğrayan bazı kadınlar da bunlar arasındadır.

Bu işkenceye maruz kalan köleleri azat etmesi sonucu babası Ebu Kuhafe, Ebu Bekir Sıddık (r.a)'e

Bakıyorum hep zayıf ve aciz köleleri azat ediyorsun. Keşke güçlü köleleri azat etseydin de seni düşmanlarına karşı savunup himaye etselerdi dedi. Ebu Bekir:

Ey babacığım! Ben sadece Allah'ın rızasını kazanmak istiyorum diye cevap verdi.

Bunun üzerine Leyl Suresi'nin 5. Ayetinden surenin sonuna kadar olan tüm ayetleri Cenab-ı Hak :

 

Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olanı kolayca iletiriz. 5-6-7

Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi)yalanlarsa biz de onu en zor olanı kolayca iletiriz. 8-9-10

Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez. 11

Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir. 12

Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. 13

Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım. 14

O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer. 15-16

Temizlenmek için malını hayra veren en muttakî kimse o ateşten uzak tutulacaktır. 17-18 (Leyl)

Ebu Bekir Sıddık (r.a.) hakkında inzal buyurmuştur. *

 

 

Müfessirlerin anlattıklarına göre müşrikler Bilal'i kızgın kumlar üzerine yatırarak işkence ediyorlardı. Birgün Hz. Peygamber (s.a.v.) işkence edildiği bir sırada Bilal'in yanından geçti. O bütün işkencelere rağmen EHAD-EHAD Allah tekdir, Allah tekdir diyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) O'na “Seni tek olan Allah kurtaracaktır.”(benden yardım bekleme anlamında) buyurdu. Sonra Hz. Ebubekir'e Bilal'in Allah yolunda işkence edildiğini haber verdi. Bunun üzerine Hz. Ebubekir yanına 10 uhiyye altın alarak Bilal'in efendisi Ümeyye Bin Halef'in yanına gitti ve Bilal'i 10 uhiyye altın karşılığında satın aldı. Bu olay üzerine müşrikler: “Ebubekir Bilal'i daha önce ondan görmüş olduğu bir iyilik üzerine satın alıp azat etti.” dedikodusunu yaymaya başladıklarından sonra Cenab-ı Hak:

 

O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. Ancak yüce Rabb'inin rızasını ıstediği için (Yapar). Elbette kendisi de hoşnut olacaktır. 19-20-21 (Leyl)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurmuştur. *

+ + +

 

 

 

FECR SURESİ

 

Tan yerinin ağarmasına andolsun, 1

On geceye andolsun, 2

Çifte ve teke andolsun, 3

Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır). 4

Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır. 5

(-Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semûd'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi? 6-7-8-9-10

Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi. 11-12

Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı. 13

Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir. 14

İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. 15

Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. 16

Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz. 17
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. 18

Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz. 19

Malı da pek çok seviyorsunuz. 20

Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman, 21

Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? 22-23

“Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der. 24

Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez. 25

Onun vuracağı bağı kimse vuramaz. 26

(Allah şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis!” 27

“Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!” 28

“(İyi) kullarımın arasına gir.” 29
“Cennetime gir.” 30 (Fecr)

 

Bu Surenin sebebi nuzülü çoktur ve ihtilaflıdır. Hz. Ebubekir, Hz. Osman v.s bir çok kişiler hakkında nazil olduğu söylenir. Fakat ağırlık olarak terazinin kefesi 28. Ayetten sonuna kadar Hz. Ebubekir (ra)'dan yanadır. Kimin hakkında nazil olduğu önemli değil. Surenin içerdiği konular çok anlamlıdır. Surede bahsedilen sıfat ve davranışlar kimde mevcutsa onların hepsine şamildir. *

+++

 

 

 

DUHA SURESİ

 

Cündep'ten rivayet olunmuştur. O derki: “Birgün Hz. Peygamber(sav) hastalanmıştı. Bu yüzden bir ya da iki gün, gece yatağından kalkamadı. Bir kadın Peygamberimiz (sav)'in yanına gelip:

-Ey Muhammed! Öyle zannediyorum ki şeytanın seni terketti.

{Bazı rivayetlerde de; Cibril'in Hz. Peygamber(sav)'e gelmekte geciktiği, Hz. Peygamber(sav)'in kendisine vahiy gelmeden günlerce beklediği, bu yüzden ise Allah elçisi derin bir üzüntüye gark olduğu. üzüntüsünden kendisini dağlardan bile atarak ölmek istediği, vahyin kesilmesini gören müşriklerin “Baksanıza Muhammed'in Rabb'i onu terketmiş, onu buğzetmiş” dedikleri } Ve bu hadise üzerine Allah:

 

And olsun kuşluk vaktine 1

Karanlığın iyice çöktüğü geceye 2

Rabb'in seni terketmedi, darılmadı da. 3 (Duha)

Ayetlerini inzal buyurmuştur. Ancak bazı müfessirler:

Ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır. 4

Rabb'in sana verecek ve sen hoşnut olacaksın 5

O seni yetim bulup da barındırmadı mı? 6

Seni yol bilmez bulup yola iletmedi mi? 7

Seni yoksul bulup zengin etmedi mi? 8

Öyleyse sakın yetimi üzüp kahretme 9

İsteyip dileneni de azarlayıp çıkarma. 10

Rabb'in nimetini durmaksızın anlat. 11 (Duha)

 

Bu surenin tamamının Peygamberimiz(sav)'e inzal buyrulduğunu söylemektedirler. Ben de bu görüşe katılıyorum. Surenin ilk surelerden olduğu göz önünde bulundurulduğunda bir bütünlük arz eder. Vahyin arasının kesilmesinin sebebi de yahudiler Peygamberimiz(sav)'e Zül-Karneyn, Ashab-ı Kehf ve ruh gibi konular hakkında sorular sormuşlardı. Peygamberimiz(sav) de onlara yarın size haber vereceğim dedi. Fakat 12-15 veya kırk gün beklediği helde Cibril gelip sorulan sorular hakkında vahiy getirmedi. Nihayet Cibril gelince Hz. Peygamber (sav): “Ey Cibril o kadar geciktin ki senin hakkında su-i zanda bulundum ve aynı zamanda seni özledim” dedi. Cibril: “Ben seni senden daha çok özledim. Fakat ben görevli bir meleğim, gönderildiğimde inerim, gönderilmediğimde gelemem” dedi. “Hiçbir şey hakkında da “Ben bunu herhalde yarın yapacağım deme.” “İnşallah de” diye tembihte bulundu. İnşallah dememesinden dolayı vahyin arası kesilmiş denmektedir.

Surenin sonlarının da: Alusi'den rivayetle; Hz Osman, Hz. Peygamberimiz(sav)'e bir salkım üzüm ile bir salkım hurma verir. O sırada bir dilenci bu üzümü ister. Peygamberimiz(sav) üzümü dilenciye verir. Hz. Osman, üzümü dilenciden satın alır ve Peygamberimiz(sav)'e tekrar hediye eder. Dilenci tekrar ister. Aynı hadise üç kez devam eder, dilenci gelip yine üzümü Peygambermiz(sav)'den isteyince, Peygamberimiz(sav) kızgın değil de biraz latifeli olarak dilenciye: “Sen dilenci misin? yoksa tüccar mısın?” buyururlar. Bu hadiseden sonra da vahiy biraz gecikince Hz. Peygamber(sav) endişeye kapılıp kendini yalnız hisseder. Bunun üzerine nazil olduğu nakledilir. En doğruyu Allah bilir. *

+++

 

 

İNŞİRAH SURESİ

 

Sebebi nedir bilmiyorum. Bana Kur'an'ı öğreten hocalarım (Allah onlardan razı olsun) Felak ve Nas Sureler'inden başlatmışlar ve sondan başa doğru giderek ilk hatmimi yaptırmışlardı. Babadağ'da bu bir gelenektir. Hala da devam ediyor mu bilmiyorum. Nas Suresi'nden İnşirah Suresi'ne gelindiğinde (ki biz ona Fergab Suresi derdik) talebe arkadaşlarla birlikte bu Sure'ye geldik diye şükretmek maksadıyla yiyecek, içecek, lokum gibi tatlı şeyler getirir, onları öğrenci arkadaşlar ve cami cemaatiyle birlikte yerdik. Bence bu doğru bir alışkanlık. Sure'nin manası da bilinince konu ve adet daha iyi anlaşılıyor.

Sure Nübüvvet'in hemen başlarında geldiğinden Peygamberimiz(sav)'in rahatladığı, psikolojik sıkıntısının giderildiği döneme rastlıyor. Artık bu sıkıntılar gittiğine göre Rabb'ine ibadete başla O'na yönel diye tavsiyelerde bulunularak kulluğa başlaması öğütleniyor.

 

Biz senin göğsünü açıp genişletmedikmi? 1

Ve ağır yükünü kaldırmadık mı? 2

O senin sırtını ezen yükünü. 3

Senin şanını yükseltmedik mi? 4 (İnşirah)

 

İbn Ebi Hatim'in Ebu Zür'a kanalıyla Enes ibn Malik'ten rivayete göre bir gün Hz. Peygamber(sav ) oturuyormuş. Karşısında da bir taş varmış. “ Zorluk gelip şu taşın içersine girse; kolaylık gelir. Ve o kolaylık bu taşın içersine girerek zorluğu oradan çıkarırdı.” Buyurmuş. Bunun üzerine Cenab-ı Hak:

Şüphe yok ki her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır. 5

Evet her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır. 6 (İnşirah)

Ayet'i kerimeleri'ni inzal buyurmuştur.

 

Öyleyse (işlerinden) boş kalınca hemen (ibadete) dur. 7

Ve yalnız Rabb'ine yönel. 8 (İnşirah)

 

Bana bu Sureyi öğretenlerden Allah razı olsun. hemen hemen namazlarımın %50 sinde bu Sure'yi okurdum. Amlamını bilmeden. *

+++