BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHIYM

 

 

BAKARA SURESİ

Elif Lam Mim 1

Bu kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir kitaptır . 2

Cenab-ı Hak: Yeryüzüne indirdiği ve kurallarını Peygamberimiz'in ve ashabın şahsında uygulattığı adı Kur'an olan bu ilahi mesaj: Muttakilere, yani O'na ve Sünnetüllah'a teslim olanlara yol gösterici ve onlar için yaşam kılavuzu olduğunu bu Ayet-i Kerime'sinde bildirip, Kur'an'nın ne amaçla indirildiğini belirlemiştir. Devamla Yüce Allah, Ona inanan muttakilerin vasıflarını da şöyle sıralamaktadır.

 

Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine de rızk olarak verdiklerimizden infak ederler. 3

Ve onlar sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler. Ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. 4

İşte bunlar Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır. 5 (Bakara)

 

Dikkat edilirse son üç Ayette müminlerin sıfatları sıralanıyor, Onlara (müminlere) önce Kur'an tarif ediliyor: O Allah tarafından korkup sakınan O'nun rızasını arzulayan, zihinleri almasa, somut bir kanıt ortaya konulmasa da gayba ilişkin bildirilenlere inanan müminler; Kur'an'ın ve içindeki bilgilerin Allah katından geldiğine inanırlar. Namazı dosdoğru (tadili erkan ve huşu içinde) kılarlar. Yüce Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği malların bir kısmını hayır ve iyilik uğruna harcarlar, Allah'ın Hz. Muhammed (s.a.v.)'e indirdiği kitaba inanırlar. Ondan önceki peygamberlere indirilen kitaplara da. Ahiret hayatına, ahirette hesaplaşmaya ve dünyada işlenen her amelin karşılığının görüleceğine kesin olarak inanırlar. Dolayısıyla onlar, Allah'ın dosdoğru yolu üzerinedirler. Onun yol göstericiliği altında hareket ediyorlar. İşte kurtuluşa erenler kesinlikle bunlardır diyerek müminlerden sonra küfredenlerin durumları hakkında müminleri bilgilendirmeye devam ediyor.

 

Şüphesiz ki inkar edenleri uyarsan da uyarmasan da onlar için fark etmez, inanmazlar. 6

Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır. (Bakara ) 7

 

Bu iki Ayette de kafirlerin iman etmeme hususunda kararlı olduklarını, ne yaparsan yap onlara karşı etkili olunamayacağını, onlar kendi kendilerine inkar etme konusunda karar verdikleri için istekleri doğrultusunda kalplerinin ve kulaklarının mühürlendiğini, gözleri üzerine perdeler çekildiğini, bu yüzden iman etmeyeceklerini ve bunlar dünyayı, kainatı ben yarattım, bizden başka bir güç yok gibi vehme kapıldıklarını, kendileri de bu gücün kendilerinde olmadığını bildikleri halde gurur, kibir, şan, şöhret, makam ve mevki sahibi olduklarından halkın yanında güçlü zannettiklerine inandıkları için Cenabı Hak onların yerinin, onların sonlarının kötü, azaplarının şiddetli olacağını dile getirerek müminler için ikinci bir tehlike olan münafık ve fasıkların vasıflarını saymaya devam ederek müminleri bilgilendirmeyi sürdürüyor.

 

İnsanlardan öyleleri vardır ki; biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik derler. Oysa inanmış değillerdir. 8

Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değillerdir 9

Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır. 10

Kendilerine “yeryüzünde fesat çıkarmayın” dendiğinde “Biz sadece ıslah edicileriz (elçileriz)” derler. 11

Bilin ki gerçekten asıl fesatçılar bunlardır. Ama şuurunda değillerdir. 12

Ve kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde, “düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki gerçekten asıl düşük akıllılar kendileridir ama bilmezler. 13

İman edenlerle karşılaştıkları zaman iman ettik derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise derler ki: Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz onlarla yalnızca alay ediyoruz. 14

Asıl Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına belli bir süre tanır. 15

İşte bunlar hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır. Fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış hidayeti de bulmamışlardır. 16

Bunların örneği ateş yakan adamın örneğine benzer. Çevresini aydınlattığı zaman Allah onların aydınlığını giderir. Ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde kalıverir. 17

Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı hakka dönmezler. 18

Ya da bunlar, karanlıklar gök gürültüsü ve şimşeklerle yüklü, gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki; yıldırımlarıyla (parmaklarıyla) kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. 19

Şimşeğin çakması neredeyse gözlerini alır. Şimşek onları aydınlattıkça ışığında yürürler. Üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Eğer Allah dileseydi onların işitme ve görme duyularını giderirdi. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter. 20 (Bakara)

 

Bütün bu Ayetler'de açıkça görüldüğü gibi münafıkların durumu izah edilmektedir. Onların alametleri sayılmaktadır. İbret alıcı bir sıralama 1-5-Mümin, 6-7-Kafir, 8-20-Münafık ve fasık. Herkes bu 20 Ayet'i okuyup, iç dünyasıyla yüzleşip kendisinin nerede olduğunu (miheng taşı kullanmış gibi) karar ve tespit edebilir. Allah birinci kategoride olan kullarından eylesin. Amin… *

 

Eğer kulunuz (Muhammed'e) indirdiğimizden şüphe ediyorsanız, onun benzeri bir sure meydana getirin ve Allah'tan başka tanıklarınızı da çağırın. Eğer samimi iseniz. 23

Sonra eğer bunu yapamazsanız – ki kesinlikle yapamayacaksınız – öyleyse inkarcılar için hazırlanmış yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakınınız. 24 (Bakara)

 

Bu Ayetteki teklif, Mekki ve Medeni Sureler'de tüm Kur'an boyunca tekrarlanır. Bununla edebi yönden ve konusu itibariyle erişilmez bir niteliğe sahip olan Kur'an'ın bir insan tarafından yazılmış olamayacağı vurgulanmak istenir. Böyle olmadığına, bugüne kadar da hiç kimsenin bir benzerini yazamadığına göre herkesin Kur'an'a normalde inanması gerekir.

Bütün bu meydan okumalara rağmen yine de inanmıyorsanız sizin için yapılacak bir şey yok. O zaman da sizin iman ettikleriniz put, taş, heykel, nefis ne olursa olsun onlarla birlikte cehenneme gireceksiniz. Burada insandan kasıt, insan suretinde olan şeytanlar, veya inanmayan insanlar ve putlar, toplu olarak hem yanan, hem yakan, hem sebep, hem sonuç olabilir. İyi düşünmek lazım.

*

 

Gerçekten Allah sivrisineği de onun üstünde herhangi bir şeyi de örnek vermekten çekinmez. İman edenler onun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre düşenler ise “Allah böyle bir örnekle ne kastetmiştir?” derler. Allah onunla birçoklarını saptırır. Birçoklarını da doğru yola iletir. Allah bununla sadece fasıkları saptırır. 26

Fasıklar söz verdikten sonra Allah'a verdikleri (sözü) bozarlar . Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağları koparırlar. Yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte bunlar zalimlerin(ziyana uğrayanların) ta kendileridir. 27 (Bakara)

 

26. Ayet-i Kerime'de 23. Ayet'ten itibaren ele alınan Kur'an'ın sahih ve güvenilir bir kaynaktan gelmediği niteliğindeki itiraza cevaptır. Burada birinci olarak adı geçmeyen itiraz şudur. Eğer Kur'an Allah Kitabı olsaydı. sivrisinek, örümcek karınca, arı vs. gibi basit şeyleri örnek olarak alıp açıklamazdı.

İkinci olarak da ima ile Hz. İbrahim'e karşı gelen tanrılık iddiasında bulunan Nemrut'un burnuna sivrisineği gönderip de O'nun ise başını duvarlara vurarak öldüğü ve sonucun ne olduğunu hatırlatmak için verilmiş bir misal olabilir. Çünkü Arapların bu kıssayı bilmemeleri mümkün değildir. O bölgede Arapların soyu da Hz. İsmail'den Hz. İbrahim(a.s.)'a dayanıyor. Cenab-ı Hak kendi bildikleriyle kendilerini sıkıştırıyor.

Ayett'e geçen Fasık terimi: Allah'a itaati terk edip günah işlemede ısrarcı olan kimse demektir. Büyük günah işleyen veya küçük günahlarda ısrar eden ilahi emir ve yasakların tümünü veya bir bölümünü ihlal eden kimseye fasık denir. Fıskın üç derecesi vardır.

1. Günahı çirkin saymakla birlikte ara sıra işlemek.

2. Günahı ısrarla işlemek.

3. Bir günahı çirkinliğe karşı çıkarak işlemek.

Ehli sünnete göre, sonuncu madde, kişiyi dinden çıkarır. (Zinanın, içkinin veya tesettür gibi kuralların bu devirde böyle şey mi olurmuş, bu çirkin bir uygulama demek gibi.)

*

 

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü (hatırlayın) ve yerine getirin ki, ben de size sözümü yerine getireyim ve yalnız benden korkun. 40

Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğim Kur'an'a iman edin. Onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimizi az bir karşılıkla satmayın ve yalnız benden sakının. 41

Kendiniz bilip dururken hakkı batıla karıştırıp da gerçeği gizlemeyin. 42

Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte rüku edin. 43 (Bakara)

 

Burada dikkat edilecek husus 1'den 39'uncu Ayet'e kadar genel bir hitaptı. 40'dan 121'e kadar ise özellikle yahudilere hitap eden bölümler yer alır. Bazı yerlerde Hristiyanlar'a, arap müşriklerine ve müslümanlara da hitap eder.

İkinci bir konu Evs ve Hazreç gibi Arap kabileleri, Beni Nadir, Beni Kureyza ve Beni Kaynuka gibi yahudi kabileleriyle Peygamberimiz(sav)'in beraber olduğu düşünülürse ayetlerin temaları ve neden yahudilere ait bir çok konuların dile getirildiği daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Medine'de güçlü bir yahudi topluluğu vardır.

Allah'ü Teala Adem (as) ve çocuklarından kendisi tarafından gelecek vahiylere uymalarını istemiş ve bunu bir söz alma şeklinde yapmıştır. İsrail Oğulları'nın Tevrat'ı kabul etmeleri ile de bu söz Tevrat'la pekiştirilmiş ve bundan sonraki gelecek peygamberlere ve Hz. Muhammed(sav)'e iman ederek bu söz vermeyi yerine getirmeleri istenmiştir.

“Ayetlerimizi az bir paha ile satmayın.” yahudiler Tevrat'ta Hz. Muhammed (s.a.v.) geleceğini biliyorlardı. Genelde hahamlar, Tevrat'tan bilgi isteyen diğer kişilere bu bilgileri para karşılığı söylüyorlardı. (yahudi hahamlar her şeyi gizlilik içinde yürütüyorlardı.) Hahamlardan Tevrat'tan bilgi almak para ile idi. Cenab-ı Hak bu uygulamanın yanlış olduğunu söylüyor. (Bizden bir örnek verecek olursak bir fetva için müftünün para alması gibi)

42. Ayet'te de bilimsel gerçekleri kötüye kullanan, bakırı yaldızlayıp altın diye satan hileci kimseler kınanmaktadır.

Nitekim İsrail Oğulları da kendi düşünce, yorum ve tercümelerini Tevrat'ın aslı ile karıştırıp seçilmez hale getiriyorlardı. Bu arada Hz Muhammed (s.a.v.)'in geleceğini bildiren ayetleri de gizlemişlerdi. Cenabı Hak Ayetiyle bu durumlarını deşifre ediyor.

Bir İslam toplumunda zekat, devletçe müslümanlardan belirli zamanlarda belirli mallardan belirli miktarlarda alınan zorunlu vergi olup, kimlere verileceği Tövbe 60. Ayette belirtilmiştir. Bu Ayetler'in ifadesi İslam'da bütün müslümanların vermesi gereken yardım ve bağışların (infakın) dışında , zorunlu olarak zenginlere ait bir zekat yükümlülüğünün emrolunduğunu gösterir. Miktarı da en az kırkta birdir.

Zekat verecek kişinin en az mal varlığı ne olmalı: Ömer ibn Abdülazize göre: Barınacağı evi, bir hizmetçisi bir bineği (atı) ve ev için gerekli olan eşyası bulunmalıdır. Hamdi Döndüren İnsanlığa Son Çağrı sayfa:103-104)

Bu varlığın dışında nisaba malik artısı olmalıdır. Benim kanaatime göre buğün koyun, sığır ve deve baz alınarak bunların değeri üzerinden zekat verilmelidir. Madeni varlıklar enflasyona uğradığından bunların değerleri herkeste bulunabilecek seviyeye gelmiştir. Halbuki asrı saadette nisap miktarları hesaplanırken nisaba konu olan varlıkların değeri aynıydı Misal: 200 dirhem gümüş 20 mikal altın =40 koyun, 30 sığır ve 5 deveye eşitti .Yani değerleri aynıydı bu gün ise, dengeler tememen değişmiştir. Bugün 20 miskal altınla ancak 7 koyun alabilirsin.

Bu imkanlara sahip olmayan kimse(garim) sayılır, zekat fonundan faydalandırılır, eğer borcu varsa yine zekat fonundan yararlandırılıp borcu ödenir demiş ve bütün valilerine bir genelge yayınlayarak bu hususu dikkat etmelerini emretmiştir.

Ehli sünnet imamlarına göre de havayici asliye: ihtiyaç olan ev ve binek, gelir getiren araç gereç. Bunun dışında artı değeri veye ticaret malları varsa ondan zekat verilir. Fakat sorun şurada. Kişide bunların hiç biri veya bir kısmı yok. Ama elinde nisaba malik olan değerde malı veya parası var. O zaman yine zekatla yükümlü mü? Benim kanaatime göre; alacak olduğu evini, bineğini, ev eşyasını ve gelir getiren aracının değerini toplar, toplanan değerden sonra arta kalan nisap miktarını geçerse veya kişi bu havayici asliyesini kira ödeyerek gideriyorsa; bir yıl boyunca ödediği harcama ve kiraları toplar, eldeki mevcut paranın kırkta birini ayırır, ayrılan bu miktar harcadığı veya verdiği kiralardan fazla ise, zorunlu olan zekatla yükümlü olur. O fazlalığı ihtiyaç sahiplerine verir. Bunların hiçbiri yerine gelmeden kişi elindeki değerden zekat verse bunun hiçbir mahsuru olmaz. Sadaka yerine geçer, Allah yanında takvası yükselir diye düşünüyorum. Yine en iyisini Allah bilir.

*

 

İbni Abbas'tan rivayet. Medine yahudilerinin içlerinden biri müslüman olan hısım, akrabasına ve kendisiyle arasında süt kardeşliği bulunan kimseye;

-Girdiğin dinde ve bu adamın (Hz. Muhammed) sana emrettiklerine sebat et. Çünkü onun görevi haktır diyerek kendileri müslüman olmadıkları halde, müslüman olan akrabalarına böyle söylüyorlardı. Yahudi alimleri de kendilerine tabi olanlara Tevrat'a uymalarını emrediyorlardı. Oysa Hz. Peygamber(sav)'in sıfatını inkar etmek suretiyle bizzat kendileri muhalefet etmiş oluyorlardı.

Yahudi alimleri kendileri günah işlerken başkalarına Allah'a itaat etmeye ve yine kendileri cimrilik ederken başkalarına sadaka vermeye teşvik etmelerinden dolayı Cenabı Hak bu yaman çelişkileri üzerine:

 

Siz kitabı (Tevrat'ı) okuyup dururken kendinizi unutup da insanlara iyiliği mi emredersiniz? Siz hiç akıl etmeyecek misiniz? 44 (Anlamayacak mısınız?) (Bakara)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

*

 

Ey İsrailoğlu! (oğulları) Size verdiğim nimetimi ve sizi bir zaman (dönem) âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 47 (Bakara)

 

Burada hitap İsrail Oğullarına. Çünkü Cenab-ı Hak, o topluma peygamberler göndermek suretiyle onları şereflendirmişti ama kendilerine Hz. İbrahim'in soyundan, devamla iki oğlundan biri olan İshak'ın oğlu Yakup'un soyundan üç tane net, hem Resul, hem Nebi (Musa'ya-Tevrat, Davut'a-Zebur, İsa'ya-İncil) olarak peygamber ve kitap gönderdim. Bunları hatırlayın! Şimdiki gönderdiğim Kur'an onları doğrulayan, Hz Muhammed (s.a.v.) de sizleri ve peygamberlerinizi tasdik eden bir peygamberdir. Sonuçta sizin soyunuzu Hz. İbrahim'de birleştirdim. Bütün bunları siz biliyorsunuz. Bu peygamberler size karşı bir nimet idi. Bu nimetten vazgeçmeyin demektedir.

İkinci bir açıklama;

1- Bilindiği üzere İsrailoğulları'na üç Kitap ehli Rasül ve Nebi, bir çok da sadece Nebi olan Peygamber gönderiliyor. Bu Dinin bunların eliyle yayılması arzulanıyor, büyük bir ihtimalle. (en iyisini Allah bilir) Fakat bilindiği üzere peygamberlere ihanet edip, gelen kitapları tahrif ediyorlar. Bu peygamberleri öldürme ve kitapları tahrifin yanında Tevrat'ta verilen bilgileri insanlığa yayacakları halde onları gizli tutuyorlar ve dini sadece kendilerine saklayıp, diğer toplumları cahil bırakıyorlar. Yani Cenab-ı Hakk'ın peygamberler vasıtasıyla göndermiş olduğu tebliğ hedefine ulaşmıyor. Bu sebepten Cenab-ı Hak bu sıfatlarından dolayı onları lanetliyor. Yerine (örneğin) Hz. İsa ve İncil'i getiriyor, ret ediyorlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Kur'an'ı indiriyor, yine ret etmeye devam ediyorlar. İşte bu Ayet'le Cenab-ı Hak tekrar tekrar hatırlatıyor. Onlar Cenab-ı Hakk'ın ne dediğini gayet iyi anlıyorlar ve mesajın ne demek istediğini biliyorlar. Onun için bu hatırlatma ile İslam'a davet edilip, yaptığınız yanlıştan dönün deniyor. Nitekim bundan sonraki ayetler de bunu teyit ediyor.

2- Şunu da ifade etmek gerekir ki, İsrailoğulları'nın bu gizleme ve kapalı toplum huyları hala devam etmektedir. Yaşamları, başka insanlara karşı hep yalan ve gizlilik üzerine kurulduğundan Yeryüzü bunlar tarafından yönlendirilip idare edilmektedir. Ama insanlar bunun farkında değildirler. Birçok alim hariç, halk ve avam bunu bilmemektedir. Boşu boşuna kendi idarecilerine kendi yöneticilerine karşı çıkmaktadırlar. Karşı çıkılması gerekenler perdenin arkasında görünmemektedir. Allah bütün dünyanın yardımcısı olsun.

*

 

Bir zaman da Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra bunun ardından siz kendinize haksızlık ederek, buzağıyı ilah edinmiştiniz 51 (Bakara)

 

Hz. Musa Araf 142. Ayette de belirtildiği gibi “Musa(as)'a otuz gece vadettik. Sonra buna 10 gece daha ekledik. Böylece Rabb'inin belirlediği 40 günlük süre tamamlanmış oldu. Hz. Musa(as)'da kardeşi Harun(as)'a “Kavmimin başında benim yerime geç, onları ıslah et, (çünkü o da peygamberdi) ve bozguncuların yoluna uyma dedi.” Hz. Musa Tur Dağı'na seçtiği 70 kişi ile birlikte çıkmış, Zilkade ayı ve Zilhicce'nin ilk on gününü orada oruç, ibadet ve münacatla (yalvarma, dua) ile geçirmiş ve bizzat ilahi kelama mazhar olarak kendisine Tevrat Levhaları indirilmiştir. İsmail Hakkı Bursevi, tasavvuf ehlinin 40 günlük suluku bu Ayetten aldığını söyler. Türkçedeki çile sözcüğü de Farsça 40 anlamına gelen çil-çihil sözünden geçmedir. Hz. Musa(as) Tur'da iken Samiri adlı birisi altını eriterek bir buzağı yapmış, rüzgar vasıtasıyla boru gibi öttürerek işte bu sizin tanrınızdır diye kalanlara yine Hak Din'den vazgeçirerek başlarında Harun (a.s.) olmasına rağmen buzağıya taptırmıştı. Musa (a.s.) döndüğünde Harun (a.s.)'a ve kavmine kızacak, Samir ile aralarında konuşma geçecektir. Bunlar daha sonraki ayetlerde açıklanacaktır.

*

(Hz. Musa döndüğünde kavmine) Şöyle demişti o zaman “Ey kavmim!” Şüphesiz siz buzağıyı ilah edinmekle kendinize yazık ettiniz. Bu yüzden hemen yaratanınıza tövbe edin ve kendinizi (nefsinizi) öldürün (eğilin.) Yaratanınız katında bu sizin için daha hayırlıdır. Sonra Allah tövbenizi kabul etmişti. Gerçekten O tövbeleri çok kabul eden ve çok acıyandır . 54 (Bakara )

 

Bu Ayetle nefislerinizi öldürün derken: Buzağıya tapmaktansa, kendinizi öldürün diye de mana verilmiştir. O dönemdeki müşriklere, putlara tapmaktansa nefislerinizi öldürün, hayatın bir kıymeti yoktur anlamı verildiği gibi bizce doğru olan nefsinizi terbiye edin, eğitin. Yanlış yoldasınız diye ikazdır. Yoksa aynı Ayette Allah tövbenizi kabul etmişti demezdi . Tövbe edin, yanlıştan dönün demektedir.

*

 

Musa kavmine çölde su arayınca şöyle dedik: “Değneğini (asanı) taşa vur. Bunun üzerine taştan on iki kaynak fışkırdı. Ve her bölük su içeceği yeri bildi ve dedik ki: Allah'ın rızkından yiyin için. Fakat yeryüzünde bozgunculuk yaparak fitne çıkarmayın. 60 (Bakara)

Ayet son derece açık tevile gerek yok.

 

 

Mücahid (r.a.)'ın şöyle dediği rivayet olunur. Selman El Farisi (r.a.) şöyle der: Hz. Peygamber (s.a.v.) (Medine'ye gelmezden evvel) kendileriyle bulunduğum dinini (sorduktan sonra) sorarak O'na:

-Ey Allah'ın elçisi! Bu insanlar namaz kılıyor, oruç tutuyor, sana inanıyor ve senin Peygamber olarak gönderildiğine şahadet ediyorlar, dedim. Bunun üzerine:

 

Şüphesiz ki iman edenler (le), Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiler (den) Allah'a ve ahiret gününe iman eder, salih amellerde bulunursa artık, onların Allah katında ecirleri vardır. Ve onlar için korku yoktur. Onlar mahsunda olmayacaklardır. 62 (Bakara)

Ayet-i Kerime'si inzal buyruldu.

 

Bu Ayet'i Kerime aynı zamanda yahudilerdeki yanlış yorumu, (yani cennete yahudiler sadece kendilerinin gireceğine inanıyorlar ve seçilmiş bir kavim olduklarını zannediyorlardı.) ortadan kaldırmak maksadıyla kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa onların hepsinin (salih amel işlemek suretiyle) cennete gidebileceğini cennetin, İsrailoğulları'nın kendi tekellerinde olmadığının altını çiziyor.

*

 

Ant olsun sizden cumartesi (günü) haddi aşanları elbette biliyorsunuz. İşte biz onlara “Aşağılık maymunlar olunuz” dedik. 65 (Bakara)

 

İsrailoğulları'ndan sürekli bir ahid ve “Benimle sizin aranızda nesiller boyu sürecek bir işaret” olmak üzere Sebt'e (Cumartesi gününe) uymaları istenmiştir. Altı gün iş yapılabilir. Fakat yedinci gün Rabb'e mahsustur ve sebt günüdür. Kim sebt günü iş yaparsa mutlaka öldürülecektir.” Fakat İsrailoğulları, dini ve ahlaki yönden bozulunca bu yasağa uymamaya, açıkça çiğnemeye ve Cumartesi günü iş yapmaya başladılar.

Ayet'in sonunda maymunla ilgili olarak bazıları onların fiziksel olarak maymuna çevrildiklerini, bazıları da maymun gibi davranmaya başladıkları görüşündedirler.

Fakat ben bunun bir fiziksel değişimden ziyade zihinsel bir değişim olduğu kanaatindeyim. Çünkü maymunlar taklitçidir. Maymunun taklit yönü vurgulanarak yahudilerin (İsrailoğullarının) şahsında bütün insanlık uyarılarak taklidi imanın insanlara bir şey kazandırmayacağı, zihinsel olarak taklit etmenin maymunlaşma ile eş değer olduğu vurgulanıyor. Yahudilik'in ırk olarak değil, zihinsel olarak maymunlaşacağı bu Ayet-i Kerime'den anlaşılıyor. Günümüz İslam ve dünya coğrafyasındaki insanların yaşayışlarına bakacak olursak Ayet'in anlatmak istediği ile gerçek tam örtüşüyor. Çünkü bütün insanlığın bilhassa İslam dünyasının zihniyet olarak yahudileştiğini, yahudilere benzediğini, maymunlar gibi taklit edenleri taklit etmeye başladığını görüyoruz.

Çağımızda, insanın atasının maymun olduğunu ileri sürenlerin bu kanıya nereden vardıkları, bunu hangi kavmin uydurduğu ve hangi düşünceye sahip insanların bu teoriyi ortaya attıkları, bu Ayet'le kendiliğinden ortaya çıkıyor. Müslüman toplumunda bulunup da Kur'an'ı incelemeden böyle bir akımın peşinden gidenlerin vay haline! Tebasını korumayıp akıldışı yollara saptıranların vay haline!

*

 

…… İsrailoğullarına... bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Taş gibi hatta taştan da katı. Çünkü taştan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır ondan sular çıkar. Öyleleri de vardır ki; Allah korkusuyla yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil (habersiz) değildir. 74 (Bakara)

 

Burada daha önceki ayetlerde değinilen bir adam öldürme olayı vardır ve ilahi mucizeden söz edilir. İsrailoğulları'ndan bir adam öldürülür. Kimse olayı üstlenmez. Aralarında ihtilaflar baş gösterir. Sonunda birbirlerine düşerler. Hz. Musa(as), Allah'ın emri uyarınca bir inek kesip ondan bir parçayı maktülün bedenine sürmelerini ister. Bu emre uyarlar (ve yaparlar) Allah da maktülü diriltir. (Halbuki başlangıçta herhangi bir ineği kesmeleri yeterli olacaktı. Onlar bununla yetinmediler. İneğin rengi, boyu, postu, kilosu v.s. hepsini sordular. Sonuçta bir ineği kestiler.) Bunun neticesinde ne yapılması lazım? İnsanın daha çok Allah'a yaklaşması, O'na itaat ve ibadet etmesi gerekmez mi? Çünkü ortada bir mucize var. Ölü diriliyor. Ne gezer sonunda nasıl oldukları bu Ayet'le tarif ediliyor.

*

 

Katada'dan rivayet olunmuştur:

Yahudiler müminleri memnun etmek için onlara yaltaklanıyorlar. Onlara karşı iman ettik, sizinle beraberiz, sizin gibi düşünüyoruz derlerdi. Ancak baş başa kaldıklarında, Allah'ın kendilerine (daha önce Tevrat'ta) öğrettiği, açıkladığı Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sıfatı ve Peygamberliğine dair beyan ettiği şeyleri müminlere anlatmayı birbirlerine yasaklıyor ve “Eğer bunu yaparsanız (bu bilgileri müminlere açıklarsanız) müminler bunu size karşı Rabb'iniz katında (huzurunda) delil olarak kullanırlar diyorlardı. (Sanki Allah bilmiyor.) Bunun üzerine Yüce Allah:

 

İman edenlerle karşılaştıkları zaman inandık, iman ettik derler. Fakat baş başa kaldıkları zaman da derler ki; Allah'ın size açıkladığı şeyi – Rabbinizin katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız? 76 (derler.)

Onlar Allah'ın gizli tuttuklarını da açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı? 77 (Bakara)

Ayet-i Kerimeleri'ni inzal buyurmuştur.

*

 

İbni Abbas'tan rivayettir. O der ki:

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in fiziki özellikleri Tevrat'ta: Gözbebekleri siyah ve iri, orta boylu, dalgalı saçlı, güzel yüzlü biri olarak açıklanmış buldukları halde, hasetliklerinden ve düşmanlıklarından ötürü O'nun bu sıfatlarını elleriyle değiştirip O'nu: Uzun boylu, mavi gözlü, düz saçlı biriymiş gibi göstermek isteyen yahudi Alimleri hakkında Allah:

 

Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı elleriyle yazıp da sonra onu az bir paraya satmak için “Bu Allah'ın katındandır” derler. Ellerinin yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara. Kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun onlara. 79 (Bakara)

Bu Ayet-i Kerime'yi inzal buyurmuştur.

*

 

Yine İbni Abbas'tan yahudilerin bir kısmı:

-Dünyanın ömrü yedi bin senedir. Her bin sene için sadece bir dünya günü cehennemde azap göreceğiz. Bu da sayılı yedi günden ibarettir. Sonra azap sona erecek derken diğer bir kısmı;

-Bize ateş ancak kırk gece dokunacaktır. Çünkü bu buzağıya taptığımız müddettir. Bu müddet geçince azap bizden kalkmış olacaktır. (Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashaba işarette bulunarak) sonra da orada yerimizi (yani cehennemi) bu insanlar alacaktır diyorlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara hitaben:

“-Hayır! Yalan söylüyorsunuz. Aksine orada ebediyyen kalacak sizlersiniz. Bizler de orada inşallah hiçbir zaman sizin yerinizi almayacağız” buyurdu. İşte bu söz konusu tartışma sonucuYüce Allah:

 

“Sayılı birkaç gün dışında bize asla ateş dokunmayacak” demişlerdi. De ki: Öyleyse Allah katından bir söz mü aldınız? Çünkü Allah asla sözünden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? 80 (Bakara) Bu ayetleri o yahudi bilginleri hakkında inzal buyurmuştur.

 

Yine bu hususta Dehhak tarafından İbni Abbas'tan başka bir rivayete göre; Tevrat'ta cehennemin 40 yıllık yürüyüş genişliğinde olduğu yahudilerin bir günde 1000 yıllık yol kat edecekleri ve böylece cehennemde kalışlarının biteceği yazılı imiş. Yine aynı raviden rivayet; Cehennemin iki ucu arası 40 yıllık yürüyüş genişliğinde ve 40 yıllık yol olduğu, yolun sonunda Zakkum Ağacı'na ulaşılacağını ve yahudilerin bu Zakkum Ağacı'na ulaşıncaya kadar azap göreceği, yahudiler Zakkum Ağacı'na ulaşınca azabın sona erip cehennemin helak olacağı yazılı imiş ve yahudiler bunu iddia ediyorlarmış. Bunun üzerine 80. Ayet nazil olmuş.*

 

İşte bunlar ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır. Bundan dolayı azapları hafifletilemez ve kendilerine yardım edilmez. 86 (Bakara)

 

Medine'de Nadir ve Beni Kaynuka Oğulları (yahudi kabileleri) Araplardan Hazreç Oğulları'nın, Beni Kureyza yahudilerinin ise Evs Arap kabilelerinin müttefiki idiler.

Kimi zaman iki Arap kabilesi arasında savaşla biten ihtilaflar oluyordu. Yahudi kabileleri de müttefikleriyle savaşa katılıyorlar birbirlerini öldürüp, esir alıyorlardı. Ama savaş bitip barış olunca yahudi esirlerin kurtarılması hususunda kendi aralarında yardımlaşıyorlardı. İşte kendi aralarında (karşı düşman tarafında olmalarına rağmen) birleşince kendi kurallarını çiğniyorlar. Tevrat'a ters düşen hareketlerde bulunuyorlardı. Dünya menfaatleri için ahireti satmış oluyorlardı. Bu Ayet daha önceki Ayetler'in devamı niteliğindedir.

Bu Ayetler'de İsrailoğulları'ndan söz edilmesi Medine'li yahudilerin İsrail kökenli olduklarını göstermektedir. İnancı gelip geçici menfaate satmanın sonuçları kendilerine açıklanıyor. Bu mesajlar aynı zamanda bütün insanlığadır.

*

 

İbni Abbas'tan rivayet:

Rasülullah (s.a.v.) gönderilmezden önce yahudiler Evs ve Hazreç Kabileleri'ne karşı gelecek olan Peygamberden medet umuyorlardı. Ancak Yüce Allah O'nu Araplar içinden gönderince O'na iman etmediler. Bunun üzerine Muaz Bin Cebel, Bişr Bin El-Berra ve Davut Bin Seleme onlara:

-Ey Yahudi Topluluğu! Allah'tan korkun ve müslüman olun! Zira bizler müşrik iken bize karşı Muhammed(sav)'den medet umardınız. Bize O'nun gönderileceğini haber verir ve O'nu sıfatıyla izah (tavsif) ederdiniz dediler. Bunun üzerine Beni Nadir'den biri:

-O bize bildiğimiz bir şeyi getirmedi. O, size sözünü ettiğimiz kimse değildir dediler. Bunun üzerine Yüce Allah tarafından:

 

Onlara (Yahudilere) Allah'ın katından yanlarında bulunan (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap geldiğinde oysa kafirlere karşı önceleri yardım isteyip duruyorlardı. İşte o bildikleri şey kendilerine gelince onu inkar ettiler. Bu yüzden Allah'ın laneti inkarcıların üzerine olsun. 89 (Bakara)

Ayet-i Kerime'si inzal buyruldu.

*

 

Ebu Aliye'nin şöyle dediği rivayet olunmuştur. Yahudiler:

-Cennete ancak yahudi ve hristiyan olanlar girecektir demişlerdi. Bunun üzerine Yüce Allah:

 

De ki: Allah katında ahiret yurdu başkaları dışında sadece size ait ise (bu inancında da) samimi iseniz ölümü dilesenize! 94 (Bakara)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurmuştur.

*

 

Ant olsun: onları, hayata karşı diğer insanlardan ve şirk koşanlardan bile daha ihtiraslı bulursun. Her biri bin yıl yaşatılsın ister. Oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah onların yapmakta olduklarını görendir. 96 (Bakara)

 

Bu Ayet'i tefsir etmeye gerek yok. Yahudilerin hayatı ne kadar çok sevdiklerini ortaya koyuyor. Bu kadar çok sevmeseler günümüzde bile (İsrail'in ve Amerika'nın arkasındaki siyonist yahudilerin dünyayı ne hale getirdikleri ortada.) Çoluk çocuk, kadın, kız, yaşlı, kötürüm demeden bütün dünyayı kana bularlar mıydı? Burada sözümüz gerçekten kendi dinlerini hakkıyla yaşayan ve samimi olan yahudilere değildir. Onlar kendi dinlerinde serbest oldukları gibi İslam Dini'ni ister kabul ederler ister etmezler. Kimsenin Allah'ın verdiği hür iradesine müdahele etme, dayatma ve zorlama hakkı yoktur. Bizim kasdettiğimiz yahudi gibi görünüp de aslında ne yahudi ne de diğer dinlerden olan inkarcı Ateist İsrailoğullarıdır. Bunlar onlarca asırdır çeşitli adlar altında, vakıf ve kuruluşlar yoluyla (kuruluşun adı ne olursa olsun) hem dünyayı sömürmektedirler, hem de kendi çıkarları için dünyayı kana bulamaktadırlar. Çağımızda hristiyan dünyasından, bu inkarcı materyalist ve ateistlere, arkasından da İslam dünyasından bazıları onların fikirlerine alet olup arkalarından takılıp gitmektedirler. Gerçeğin böyle olduğunu, “görünmeyene inananlar, bu inanç sonucu başkalarının görmediğini görenler” anlayabilir.

*

 

İbni Abbas'tan rivayet olunmuştur.

Yahudiler Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına varıp O'na: Bize bir takım hasletlerden söz et. Sana onlardan soracağız. Çünkü onları ancak bir Peygamber bilebilir. Eğer onları bize bildirirsen, senin Peygamber olduğunu bilir ve Sana tabi oluruz dediler. Peygamberimiz(sav)' de onlara:

-İstediğinizi sorun ama önce bana söz verin. Eğer size istediğiniz cevabı verecek olursam, bana tabi olup müslüman olacak mısınız? dedi. Onlar da:

-Evet, kabul ediyoruz, dediler.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

-Haydi istediğinizi sorun dedi. Onlar:

1. Tevrat nazil olmadan önce İsrail (Yakup) nefsine neyi haram kıldı?

2. Bize kadının suyu ile erkeğin suyunun nasıl olduğunu ve ondan erkek ve kadının nasıl meydana geldiğini söyle.

3. Şu ümmi Peygamberden haber ver, ve O'nun meleklerden dostu kimdir?

Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara:

-Allah adına söz verin! Eğer sorduklarınıza cevap verirsem bana tabi olacaksınız değil mi? buyurdu.

Onlar da O'na istediği sözü verdiler. Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Musa'ya Tevrat'ı indiren adına size derim ki, bilmiyor musunuz?

1- Yakup (İsrail) ağır bir hastalığa tutulmuştu. Hastalığının uzaması üzerine “Allah O'nu bu hastalıktan sıhhate kavuşturursa en çok sevdiği yemek ve içeceği kendisine yasak edeceğine dair” Allah'a nezirde (adakta) bulunmuştur. En çok sevdiği yemek deve eti, en çok sevdiği içecek de deve sütü idi, buyurdu.

Yahudiler: Evet dediler ve Peygamberimiz (s.a.v.) “Allah'ım Sen onlara karşı şahit ol” dedikten sonra;

2- Erkeğin suyunun koyu beyaz, kadınınkinin ise ince sarı olduğunu, hangisi üstün gelirse Allah'ın (c.c.) izniyle çocuğun ona, (kadının suyu üstün olursa kadına, erkeğin suyu üstün olursa erkeğe) benzeyeceğini biliyor musunuz? buyurdu. Yahudiler “evet” dediler. Peygamberimiz “şahit ol Yarab” dedi.

3. Bu ümmi Peygamber'in gözleri uyur, kalbi uyumaz öyle değil mi? buyurdu.

Onlar: “Evet.” dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) tekrar “Allah'ım Sen şahit ol!” buyurdu. Bunun üzerine yahudiler, (şimdiye kadar söylediklerin doğru. Tâbi olmaya layıksın anlamında) Peygamberimiz(sav)'e:

-Peki meleklerden dostun kim? Bize onu söyle, o zaman senin yanında olur, seni, terk etmeyiz diye ilave ettiler.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Dostum Cibril'dir. Allah hiçbir peygamber göndermemiştir ki; O, O'nun dostu olmamış olsun buyurdu.

Bunun üzerine yahudiler:

-İşte şimdi senden ayrılıyoruz, şayet dostun onun dışındaki meleklerden biri olsaydı sana tâbi olur ve seni tasdik ederdik dediler.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

-Onu tasdik etmekten sizi alıkoyan nedir? buyurdu. Onlar:

-O bizim düşmanımızdır. Çünkü O bize harp, kıtal, azap ve kan dökülmesinden başka bir şey getirmez. Şayet dostunun rahmet, yağmur ve nebat getiren Mikail olduğunu söyleseydin sana tabi olurduk dediler. Bunun üzerine yüce Allah (c.c.):

 

De ki: Kim Cibril'e düşman ise (bilsin ki) Kur'an'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekileri doğrulayıcı ve müminler için de hidayet ve müjdeci olarak senin kalbine indiren O'dur. 97

Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e, Mikail'e düşman olursa şüphesiz Allah da o gibi kafirlerin düşmanıdır. 98 (Bakara) Ayet-i Kerimesi'ni inzal buyurmuştur.*

 

 

İbni Abbas der ki; İbni Suriya Hz. Peygamber (s.a.v.)'e:

-Ey Muhammed! Sen bize bildiğimiz bir şeyi getirmedin ki, Allah da sana açık bir ayet indirmedi ki, ona bakıp sana tabi olalım demişti.

Bunun üzerine Allah (c.c.):

 

Ant olsun ki; sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez. 99 (Bakara)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

*

 

Hz. Muhammed (s.a.v.) Peygamber olarak gönderilip de yahudilere gelecek Peygamber'e iman edeceklerine dair kendilerinden misak ve ahit alındığını ve onların Muhammed(sav) çıkacak olursa Allah'a yemin olsun ki; O'na iman edeceğiz diye Allah'a ahitte bulundukları hatırlatılınca Malik Bin Essayf adlı yahudi:

-Allah'a yemin ederim ki! Muhammed'e iman etmemiz hususunda kitabımızda bizden ne ahit ne de misak alınmıştır dedi. Böylece yahudiler ahit ve misakı bozup Hz. Peygamber(sav)'i inkar ettiler. Bunun üzerine Allah (c.c.):

Onlar ne zaman bir ahitte bulunmuşlarsa içlerinden bir gurup o ahdi bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar. 100 (Bakara)

Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.*

 

Ve onlar Süleyman'ın mülkü (nübüvvet) aleyhinde şeytanların uyduklarına uydular. Süleyman ise küfretmedi, ancak şeytanlar küfretti. Onlar insanlara sihiri ve Babildeki iki meleğe Harut ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: Biz yalnızca bir fitne (denemeden geçirilen kimse)yiz. Sakın küfretme demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğretiyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar ise kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Ant olsun onlar bunu satın alanın ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler. Kendi nefisleri karşılığında sattıkları şey ne kadar kötü bir bilselerdi. 102

Doğrusu eğer onlar iman edip sakınsalardı sevap(ları) Allah katında gerçekten daha hayırlı olurdu, bir bilselerdi. 103 (Bakara)

 

Bu Ayet-in nüzul sebebi yahudiler birbirlerine “Şu Muhammed'e bakın! Süleyman'ı Peygamberle birlikte zikrederek hak ile batılı karıştırıyor. İyi ama O rüzgara binen bir sihirbaz değil miydi?” dediler. Hz. Peygamber(sav)'e de sihirden sormaları üzerine bu Ayet-i Kerime inzal buyruldu.

Bu Ayetteki konularla ilgili: Ali Bin Ebu Talip'den bir hadis rivayet edilmiştir. (Hasen El Basri, Katade ve Zühri gibi tabi'i ve Tebe-i Tabi'inden rivayetle aktarılmıştır.) Rivayetlerin özü şudur:

Melekler Adem Oğulları'nın işledikleri hatalar hususunda Allah'la konuşurlar (bazılarına göre Hz. Adem(as) yaratıldığında, bazılarına göre de insanoğlu çoğalıp hata ve günahlar da çoğalınca) Yüce Allah (c.c.) Onlara der ki: “Eğer sizi de bu sınava tabi tutsaydım, siz de onların işledikleri hataları (günahları) işlerdiniz.” Melekler; “Sizi tenzih ederiz dediler.” Biz onlar gibi olmayız dediler. Bunun üzerine Allah (c.c.) “Aranızdan sınav için iki kişi seçin” der. Melekler HARUT ve MARUT'u seçerler. Yüce Allah bu ikisini insanların ihtiras ve şehevi duygularıyla sınamak üzere Babil Kenti'ne indirir. Güzel bir kadın karşılarına çıkar. Bu ikisi bu kadınla birleşmek isterler. Ancak kadın putuna secde etmeleri veya göstereceği bir kişiyi öldürmeleri ya da şarap içmeleri durumunda isteklerini karşılayabileceğini söyler. Ancak melekler daha hafif bir suçtur diye şarap içmeyi kabul ederler. Şarabı içtikten sonra sarhoş olurlar. Hem zina ederler, hem şirk koşarlar, hem de adam öldürürler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara dünya ve ahiret azabından birini tercih etmelerini önerir. Melekler dünya azabını tercih ederler. Bunun üzerine Allah ayaklarından asılmalarını emreder. Bundan sonra insanlar onlardan gelip büyü öğrenmeye başlarlar. Onlarsa gelenleri (sürekli) uyarırlar. “Biz Allah'ın birer sınama aracıyız, sakın bizim dediklerimize inanıp küfre girmeyin” derler.

Bir rivayette de onları oraya asanın Hz. Süleyman olduğu söylenir. İbni Kesir de Hz. Ayşe Validemiz'e dayandırarak diğer rivayete yer verir.

Buna göre Devmetül Cendel halkından bir kadın Hz. Ayşe'ye gelir. Kaybolan kocası geri dönsün diye büyücü bir koca karının yanına gittiğini anlatır. İddiaya göre kocakarı kendisini siyah bir köpeğe bindirerek, birlikte Babil'e giderler. Oraya vardıklarında Harut ve Marut'un ayaklarından asılı olduklarını görürler. Kadın kendisine büyü öğretmelerini ister. Onlarsa “Biz birer sınama aracıyız, sakın küfre girme ve geri dön” derler. Ama kadın ısrar eder, bunun üzerine Harut ve Marut ona bazı büyü oyunlarını öğretirler. Öyle ki kadın bir tohumu bir gün içinde eker biçer ve ekmek haline getirebilir.

Burada şunu gözden kaçırmamak lazım. İsrailoğulları'ndan birçoğu, esaretleri, cahillikleri, fakirlikleri ve yurtsuz dolaşmaları gibi nedenlerle ahlaken ve maddi yönden çok bozulduklarından, tüm iyi niteliklerini kaybettiklerinden hep olagan üstülüklerden medet umduklarından sihir, büyü, tılsım ve buna benzer diğer sanatlarla ilgilenmeye başladılar. Hiçbir çaba sarf etmeksizin bu gibi tılsım ve büyülerle kendi geleceklerini kazanabilecekleri konusunda kendilerini inandırmaya ve aldatmaya çalıştılar. Daha sonra büyücülük ilmini Hz. Süleyman (a.s.)'a bağlayıp, O'nun saltanatını, nimetlerini, büyü ilmiyle elde ettiğini zannedip öyle inanmaya başladılar. Sonuç olarak kutsal kitaplara olan tüm ilgilerini kaybettiler ve kendilerini Allah'ın Ahid Ayeti'ne çağıranlara kulak asmadılar. Tamamen ilkesiz ve kuralsız hale geldiler.

Burada bir başka husus, meleklerin insan kılığına girmelerinde garipsenecek bir durum yoktur. Onlar Allah'ın izniyle olağanüstü güçlere sahiptirler. İnsanlara neden sihri öğrettiler? Elbette sınamak için. Bunu bir örnekle açıklayabiliriz.

Bir polisin rüşvet alan memurları tespit etmek ve suçüstü yakalamak için işaretlenmiş paraları suçlulara teslim etmesi gibi planlar hazırlamasına benzemektedir. Nasıl bunda garipsenecek bir durum yoksa, meleklerin hem kendilerini hem de dejenere olmuş İsrailoğulları'nı sınamalarında bir tuhaflık yoktur.

Çünkü toplumun temel taşı aile ve kadındır. Kadını dejenere ettin mi toplum bitmiş demektir. Kadına düşkün toplumu kontrol etmek çok kolaydır. Çünkü, Peygamberimiz(sav) kısa bir ifadeyle bunu izah etmiş. “Eline, beline, diline sahip ol, kurtuluşa erersin.” buyurmuştur.

Bu hususla ilgili olarak Peygamberimiz(sav)'den bir hadis daha aktaralım. “Şeytan dünyanın dört bir tarafına vekillerini gönderdiğini söyler. Vekiller geri döndüğünde ona ne yaptıklarını anlatır. Birisi kavga çıkardığını, öteki karışıklık ve kargaşa yarattığını, fakat şeytan: “Hiçbir şey yapmamışsınız” der. Daha sonra diğeri gelir ve “Bir adamla karısının arasını ayırdım” der. Şeytan onu kucaklar ve gerçekten büyük bir iş yaptın der.”

Bu hadisin ışığında iki meleğin İsrailoğulları'nı sınamak için karı ve kocayı ayıran bilgi ile gittikleri açığa çıkmaktadır.

Son olarak şunu ifade etmek gerekir ki, artık İslam toplumu genişlemiştir. Sadece müşriklerle değil yahudi, Hristiyan ve Mecusiler'le de mücadele etmek zorundadırlar. Çünkü ne kadar bilgi toplanırsa (yalan yanlış) o kadar kafa karışır, insanlar karar vermede zorlanırlar. Medine'de insanların kafalarına fitne, fücur sokmak, onları imanlarından etmek için mukaddes değerlerine dil uzatılarak onların Peygamberimiz(sav)'e karşı güvenlerini, Allah'a karşı imanlarını sarsmak istemektedirler. Sihir müminler için önemli değildir. O zaten sihre inanmaz. Çünkü o, ne yapması gerektiğini bilir. Allah ne dediyse doğrudur, hakikattir. Sihre karşı önlemler bellidir. Oku ve kendini garantiye al. Sihir, kalbi imanda zayıflık olanlara tesir eder. Daha doğrusu ona inananlara tesir eder. Yoksa Allah'ın emir ve yasaklarını harfiyyen yerine getiren müminlere sihrin zarar vermesi mümkün değildir. *

 

İbni Abbas der ki: Araplar “raina” kelimesini (bizi gözet) anlamında kullanırlardı. Yahudiler onların bu kelimeyi Rasülullah (s.a.v.) için kullandıklarını duyunca buna çok sevindiler. Çünkü yahudi dilinde bu kelime “pis, küfür, çoban” anlamını ifade ediyordu.

Bunun üzerine onlar:

-Şimdiye kadar Muhammed'e gizlice küfrederdik ama artık O'na açıkça küfredebiliriz. Çünkü bu söz O'nun ashabının sözüdür dediler. Daha sonraları Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına vardıklarında alaylı bir şekilde gülerek

-Ya Muhammed Raina derlerdi.

Saad Bin Ubade adlı Ensar'dan bir sahabi, yahudi dilini bildiği için bu durumu fark edince onlara;

-Ey Allah'ın düşmanları! Allah'ın laneti üzerinize olsun! Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemin ederim ki, şayet sizden bu sözü birinin söylediğini duyacak olursam boynunu vururum dedi. O zaman yahudiler:

-İyi ama bu sözü sizler de söylemiyor musunuz? dediler.

Bunun üzerine Allah (c.c.):

 

Ey iman edenler (peygambere) “Raina” demeyin “Unzurna” deyin ve (O'nu) dinleyin. Kafirler için elim bir azap vardır. 104 (Bakara)

 

Raina'nın eş anlamlısı olan “Unzurna” kelimesini içeren Ayet-i Kerime'sini inzal buyurdu.

Yeri gelmişken burada bir Hadisi Şerifi de aktarmak istiyorum. Peygamberimiz (s.a.v.): “ Yahudiler selam verirse almayın. Çünkü onlar “Seeme Aleyküm” (Allah belanı versin) derler” buyurmuştur. Ben şahsen buna şahit oldum. İşyerimize bir yahudi gelmişti. Selamün Aleyküm yerine Seeme Aleyke dedi. Fakat ben inkar edeceğini bildiğim için selamını almayıp kendine karşı cevap vermedim. Bu da bende Peygamber(sav)'in hadisini tastikleyen bir anı oldu.

*

 

Biz bir Ayet-i nesih edecek ya da unutturacak olursak ondan daha iyisini ve dengini getiririz. Yoksa sen Allah'ın her şeye gücü yettiğini bilmez misin? 106 (Bakara)

 

İslam'da nesih: Hüküm değişikliği yapma anlamına gelir.

Şer'i bir delille sabit fer'i bir hükmün daha sonra gelen yeni şer'i bir delille kaldırılması veya değişikliğe uğratılmasıdır. Tarih boyunca müçtehitler nesih hususunda görüş ayrılığına düşmüşlerdir. Kimisi kabul etmiş, kimisi de hüküm kalkmaz, bu bir stratejik usuldür demiştir. 19. Asrın sonlarına kadar ben de neshi hüküm kaldırma olarak düşünüyor, -ki bu yüzyıla kadar hemen hemen bütün insanlar toprağa bağlı gelişip değişiyordu- 20 ve 21. Yüzyılda ise strateji olarak ele almak gerektiğine inanıyorum. Çünkü şartlar değiştikce, toplumun eğitim, kültür ve ekonomik düzeyi yükseldikçe, kurallar da (olmazsa olmazların dışında) ona göre değişir. Fakat aynı şartlar oluşunca , yine eski kurallar devreye girer. Aksi halde cahil topluma alim toplumun kuralarını uygularsan bu zulüm olur ki, (üniversite konularını ilköğretimden sorumlu tutmak gibi) Sünnetüllah'a uygun düşmez. ( Tabi ki bütün kurallar değil). Herkese şamil olan kurallar olduğu gibi yalnız özel hallerde ve kişilere uygulanan kurallar vardır. Eğer ebedi olarak bazı ayetlerin hükmü kalkmışsa, niye aynı ayetler Kur'an'da yazılmış olsun ki. Yüce Allah (haşa) bilmiyor muydu o ayetleri Kur'an'a yazdırmamayı. Elbette biliyordu. -Ki Kur'an'da ayetler, surelerin içine Peygamberimiz(sav)'e Allah tarafından yerli yerince dizayn ettirilip yerleştirilmişti- Aynı ayetler Kur'an'da yazılı olduğuna göre kurallar şartlara bağlı olarak günü geldiğinde geçerliliğini sürdürür. Fakat bu konuyu sadece alimler arifler ve müctehitler çözebilir diye düşünüyorum. Çünkü; İslam dünyasının uyguladığı fetvalar genellikle Hicri 2 ve 3. Yüzyılda yetişmiş müçtehitlerin yorumlarıdır. O çağda ise, dünya hem düz düşünülmüş hem de insanlar ve müctehitler genelde dünyanın ılıman kuşağını gezip dolaşmış, ayet ve hadisleri bu şartlara göre yorumlamışlardı. Günümüzde ise dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılmış, buna paralel olarak İslam Dini yeryüzünün bütün bölgelerine ulaşmış, beşeri icat ve keşifler olabildiğince gelişmiş, insanoğlu neredeyse zihin okuma çağına ulaşmıştır. Bu nedenle dün anlaşılmayıp birbiriyle çelişir gibi görülüp reddedilen hadisler, nesh edildiği düşünülen ayetler bugün daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Artık İslam dünyasının zihni açık, âlemi ve dünyayı çok iyi bilen, küresel düşünen müctehitlere ihtiyacı vardır diye düşünüyorum. Tabi ki, yine en iyi ve en doğrusunu Allah bilir.

*